"AKLINI KİRAYA VERME" Salih DEMİR

BİR KİTAP ÖZETİ

            Derneğimizin kurucu atası Aziz Güler’in, tanıyan herkes tarafından bilinen kibar üslubuyla bendenize tevcih ettiği “Derginin yeni sayısında bir kitap özeti yazılması” görevi çerçevesinde yaptığım hazırlıkları, 10 paragraflık bir yazı çerçevesinde tasnif dışı olacak şekilde aşağıda arz edeceğim.

            Görevi aldığımda öncelikle son okuduğum kitabı özetlemeye karar verdim. Ancak, son okuduğum kitabın hangisi olduğuna yönelik düşünme sürecim, bizi yaşımızdakilerin “zamanın nasıl da hızlı geçtiğine” ilişkin sıkça yaptığı tespitin teyidi ile sonuçlandı.  Bunun yanı  sıra lise edebiyat kitabının özetinin ilgi çekici olmayabileceği sonucuna da ulaştım.

            Bunun üzerine, gelişen olaylara karşı hızlı ve akılcı tedbirler geliştirme yeteneğine sahip her subay (veya emekli subay) gibi, internet üzerinde var olan kitap özetlerinden birini bularak, kendi yazımın içerisine kopyalamak suretiyle görevimi çok kısa sürede tamamlamaya karar verdim. Ancak burada da seçeceğim kitabın konusunun belirlenmesi sorununu çözmem gerekti. Derginin okur kitlesinin büyük kısmını oluşturan harbiye mezunlarının tamamının çok ya da daha çok strateji uzmanı olması ve sadece ufku değil ufkun ötesini görebilmeleri nedeniyle, kitabın strateji, coğrafya, demografi vb. ilgi çekici hususları içermesini gerektiğine karar verdim.

            Bu çerçevede David Passig namlı gelecek bilimcinin (fütürist denebileceğini ileri sürenler de var) 2050 isimli kitabının özeti aşağıya çıkarılmıştır. Söz konusu bilim adamı "Ben kâhin değilim. Tek istediğim hepimizin alıştığı kısa vadeli düşünce tarzına meydan okumak" diye büyük bir tevazu ile başladığı kitabında ülkelerin kaderinin jeoloji ve demografileri ile bağlı olduğu temel tezi ile yaptığı incelemeyle önümüzdeki 40 yılda dünyanın halini öngörmektedir. Bu çerçevede;

            - Yakın geleceğin özel önem atfettiği hatta merkezi bir konuma getirdiği ülkelerin başında Türkiye’nin yer alacağı,

            -  Türkiye’nin geleceğin dünyasında ve özellikle Orta Doğu'sunda kilit bir öneme sahip olacağı, hatta "Orta Doğu'daki birçok ülkenin kaderinin Türkiye'nin kaderine ve merhametine bağlı" olacağı.

            - Türkiye'nin 100 yıllık bir uykudan uyanarak doğal görevine döneceği, kısaca Türkiye’nin bölgesinde güçleri dengeleyecek olan bir "süper güç" haline geleceği,

            - Bu tarihi sorumluluğun ülkenin üzerine önemli yükleri de bindirdiği, bunların başında bölge ve dünya tarihinde Türkiye'nin kendi yerini anlaması ve bu anlayışı benimsemesin geldiği, 

            - "Süper güç olma duygusunun Türkiye'nin kanında mevcut olduğu"

            - Geleceğin dört atlısının: ABD, Rusya, Japonya ve Türkiye olacağı, Çin, Hindistan, Brezilya, Almanya, İngiltere, Fransa veya Meksika'yı geleceğin başat ülkeleri olarak gösterenlerin yanıldığı,

            - ABD ile Rusya arasındaki soğuk savaşın şu an bir duraklamada olduğu ve 2020 yılından sonra yeni raunda başlanacağı,

            - ABD'nin bir süper güç olarak etkinliğini kaybetmeye başladığını ileri süren görüşlere itibar edilmemesi gerektiği, 21. yüzyılda tüm ülkelerin donanmalarının toplam gücünün ABD donanmasının gücüne denk olmadığı göz önüne alındığında ABD'nin hem ekonomik potansiyeli hem de komşularına olan on misli askeri gücüyle önemli bir güç olarak geleceğinin var olduğu, hatta ABD’nin, gelişiminin bir sonraki aşamasının henüz başında ve sonraki aşama daha da gösterişli olacağı,

            - Rusya'nın kaygılarının ABD'ninkinden daha varoluşsal olması nedeniyle, akılsızca hareketlerinin daha büyük çapta olacağı, bu durumun ABD'nin korkularını tetikleyeceği ve iki ülke arasındaki mücadelenin büyüyeceği, ABD’nin  buradan bir çatışma doğarsa Rusya'ya karşı Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Türkiye’yi güçlendireceği,

            -  İsrail'in bu evrede şaşırtıcı şekilde barışçı bir tavra bürüneceği,

            -  Türkiye'nin İslam coğrafyasında siyasi, kültürel ve askeri etkisinin güçleneceği, Arapların buna sıcak bakmasa da İran ya da İsrail'in aynı konuma gelmesindense bölgede güç olarak Türkiye'yi tercih edeceği, bu durumun Orta Doğu'nun bazı devletlerini güvenlik ve ekonomik gelişmeleri açısından Türkiye'ye bağlı kılacağı, Arap Baharı'ndaki rolüyle Türkiye’nin bu role şimdiden hazırlanmaya başladığı sonuçlarına ulaşmıştır.

            Bu yazarın kitabını internette incelerken, Stratfor düşünce kuruluşunun başındaki George Friedman’ın, "Önümüzdeki 100 yıl" adını verdiği kitabı da dikkatimi çekti. Bu kitapta da;

            -  Türkiye'nin geleceğin süper güçleri arasında yer alacağı, Türkiye ile Japonya’nın liderlik yapacağı ülkelerin ABD ile savaşacağı,

            -  Rusya ve Çin gibi güçler için önümüzdeki yüzyılda endişelenmeye gerek olmadığı, Rusça veya Çince'nin yerine Türkçe, Japonca, Polonya ve Meksika dillerinin öğrenilmesinde fayda bulunduğu, 

            - Türkiye'nin dünyadaki siyasi etkisinin 2050 yılında Osmanlı haritasını andıran bir görüntü oluşturacağı tespitleri yapılmaktadır.

            Değme ülkücülerin bile dile getirmekten imtina edebileceği bir Türkiye perspektifi sunan bu yazarlardan David Passig’in Yahudi olması,George Friedman’ın başında olduğu Stratfor düşünce kuruluşunun CIA ile bağlantılı olması bir nebze şüphe yaratsa da, ülkeme ilişkin bu öngörüler beni ziyadesiyle gururlandırmıştır. Ancak söz konusu kitapların, tam da “Büyük Ortadoğu”  projesi kapsamında “ılımlı İslama model” olan ülkemize, tüm Dünyadan teveccühün arttığı yıllarda 2009-2010 yıllarında ı yazılmış olmasını fark etmem bir miktar hayal kırıklığı yaşamama neden olmuştur.

            Bendenizi gaza getiren bu tespitlerin, yeni Osmanlıcı stratejik derinlik sahiplerini ne hale getirmiş olabileceğini varın siz hesaplayın. Bu kitapları yazdıran güçlerin etkisiyle başlatılan politikaların “Şam’da Emevi Camiinde cuma namazı kılmayı” hedeflemesi de bu çerçevede şaşırtıcı olmamaktadır. Gelinen nokta da bize bu gazı veren aynı çevrelerin, “Suriye’de mülteciler için güvenli toplanma bölgeleri kurmak isteyen Türkiye’nin kendi toprakları toplanma alanı oldu” diye dalga geçmeye başlaması bu son derece öngörülü politikalarımızın bir nebze de olsa revize edilmesi gerektiğini akla getirmektedir.

              Esasen en iyi gelecek bilimcinin, gelecek geldiğinde, geçmişte yaptığı analizlerin neden tutmadığını en iyi izah edebilen kişi olduğu herkesin malumlarıdır. Bu çerçevede, Cem Yılmaz’ın espiri üretmek için kullandığı kaynağın aynısına başvurduklarını değerlendirdiğim bu gelecek bilimcilerin önümüzdeki dönemde, “Ortadoğu lideri olmak isterken kendi topraklarını muhafaza etmekte güçlük yaşayan Türkiye’nin yaptığı hatalar nedeniyle, 2050 yılında bölge liderinin İran olabileceği” yönünde tespitler içeren kitap yazmasını olasılık dâhilinde görüyorum.

            Kitap özeti işine kendimi kaptırınca bir yerine ikisi yazılmış, biri yazılacak üç kitap özetlemiş oldum. Kıymetinizi bilin. Sahip olduğum üstün yeteneklerle okumadığım halde özetleyebildiğim kitaplardan ulaştığım sonucu aşağıda sunuyorum.

            “Aklını kiraya verme, aklına geleni işleme, her ağacı taşlama.”

 

Salih DEMİR 26.10.2015

zabitan.net@gmail.com

563 kez okundu
31.12.2017

Yorumlar