JEOPOLİTİK-2-Bülent ULAŞ

JEOPOLİTİK DİSİPLİNİ VE İŞLEVLERİ – II

 

Zabitan Dergisinin ikinci sayısında “Devlet yönetimi bilimi” olarak da adlandırılan jeopolitik disiplininin ve jeopolitik kavramının tanımını yapmış ve jeopolitik disiplininin işlevlerini incelemeye girişmiştim.

Bu kapsamda jeopolitiğin işlevlerinden üçünü “Açıklama ve yönlendirme” , “Tasarım” ve “Uyarlama” işlevlerini açıklamıştım. “Güç yönetimi” ve “Milli güvenlik siyaseti oluşturma ve uygulama”  işlevlerinin izahını ise yer darlığı nedeniyle bir başka yazıya bırakmıştım. Bu yazıda jeopolitiğin işlevleri konusunu noktalayacağım. İlgi duyanlara bu yazıyı önceki sayıda yayınlanan bölümden sonra okumalarını öneririm. 

  

4. Güç Yönetimi İşlevi

Jeopolitiğin temel işlevi, jeopolitik etüt yaparak milli hedefleri tespit etmek ve bu hedeflere ulaşmaya elverişli milli güç unsurlarını ve yöntemlerini planlayarak iç ve dış politikaları yani milli siyaseti oluşturmak ve uygulamaktır.

            Jeopolitiğin temel işlevinin daha iyi anlaşılabilmesi için taktik, strateji, milli siyaset (politika),  milli güç, milli hedef ve milli menfaat kavramlarıyla ilişkilendirilmesi ve güç yönetimindeki yerinin belirlenmesi gerekir.

Jeopolitiğin güç yönetimi işlevi “milli menfaat” kavramı ile harekete geçer. Milli menfaatler, “bir milletin kendi güvenlik ve refahı için zorunlu olan hususlar” olarak tanımlanmaktadır. Milli menfaatin kaynağını, devletin var oluş nedeni oluşturur ve buna uygun olarak tespiti gerekir. Aksi halde “fayda” yerine “zarar” getirir ve içte bir zümrenin veya dışta başkalarının veya bunların her ikisinin menfaati haline gelerek milliliğini yitirir. Milli menfaatler genellikle devletlerin anayasalarının başlangıç kısmında ve genel ilkelerin açıklandığı bölümlerde belirtilir. 

Milli menfaatler milli değerlerle uyumlu olmalıdır. Milli değerler; bir devletin karakterini belirleyen, siyasi sistemine ve sosyal düzenine yön veren hukuki, moral ve ekonomik değerlerdir. Milli değerler milli menfaatlerin özünü oluştururlar ve milli devletin değişmeyen hedeflerini teşkil ederler.

Milli menfaatler; milli hedefler ve milli siyasetin belirlenmesinde hem bir hareket noktası hem de çerçeve görevi görürler. Milli menfaatlerden hareketle milli hedefler ve milli siyaset geliştirilir.

Milli hedefler, elde edilmesi halinde milli menfaatlerin gerçekleştirilmesini sağlayan sonuçlardır. Milli hedefler, milletin tarihinden kaynaklanır ve milletle beraber geleceğe yönelirler. Tarihin akışı içinde aynı millet, farklı devletler kurabilir, hatta aynı tarihte aynı milletin kurduğu birden fazla devlet var olabilir. Bunların her birinin varoluş sebepleri, milli menfaatleri ve milli hedefleri; içinde bulunulan zamanın ve coğrafyanın gerekleri bakımından farklılıklar gösterebilir. Ancak, hepsinde de değişiklik göstermeyen bazı ilkeler ve hedefler mevcuttur ki bunlar o devletin değil, o milletin hedefleridir. Çünkü kurucu unsur olan millet aynıdır. Aslında bunlara “milletin hedefleri” demek de mümkündür. Daha dar anlamda milli hedefler ise; mevcut durumda ve görünebilen bir gelecekte, sağlanabilecek imkanlar nispetinde, milli menfaatleri gerçekleştirmeye yönelik sonuçlardır. Bu anlamda milli hedefler, milletin hedefleri ile aynı doğrultudadır.

Türk Milletinin kurduğu bütün devletlerde hiç değişmeyen bazı ortak milli hedefler vardır. Mert Bayat “Türk Milletinin Hedefleri” olarak kabul edilebilecek bu ortak özellikleri; devletin kutsallığı ve ebediliğine inanmak, bağımsızlık, merkezi yönetim, çevreyi etkileme ve egemen olmak, doğuyu güvenceye alıp buradan ekonomik güç ve lojistik sağlayarak batıya yönelmek, kültürünü korumak, diğer devletlerin bilimsel teknolojik gücünden yararlanmak, aile bağına önem vermek ve devleti bu bağ üzerinde tutmak, eğitim ve öğretime önem vermek, istişareyi devlet kurumu haline getirmek şeklinde saymaktadır.

Milli güç, “bir devletin milli hedeflere ulaşmak ve milli menfaatlerini sağlamak amacıyla kullanabileceği maddi, manevi, nitel ve nicel değerlerin toplam verimliliği” olarak tanımlanabilir.

Politika, strateji ve taktik kelimeleri; çeşitli düzeylerde güç planlamasını ve yönetimini ifade eden kavramlardır.

En basit hali ile taktik, strateji ve politika; güç kullanarak bir amaca ulaşmanın yolunu belirlerler ve birbirlerinin alt üst basamaklarıdırlar. Daha geniş olarak taktik, strateji ve politika; geliştirdikleri askeri, politik, ekonomik,  sosyal ve benzeri güç unsurlarıyla, belirledikleri hedefe ulaşma yol ve yöntemlerini seçenekleriyle araştırıp tespit eder, seçeneklerin önceliklerini belirler ve zaman unsurunu da katarak karara ulaşırlar (Bkz. Şekil 1).

Politika (milli siyaset), strateji ve taktik kavramları; güçlerin belirlenmesi ve geliştirilmesi, hedeflerin seçilmesi, hedefe giden yol ve yöntemlerin tespit edilmesi, tespit edilen yol ve yöntemlerin önceliklerinin belirlenmesi, zaman faktörü de dikkate alınarak karar verilmesi, ayrıntılı planlama yapılması ve uygulamaya konulması işlevlerini yerine getiren,  genelden özele, büyükten küçüğe doğru olmak üzere sırasıyla birbirlerinin alt birimini oluşturan güç yönetimi basamaklarıdır (Bkz.Şekil 2).

Taktik stratejinin, strateji ise politikanın (milli siyasetin) bir alt hareket tarzını ifade eder. Politik düzeydeki hata, stratejik ve taktik düzeyde başarılarla düzeltilemez. Bir politika içinde birden fazla strateji, bir stratejinin içinde birçok taktik düzeyde çalışma, planlama veya uygulama olabilir.

 

Şekil 1. Politika, Strateji, Taktik ve Güç Yönetimi

 

 

Şekil 2. Güç Yönetimi Düzeyleri ve Aşamaları

 

Askerlikte politika, strateji ve taktik çalışmaların sınırları belirgindir; ancak diğer alanlarda devlet yönetimi melekesinin yeterince gelişmemesi sebebiyle bu basamaklar arasındaki sınırlar daha belirsizdir. Taktik öğreti taktiğe, jeostrateji stratejiye, jeopolitik politikaya (milli siyaset) bilgi ve veri tabanı hazırlarlar.

Politika ve siyaset kelimeleri genellikle eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Sözlük anlamıyla politika, “devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatı, siyaset” olarak tanımlanmakta; siyaset ise, “devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş ve anlayış” olarak tanımlanmaktadır.

Politika süreci; politikanın belirlenmesi, onay, uygulama ve geri besleme olmak üzere dört safhadan oluşmaktadır. Politikanın belirlenmesi, öncelikle problemin tanımlanması ve değerlendirme süreci içinde bu probleme karşılık verecek politikanın formüle edilmesi ve ilgili güç unsurlarının görevlerinin belirlenmesini kapsar. Onay süreci, icra makamlarının ve yasama mekanizmasının bazen de medyanın veya diğer baskı gruplarının tartışmalara katılımını gerektirebilir. Uygulama safhası ise kimlerin, ne yapacağı ile ilgilidir ve bürokrasi bu dönemde kilit mekanizmadır. Gücü kullananlar politikaları doğru algılamak, uygun güç tatbik etmek ve bazen de planlarını revize etmek zorundadır. Geri besleme, uygulanan politikanın görünen sonuçlarına göre yeni politikaların ve revizelerin yeniden doğru karışımlarla enjekte edilmesi veya yeni politik vasıtaların devreye sokulmasını sağlayan bir geri dönüşüm sürecidir.

Sevkülceyş yani strateji; eski Yunan dilinde ordu anlamına gelen “stratos” ile kullanma anlamına gelen “ago” kelimelerinin bir araya gelmesiyle türetilmiş bir kelimedir ve orduyu kullanma anlamında kullanılırdı. Günümüzde ise askeri güç dışındaki güç unsurlarının üst düzey planlaması ve yönetimi için de kullanılan bir kavram haline dönüşmüştür. Strateji; bir ittifakın, devletin, siyasi grubun veya askeri liderin; rakibi karşısında kazanım elde etmek amacıyla; çeşitli kaynakları rasyonel bir şekilde koordine ederek, hedefe ulaşmak amacıyla uyguladığı planlar bütünü olarak tanımlanabilir. Strateji, siyasi başarı olasılığını artırmak ve amaca ulaşabilmek için hedefler, konseptler ve kaynakların sinerji ve simetrisini yaratmaya çalışır. Bu ise stratejik düşünmeyi genişletmek ve disipline etmek için stratejik teori ihtiyacını ortaya çıkarır. Stratejik teori; gücün bütün kombinasyonlarını, muhtemelen kararın risk ve sonuçlarını, hasımların müttefiklerin ve diğerlerinin tartılmasını sağlayacak bir düşünce çerçevesi sağlar.

Tabiye yani taktik ise; kıtaları muharebe alanında kurallara göre kullanmaktır. Kamusu Osmanî tabiyeyi “Ordunun meydan-ı harpte icabat-ı mevkiyeye göre yerleştirilmesidir.” şeklinde tanımlamıştır. Taktik, stratejiye uygun olarak daha alt düzeyde güç yönetimini ifade etmektedir ve tıpkı strateji kavramı gibi artık askeri güç dışındaki güç unsurlarının planlaması ve yönetimi için de kullanılan bir kavram haline dönüşmüştür.

Milli siyaset, milli hedeflerin elde edilmesi için uygulanacak genel hareket tarzlarıdır. Bu amaçla yürütülecek bütün faaliyetler için düzenleyici ve sınırlayıcı bir rehber vazifesi görür. Bu yönüyle milli siyaset, milli gücün milli menfaatler doğrultusunda hazırlanması ve kullanılması sanatıdır. Milli siyaset; milli güç unsurlarının kullanımına ilişkin stratejiler ve taktikler ile uygulamaya konur. Siyasi hareket tarzları üretilmesi, üretilen hareket tarzları arasında seçim yapılması ve seçilen hareket tarzının uygulanmasının takibi ile ilgilenir. 

Jeopolitik, milli hedeflere ulaşmaya elverişli stratejik ve taktik hedeflerin ilgili devlet organlarınca doğru olarak tespit edilmesini ve düzeye uygun güç kullanılmasını izleyerek milli siyaseti uygulamaya geçirir. Diğer disiplinlerin sağladığı bilimsel verileri kullanarak jeopolitik disiplini içinde kaynaştırır ve mevcut kaynakları güç yönetimi prensiplerine ve düzeylerine uygun olarak en verimli şekilde yönlendirir.

Jeopolitiğin güç yönetimi işlevi; esas olarak planlama ve uygulama aşamalarından oluşur. Jeopolitik, uygulama aşamasında güç yönetimine ilişkin bazı yöntemler kullanır ve dolayısıyla bu yöntemler de jeopolitik disiplininin ilgi alanı içine girer.

Güç uygulamasında genel olarak; ikna, ödüllendirme, cezalandırma ve zor kullanma olmak üzere dört ayrı yöntem kullanıldığı kabul edilmektedir. Bu yöntemlerden zor kullanmayı diğer üçünden ayırmak gerekmektedir. İlk üç yöntemde gücü uygulayan aktör güç uygulanana kendi arzusunu gerçekleştirmesi yönünde bir seçme hakkı tanırken, zor kullanmada güç uygulananın seçme imkânı tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Bu nedenle zor kullanmanın; en azından kısa vadede güç uygulamasının en masraflı, bedeli en ağır yöntemi olduğu akılda tutulmalıdır. İkna, güç uygulayanın teşvik yoluyla güç uygulananın tercih ya da pozisyonunu istediği biçimde değiştirmesi anlamına gelmektedir. Ödüllendirmenin ikna ile iç içe bir yöntem olduğu söylenilebilir. Ödüllendirmede ikna yöntemine nazaran daha kuvvetli bir etki kullanılmaktadır. Cezalandırma da ödüllendirme gibi ikna etmenin yollarından biri olarak görülebilir. Yalnız bu koşulda gücü uygulayan ile güç uygulanan arasında ciddi bir gerilim olacağı aşikârdır. Zor kullanma ise bir aktörün diğerinin imkân ve kabiliyetlerini üstün askeri gücünü kullanarak bastırması ve kontrol etmesi şeklinde uygulanmaktadır. Bu yöntemlerden hangilerinin ne ölçüde kullanılacağına; güç kullanımının ve hedefin düzeyine göre jeopolitik düşünce disiplini içinde karar verilecektir.

Devletin “sürekliliğini” sağlamak için güç kullandığını vurgulayan Defay “Devlet kendisini yıkmak ya da bağımlı hale getirmek isteyen her türlü iç ve dış teşebbüse karşı önlemlerini almalıdır. Alan bağlamında, bunun anlamı, devletin topraklarının bütünlüğünü korumakla yükümlü olmasıdır. Ayrıca, devletin kendisini her türlü parçalanma tehlikesine karşı koruması, her türlü dış saldırı girişimine karşı caydırıcı olması ve bir yandan da kendi dış saldırı planlarını yapması gerekir. Nihayet, devletin özellikle finans kaynaklarını güçlendirmesi ya da en azından koruması gerekir. Devlet içte ve dışta birçok alanda etkili olabilir. Gözetme ve cezalandırma, kendini koruma, korkutma ve çekici olma, ekonomik alanda teşvik etme, etkin olma… Bütün bunlar alanlar bağlamında yansıyan etkinliklerdir.” demektedir.

Devletin etki alanlarını küçük bölgelere ayırmak suretiyle, polis, jandarma, ordu, maliye, adliye gibi denetim unsurlarını yoğunlaştırarak istediği bölgelerde daha güçlü denetim mekanizmaları kurması; istediği bölgelerde büyük askeri garnizonlar kurarak güç gösterisi yapması ve halkı itaatkâr olmaya davet etmesi; görkemli askeri geçit törenleri düzenlemesi; şehirlerde geniş meydanlar ve park alanları inşa etmesi, gösterişli kültür ve sanat merkezleri, kütüphaneler gibi kültür yapıları inşa etmesi; ülkeyi yoğun bir kara ve demiryolu şebekesiyle donatması, en ücra köşelere okul, hastane, postane gibi kamu hizmetlerini götürmesi; yabancı başkentlerin en gözde semtlerinde sanatsal mimari özellikler taşıyan elçilik ve konsolosluk binaları inşa etmesi; ülke dışında askeri üsler bulundurması gibi uygulamalar devletin ülke içinde ve dışında güç kullanımı yöntemlerine örnek olarak gösterilebilir.

Günümüzde devlet yönetimi basit siyasi tercihlerle açıklanamayacak kadar karmaşık etkilere maruzdur. Siyasi kararlar, güç yönetimi aşamalarını dikkate alan bir düşünce disipliniyle alınmalı ve uygulanmalıdır. Bu düşünce ve uygulama akışını sağlamak jeopolitik disiplininin görevidir. Politika, güç ve hedef ilişkisini kurarken veya gücün geliştirilmesi ile hedefe ulaşılması için uygulanacak hareket tarzlarını belirlerken jeopolitikten yararlanılacaktır.

 

 

5. Milli Güvenlik Siyaseti Oluşturma ve Uygulama İşlevi

20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren dünya siyasetinde meydana gelen hızlı dönüşümler, küreselleşme süreci ve ABD süper gücüne karşı çare arayışları jeopolitiğin yeniden gündeme gelmesini tetiklerken; jeopolitiğin esaslı bir işlev kazanmasına da yol açmıştır. Özellikle küreselleşme sürecinin etkileri karşısında milli devletlerin varlıklarını sürdürebilmek için savunmaya geçmesi; güvenlik ve milli güvenlik kavramlarının algılanmasında da değişimlere yol açmış ve milli güvenlik kavramı ile jeopolitik yaklaşım ilişkilendirilmiştir.

Jeopolitiği; son aşamada milli güvenlik siyasetini oluşturan ve uygulayan bir disiplin olarak gören eğilim ortaya çıkmıştır. Dünyanın karmaşıklaşan sorunları karşısında öne çıkan jeopolitik bakış açısının devlet içinde kurumsallaşması gerektiği fikri de bu eğilimi güçlendirmiştir.

Örneğin tarih boyunca emperyalist geleneğini sürdüren ve Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında büyük güç kaybına uğrayan Rusya’da jeopolitik ve güvenlikle ilgili genel bir teori oluşturmak için metodolojik ilkeler tespit etme çalışmaları yapılmıştır.

Esasen güç planlaması ve yönetimi işleviyle uygulamaya geçirilebilen jeopolitik disiplini yoluyla milli siyaset oluşturulmakta, milli siyaset ise milli güç unsurlarını kullanarak milli hedeflere ulaşmaktadır. Milli güç unsurlarının bir yandan da hasım devletlerin hedefleri olduğu dikkate alındığında, güç unsurları üzerinde iki yönlü bir etkileşimin söz konusu olduğu ve jeopolitiğin milli güvenlik kavramıyla bir arada düşünülmesi gerektiği de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Hiçbir devlet hasım devletlerin ya da menfaatlerinin çatıştığı devletlerin güçlü olmasını arzu etmez. Her fırsatta onu zayıflatmaya, siyasal ve ekonomik istikrarsızlığa sürüklemeye ve dağılmasını sağlamaya çalışır. Bu çalışmaların amacına ulaşması için en masrafsız ve risksiz yolları dener, hedef alınan ülke içerisinde mevcut sorunları kullanmak ve istismar etmek suretiyle “örtülü eylemler” yürütür. Mevcut sorunların çözümünü engelleyerek içinden çıkılmaz bir duruma getirmeye çalışır. Bu maksatla suni krizler yaratır. Etnik köken, din ve mezhep farklılıklarını canlı tutarak hedef devleti yıpratmaya çalışır. Mevcut terör örgütlerini destekler.

Devletler, devam eden ve muhtemel krizleri ve yeni oluşumları yakından takip ederek, milli güvenliğe ve milli menfaatlere yönelik tehdit ve riskleri önceden değerlendirmek, gerekli önlemleri önceden almak ve milli güç unsurlarının imkânları dâhilinde inisiyatifli bir siyaset izlemek zorundadır. Güvenlik endişelerinin milletlerarası güvenlik anlayışı içinde ve milletlerarası ortamın gerekli kıldığı yapı ve hukuki düzenlemeler içinde giderilmesi gereklidir. Bu durum; bölgesel ittifaklar, stratejik ortaklıklar gibi milletlerarası işbirliğini geliştiren ve milli menfaatleri gözeten bir milli güvenlik siyaseti takip edilmesini gerektirir.

Bu kapsamda “güvenlik” kavramından ne anlaşılması gerektiği ve sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği konusunda görüş birliğinin bulunmadığı belirtilmelidir. Milletlerarası ilişkiler disiplininin hem realist hem de neorealist yaklaşımlarında güvenlik, gücün bir uzantısı biçiminde değerlendirilmektedir.

Buzan, milletlerarası ilişkilerde realist ve idealist düşünce okulları arasındaki süregelen tartışmaları yorumlamıştır. Buzan’a göre realistler, güvenlik kavramını kendi tercih ettikleri güç fikri altında incelemişler, idealistler ise, barış kavramı altında değerlendirmişlerdir.

Güvenlik sadece güç ile ya da güç dengesi sayesinde sağlanmaktadır. Güvenliğin dar olarak tanımlanması, kavramı sadece ekonomik kapasiteye ve devletlerin askeri güç kullanma kapasitelerine indirgemektedir. Bu durum siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel alanlardaki tehditleri yok saymak demektir.

Bu yüzden, günümüzde güvenliği sadece askeri yönden ele almak mümkün değildir. Ekonomik, siyasi, psikolojik ve sosyolojik yönleriyle de güvenlik bir bütündür. Milli güvenlik kavramının, devletin sınırları içerisinde kalan bireyleri, grupları ve devlet dışı güç merkezlerini kapsayacak şekilde iç güvenliği, diğer yandan devlete karşı dışarıdan gelebilecek tehlikelere yönelik dış güvenliği kapsadığı genel kabul görmektedir. Bununla beraber, milli güvenlik bir bütündür, bu ayrım daha çok güvenliğe yönelik tehditlerin kaynağını işaret etmek için yapılmaktadır.

Milli güvenlik kavramının algılanmasındaki bu değişim; beraberinde siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri güçler arasında yeni dengeler yaratmış ve boyutları genişleyerek devlet yönetimlerinde vazgeçilmez bir yere sahip olmuştur. Böylece milli güvenlik, sadece silahlı kuvvetleri ilgilendiren bir kavram olmaktan çıkmış, daha geniş bir yelpazede ele alınmaya başlanmıştır.

Milli güvenlik kavramını kısaca; bir devletin milli menfaatlerinin iç ve dış tehditlere karşı korunması ve kollanması olarak tanımlamak mümkündür. Milli güvenlik kavramının milli menfaatler, tehditler ve tedbirler olmak üzere üç unsuru ihtiva ettiği görülmektedir.

Devlet düzeyinde tehdit kavramı; bir kişi, grup veya devlet tarafından bir devletin hayati öneme sahip milli değerlerine yönelik; ekonomik siyasi, sosyal, kültürel, psikolojik ve askeri olarak; niyet edilen, planlanan veya uygulanan, her türlü davranış ve eylemlerin tümü olarak tanımlanabilir.

Tehditler, kaynakları ve vasıtaları bakımından; iç tehdit ve dış tehdit olarak sınıflandırılmaktadır. Dış tehdit; diğer bir devletin ve milletlerarası terör örgütlerinin niyetlerinin, imkân ve kabiliyetleri ile hareketlerinin, asimetrik tehdidi de kapsayacak şekilde değerlendirilmesine dayanan tehlike algılamasıdır. Dış tehdit, doğrudan veya örtülü olabildiği gibi askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel tehditler şeklinde yönlendirilebilmektedir. İç tehdit ise; kökü ve kışkırtıcı kaynakları içeride ve/veya dışarıda olan, yurtiçinde açık veya gizli olarak yürütülen, anayasal düzene, ülke bütünlüğüne ve menfaatlerine yönelik, tehlike algılamasıdır. Bu sınıflandırmalar, tehdit ve risklere karşı alınacak tedbirlerin belirlenmesinde önem taşımaktadır. Tehditler önem sırasına göre; tehdit, potansiyel tehdit ve risk şeklinde algılanmaktadır. Potansiyel tehdidin her an tehdide, risklerin potansiyel tehdide veya süratle tehdide dönüşmesi söz konusu olabilir. Bu nedenle sadece tehditler değil, potansiyel tehdit ve risklerin de sürekli takip edilmesi ve bunlara karşı da tedbir geliştirilmesi önem arz etmektedir.

Ülke sorunlarının anlaşılabilmesi için öncelikle ülkenin taşıdığı duyarlılıkların ve bunlara yönelik tehditlerin tespit edilmesi gerektiğini ve bunun için geniş kapsamlı bir jeopolitik çalışmaya ihtiyaç olduğunu belirten Suat İlhan; tehdit ile jeopolitiğin güvenlik siyasetinde birleştiklerini, güvenlik siyasetinin geniş zaman diliminde bütün alanlara yayılan ve ancak jeopolitik inceleme ile belirlenebilecek olan tehditleri etkisiz kılacak şekilde tespit edilmesi gerektiğini söylemektedir.

Suat İlhan devamla “Duyarlılık kendi düzeyindeki tehdidin ilk kaynağını oluşturur ve genellikle geçerli bir yetersizliğin sonucu olarak belirir. Duyarlılığa yönelik tehdit ise tehdit için kullanılacak olan vasıtalar ve tehdit edilen hedeflerle açıklık kazanır. Nelerin tehdit altında olduğu ve tehdidin etkili olabilmesi için nelerden, hangi vasıtalardan yararlanılacağı bilinmelidir. Tehdidin vasıtaları ve hedefleri ile açığa çıkarılmasına, tanınmasına yardımcı olacak tek disiplin ise jeopolitiktir. Çünkü jeopolitik düzeydeki incelemelerde, sorunlara geniş ve bütün alt birimleri (güç yönetiminin bütün düzeylerini) dikkate alan bir yöntemle çözüm aranmaktadır. Tehdit mevcut güçleri vasıta olarak kullanır. Tehdidin karşı taraftaki hedefleri de aynı tür güçlerdir. Araç ve hedef iki ayrı uçta olduğu halde, her ikisinin de unsurları, alt birimleri aynıdır. Çünkü her ikisi de güç unsurlarıdır. Gücün alt birimleri, tehdit vasıtalarının ve aynı zamanda tehdit hedeflerinin alt birimleridir. Askeri, ekonomik, sosyal ve politik güçler kullanılmakta ve karşı tarafın aynı güçleri hedef alınmaktadır. Bu güçler aynı zamanda jeopolitiğin unsurları ve tehdidin kaynaklarıdır.” demektedir.

Güvenlik ve milli güvenlik kavramındaki genişlemeye paralel olarak devletler, kendi tehdit ve risk algılamaları çerçevesinde milli güvenlik siyasetlerini tespit etmeye yönelik ve ihtisasa dayalı milli güvenlik sistemleri oluşturmuşlardır. Milli güvenlik sistemi; güvenlik ortamının izlenmesinden çıkarların ve fırsatların tespitine, gerekli istihbaratın üretilmesinden durumun değerlendirilmesine, uygun siyasetin ve vasıtaların seçiminden kriz yönetimi içerisinde uygun siyasetin uygulamasına kadar gerekli fonksiyonları sağlayacak süreç ve unsurları bünyesine bütünleştirmiş olmalıdır.

Milli güvenlik sistemlerinin yapısı; her devletin coğrafyası, jeopolitik konumu, anayasal düzeni ve sosyal yapısına bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bu kurumların çoğunun isminde “milli güvenlik” sözcüğü yer almaktadır. Bazıları ise; “konsey” veya “savunma konseyi” olarak adlandırılmıştır. Bu kurumların siyasal yapı içindeki durumları incelendiğinde; çoğunun devletlerin anayasalarında yer aldığı; bir bölümünün kanun ile bir bölümünün ise kararname ile teşkil edildiği görülmektedir. Milli güvenlik kurumları, devletlerin yürütme fonksiyonu içinde yer almakta; başkanlık sistemi ile yönetilen devletlerin milli güvenlik kurumlarının başkanlığını, cumhurbaşkanı veya devlet başkanı; diğerlerinde başbakan yapmaktadır. Ayrıca, milli güvenlik kurumları, istihbarat birimleri ile koordineli çalışmakta veya istihbarat birimleri milli güvenlik kurumlarının bünyesinde yer almaktadır.

Gelecekte bilgiyle donatılmamış ve bilgi üretmeyen toplumların varlıklarını bağımsız ve özgür biçimde devam ettirme imkanları yoktur. Devletlerin varlığı ve güvenliği sağlayabildikleri ve üretebildikleri bilgiyle doğru orantılıdır. Devlet hayatının hemen her alanında ve özellikle güvenlik, iç ve dış siyaset üretilmesi gibi konularda bürokratların ve siyasetçilerin bilgiyle donatılması şarttır. Gelişmiş devletlerin milli güvenlik siyasetlerinin geliştirmesinde ve uygulanmasında; kaynak ve destek sağlamak amacıyla ve bilgi birikimi, bilgi üretimi ve dağıtımıyla görevli stratejik araştırma ve inceleme kuruluşlarının önemli bir yeri vardır. Dolayısıyla etkili bir milli güvenlik sistemi bu tip yarı resmi veya bağımsız kuruluşlarla da desteklenmelidir.

Milli güvenlik siyasetinin başarılı bir şekilde uygulanması ile ülkenin sahip olduğu milli güç ve bu gücü etkin olarak kullanma kabiliyeti arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu nedenle jeopolitiğin bir amacı da milli güç unsurlarını her düzeyde güçlendirici tedbirleri belirleyerek, milli güç kapasitesini bir plan dâhilinde artırmak olmalıdır.

Jeopolitik dünyayı bir bütün olarak görme ve algılama imkânı sağladığı gibi iç ve dış siyasetin, her türlü bilimsel veri ile desteklenmiş milli güvenlik siyasetiyle uyumlu ve bir bütün halinde, disiplinden geçirilerek planlanmasını ve uygulanmasını sağlamaktadır.

Sonuç olarak jeopolitiğin nihai işlevinin; milli güvenlik kurumu gibi somut bir yapıya bürünerek devletin geçmişe yönelik hafızasını korumak ve geleceğe yönelik perspektifini belirlemek, böylece devletin manevi varlığını ve ilkelerini devlet aygıtı içinde sürekli kılmak olduğunu söylemek mümkündür.

Bütün Zabitan'a  Sağlık ve esenlik diler, sevgi ve saygılarımı sunarım. 

 

495 kez okundu
31.12.2017

Yorumlar