BEŞ ÜLKE, BEŞ BAŞKENT - Oğuz AKSOY

Beş Ülke, Beş Başkent - Oğuz AKSOY

            Görevim gereği birçok kez yurt dışına çıktım ama hep keşke ailem de yanımda olsa diye düşündüm. Emekli olduktan sonra aileme bir yurt dışı tatili yapma sözü verdim ve 2015 yılında bu sözümü gerçekleştirdim.

            2014 yılı Aralık ayında erken rezervasyon fırsatından yararlanmak amacıyla daha önceden belirlediğim tur şirketinden bir haftalık Orta Avrupa tatili satın aldım. Tur şirketini belirlerken tur şirketinin rehberlerini, kalınacak otelleri ve bütçemi dikkate aldım. Bu konuda arkadaşlarımdan aldığım bilgiler beni doğrudan bir tur şirketine yöneltti.

            Sonunda ailece heyecanla beklediğimiz gün geldi ve 18 Temmuz 2015 tarihinde Prag (3 gece)-Viyana (2 gece)-Budapeşte (2 gece) turuna başladık. Hemen başlığa bakıp hani beş ülkeydi dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet tatilimiz üç şehirde konaklamalıydı ama bu şehirler arasındaki seyahatlerde Slovakya’nın başkenti Bratislava’yı ve Saksonya Eyaletinin (Almanya) başkenti Dresden’i de görme imkânı bulduk.

            İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı’nda tur rehberimizin bizi karşılamasıyla başlayan tatilimiz yaklaşık 2 saat süren bir Prag uçuşuyla devam etti ve yedi günlük rüya gibi bir tatil yaptık.

Birinci Gün:

            Öğle saatlerinde başlayan Prag panoramik şehir turunda; Prag Kalesini, Cumhurbaşkanlığı Sarayını, St.Vitus Katedralini, Franz Kafka’nın Evini, Charles Katedrali Köprüsünü, dünyanın en dar sokağını, şehir meydanını ve bu meydandaki astronomik saat kulesini gördük.

Resim-1: Aziz Vitus Katedrali

  En çok ilgimi çekenler:

- Prag Kalesi içerisinde yer alan ve Gotik mimari tarzında saray kilisesi olarak 1344 yılında inşa edilmiş Azizi Vitus Katedrali,

- Franz Kafka’nın evinin bahçesindeki Çek Cumhuriyeti haritasına çiş yapan iki erkek politikacı heykeli,

- Vtlava nehri üzerinde yapımına 1357 yılında başlanan ve 1402 yılında bitirilen, yaklaşık 1700 yılında dikilen çoğu Barok stilinde olan 30 heykel ile dekore edilmiş olan Charles (Karl) Köprüsü (Bu heykellerden birinde Viyana’yı fethedemediği için düşüncelere dalmış bir Osmanlı Paşası’nın heykeli de bulunmaktadır.),

- Sadece yayaların trafik ışıkları yardımıyla birer birer geçebildiği dünyanın en dar sokağı,

- 15. Yüzyılda bir saat ustası olan Hanus tarafından yapılan 12 saat dilimini 12 burcun sembollerinin gösterdiği Astronomik Saat Kulesi (Rivayete göre şehri yönetenler Hanus Usta’nın başka bir şehre böyle bir saat yapmasını engellemek için onu kör etmişler.).

İkinci Gün:

            Otelimizde yaptığımız kahvaltıyı müteakip kralların şehri olarak bilinen Karlovy Vary şehrini keşfe gidiyoruz. Karlovy Vary’ye giderken uçsuz bucaksız şerbetçi otu (biranın hammaddesi) tarlalarının içinden geçerek dünyanın en ucuz birasının üretildiği Krusovice bira fabrikasına uğruyoruz. İsteyenler buradan alışveriş yapabiliyor.

Resim-2: Karlovy Vary Şehri.

 

En çok ilgimi çekenler:

- Rivayete göre İmparator IV. Karl (Charles) av esnasında bir ceylan vuruyor. Yaralı ceylan vurulduğu yerdeki sudan içince iyileşiyor ve oradan uzaklaşıyor. İmparator da Karl’ın banyosu anlamına gelen kaplıca şehri Karlovy Vary’yi buraya kuruyor.

- Karlovy Vary içinde kaplıcalar barındırıyor. Kentte sıcaklıkları 30 0 C – 70 0 C arasında değişen 12 kaynak suyu bulunuyor. Film festivali, masalımsı binaları, kâğıt helvaları ve porselenleri ile ünlü.

- Atatürk, Karl Marx, Beethoven, Mozart, Çar 1.Petro gibi birçok ünlünün dinlenmek ve sıhhat bulmak için tercih ettiği UNESCO tarafından koruma altında bulunan bir şehir. Bugün Rus milyarderleri özel uçakları ile bu şehre geliyor, golf oynuyor ve otellerinde dinleniyorlar.

- Atatürk 11 Ekim 1917'de izinli olarak ve tedavi maksadıyla İstanbul'a geliyor. Bu sırada yirmi gün sürecek bir resmi ziyaret için Almanya'ya gitmeye memur ediliyor. Bu suretle 1917 yılının son ayında, Osmanlı Veliahtı Vahdettin ile Almanya İmparatoru'nun ziyaretine gidiliyor. Almanya'dan dönüşünde hastalandığından, tedavi için o zaman Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içerisinde olan Karlovy Vary’ye gidiyor.

Üçüncü Gün:

            Sabah otelimizden ayrılıyoruz ve önce Çek topraklarındaki en ünlü Nazi toplama kamplarından olan Terezin kalesini daha sonra da Almanya topraklarına Saksonya eyaletine geçerek Rönesans mimarisini en iyi yansıtan Dresden şehrini geziyoruz.  

Resim-3. Terezin Kalesi (Nazi Toplama Kampı)

En çok ilgimi çekenler:

- Avusturya İmparatoru Joseph’in emriyle 1780-1790 yılları arasında inşa edilen Terezin şehri adını imparatorun annesi Maria Theresa’dan alıyor.

- Naziler tarafından bir Yahudi yerleşimi olarak tanıtılmasına rağmen aslında burası bir toplama kampı. Kampta şartlar çok ağır ve soykırımda ölen 80,000 Çek Yahudi’nin birçoğu burada yaşamını yitiriyor.

 

Resim-4: Dresden

- Elbe Nehri’nin kıyısına kurulan Dresden “Elbe’nin Floransa’sı” olarak anılıyor.

- 1127 ve 1904 yılları arasında Saksonya Krallığını yöneten kralları, lordları ve dükü tasvir eden 23.000 parça porselenden oluşan dünyanın en uzun (102 metre) mozaik duvar resmini Dresden’de görebilirsiniz.

- Şehrin kurucusu August The Strong şehri barok yapılarla süslemiş, bu nedenle Dresdenliler şükranlarını sunmak için August The Strong’u temsil eden bir altın süvari heykeli yapıyorlar, bu heykelde dikkat edilmesi gereken heykelin, August The Strong’un hep fethetmek istediği Polonya’ya yönelmiş olması.

Dördüncü Gün:

            Üç unutulmaz günün ardından Prag’dan ayrılıyoruz ve tur otobüsümüzle Viyana’ya hareket ediyoruz. Viyana’ya giderken yolumuz üzerinde bulunan ve Prag’ın küçük kardeşi olarak bilinen saraylar ve şatolar şehri Cesky Krumlov’a uğramayı ihmal etmiyoruz. Cesky Krumlov’u gezdikten sonra Viyana’ya ulaşıyoruz ve Viyana’da panoramik şehir turu gerçekleştiriyoruz. Şehir turunda Aziz Stefan Katedralini, Mozart’ın evini, Opera Binasını, Hofsburg Sarayını ve Parlamento Binasını görüyoruz.

En çok ilgimi çekenler:

- Cesky Krumlov çok büyük değil içinde gezilecek fazla bir yer ve yapılacak fazla etkinlik de yok. Ancak muhteşem manzaralar sunan bahçeleri ile iyi korunmuş kalesi ve UNESCO tarafından Dünya Kültürel Mirası ilan edilen tarihi şehir merkezi ile iyi ki görmüşüm dediğim bir yer.

- 250’nin üzerinde korunmuş tarihi binası ve sokakları arasında yürürken kendinizi Rönesans çağındaymış gibi hissedeceğiniz Cesky Krumlov sizi büyülüyor.

Resim-5:Vtlava Nehri kıyısında kurulmuş Cesky Krumlov.

- Viyana’da beni en çok etkileyen yapı Aziz Stephan Katedrali oldu. Roma mimarı tarzı ve Gotik tarzıyla dikkat çeken bu yapının çan kulesinde 1534'de Osmanlıakıncılarının yaklaştığını görüp çan çalarak Viyanalı'lara haber vermekle görevli bir memuriyet, 1956'da artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından ve bu görevin lüzumu olmadığı için kaldırılmış..

Resim-6: Viyana Aziz Stephan Katedrali.

- Viyana şehir merkezindeki Demel Pastanesinde kahve eşliğinde bir pasta yemenizi ve akşam Hofsburg Sarayı’nda bir konser izlemenizi öneriyorum.

Beşinci Gün:

            Otelimizde yaptığımız kahvaltı sonrasıSeegrote-Mayerling-Baden Gezisi yapıyoruz. Bugün göreceğimiz yerler arasında Avrupa'nın en güzel tarihi bahçelerine sahip Schönbrunn Sarayı Bahçesi yer alıyor. 

En çok ilgimi çekenler:

- Seegrote aslında bir kireçtaşı madeni ama Hitler burayı uçak parçaları üretmek için kullanmış. Bazı tarihçiler bu uçakların üretimi tamamlanmış olsaydı II. Dünya Savaşının seyri değişebilirdi diyorlar. Burada o zamandan kalan uçak parçalarını görüyor ve yer altı göletinde 6 dakikalık tekne gezisi de yapıyorsunuz.

- Mayerling Köşkü İmparator Franz Joseph ve İmparatoriçe Elisabeth’in (Sisi) tek oğulları, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun veliahdı Prens Rudolph 1886 yılında avcılığa olan düşkünlüğünden dolayı Mayerling Köşkü’nü satın alarak bir av köşkü haline getirmiş. Aradan üç yıl geçtikten sonra, 30 Ocak 1889 gecesi Veliaht Prens ile âşık olduğu ve evlenmek istediği, Macar Kontesi Vetsera’nın 17 yaşındaki genç kızı Barones Mary Vetsera bu köşkte ölü bulunmuş.- Mayerling Köşkünden sonra uğradığımız Baden’de öğle yemeğimizi yiyoruz. Baden de bir kaplıcalar şehri. Burada da birçok tarihi bina görüyorsunuz ve her Avrupa şehrinde olduğu gibi veba anıtı da var.

Ludwig van Beethoven ve Wolfgang Amadeus Mozart gibi isimler, bu kaplıcaların ziyaretçileri arasında. Osmanlı ordusu II. Viyana kuşatmasında Baden’e yerleşmiş ve Baden’de askerî eğitimler yapmış.

 

Resim-7: Baden Veba Anıtı.

- Öğleden sonra gezdiğimiz Schönbrunn Sarayı Bahçeleri de gerçekten büyüleyici.Habsburg Hanedanı'nın yazlık sarayı olanSchönbrunn Sarayı bahçeleri ve çeşmeleriyle tanınan bin 200 odalı sarayın hayvanat bahçesi ise Avrupa'nın en eskilerinden. Bu yazlık saray İmparator Franz Joseph'in eşi, Sissi adıyla tanınan İmparatoriçe Elisabeth'in en sevdiği mekândır.

Altıncı Gün:

            Otelden ayrılarak otobüsle Budapeşte’ye doğru yola çıkıyoruz. Yol üzerinde Slovakya’nın başkenti Bratislava’da panoramik şehir turu yapıyoruz. Yolculuk sonunda Budapeşte’de yapılacak şehir gezisinde ise Kahramanlar Meydanı, Opera, Parlamento Binası, Budin Kalesi ve Budapeşte’nin en güzel manzarasına sahip Gellert Tepesi keşif duraklarımız. Şehir gezisinin ardından otelimize geçiyoruz. 

En çok ilgimi çekenler:

- Viyana-Budapeşte otoban yolu üzerinde özellikle geyikler için yapılmış üst geçitler ilgimizi çekiyor. Budapeşte’ye girerken yolun sağında ve solunda sizi Turul kuşu heykelleri karşılıyor. Macarların inanışına göre onlar Asya’dan bu topraklara Turul kuşu rehberliğinde gelmişler.

- Tuna Nehri kıyısında yer alan Bratislava, hem Avusturya'ya hem de Macaristan'a sınır.

Resim-8: Bratislava (Şehir Meydanı)

- Yahudi Soykırım Anıtı, Barlar Sokağı, Maria Theresa Yürüyüş Yolu, Mozart’ın 6 yaşında, F. Liszt’in de 9 yaşında ilk konserini verdiği saray binaları, Özgürlük ve Şehir meydanları, Napolyon’un Askeri Bratislava’da dikkat çeken yerler.

- Budapeşte şehir turu Gellert tepesinden başlıyor. Budapeşte fotoğraflarının en güzel çıktığı yer işte buradan çekilenler. Buda tarafında yer alan bu tepeden Tuna Nehrinin iki kıyısında yer alan hem Buda, hem de Peşte taraflarını görebiliyorsunuz.

Resim-9: Budapeşte (Gece Tuna Kıyıları)

- Tuna nehri, en çok nereye yakışıyor deseler kesinlikle Budapeşte derdim. Tuna nehri boyunca gezerken Avrupa’nın en etkileyici Parlamento Binası karşınıza çıkıyor. Gotik ve Barok tarzdaki karışık mimarinin en güzel örneği, devasa bir yapı.

- Kahramanlar Meydanı Budapeşte’de mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Devasa alanda pek çok heykel, farklı dönemlerdeki Macar kral ve prenslerini simgeliyor.

- Budin Kalesi de Buda tarafında yer alan önemli tarihi bir mekân. 1526 yılında Osmanlı İmp. ve Macaristan Krallığı arasında yapılan Mohaç Meydan Savaşından sonra Osmanlı İmp.nun himayesine girmiş ve 1686 yılına kadar Osmanlı hakimiyetinde kalmış.

- Budapeşte’de bir Çigan gecesine katılarak gulaş çorbası içmenizi, ördek etinin tadına bakmanızı özellikle tavsiye ediyorum.

Yedinci Gün:

            Tatilimizin son gününde Budapeşte’de Osmanlı ve Macar tarihine konu olmuş Estergon KalesiVisegrad ve Szendentre Gezisi yapıyoruz.

En çok ilgimi çekenler:

- Estergon kalesinde yerel kıyafetli bir Macar müzisyen flütle mehter marşı çalarak sizi karşılıyor. Verdiğiniz bahşişler ölçüsünde Barış Manço’dan dinlemeye alıştığımız “Estergon Türküsü”nü de dinleme imkânı buluyoruz.

- Kalenin içine 1856 yılında bir bazilika yapılmış. Macaristan’ın en büyük kilisesi Estergon bazilikası 8500 kişi alabiliyormuş. Aynı zamanda Papa’nın köprüsünün de yer aldığı bir katedral statüsünde. Kilisenin altında kahramanların ve azizlerin mezarları yer alıyor, azizlerin kemikleri ise katedral içerisinde cam kafeslerde sergileniyor. Devasa kubbede ise ilk defa Tanrı resmedilmiş ve yanında oğlu İsa var.

 

Resim-10: Estergon Bazilikası.

- Estergon Kalesi ve Bazilikasını gezdikten sonra, öğle yemeğini Visegrad'da krallar ve kraliçeler gibi dönemin Rönesans atmosferini yansıtan bir mekânda kil tabaklarda yiyoruz. Menüde ceylan eti çorbası, dana biftek, hindi eti ve kestane tatlısı var.

- Öğleden sonra Szentendre isimli küçük bir kasabaya gidiyor ve burada Macaristan’a özgü uygun fiyatlı el işi örtüler, kristal, porselen ürünler, hediyelik eşyalar, içkiler vb. pek çok şeyi bulabiliyorsunuz (Sakın eşinizi yalnız bırakmayın). Burada da özellikle Badem Ezmesi müzesini gezmeyi sakın ihmal etmeyin. Bu müzede Macaristan’a özgü her şeyin (parlamento binası dâhi)l badem ezmesinden yapılan heykelciklerini görebiliyorsunuz.

- Budapeşte özellikle gece büyüleyici. Zaten Dünya’nın en iyi ışıklandırılan şehirlerinden biri, gece gezmeye doyamıyorsunuz. Bu nedenle Tuna’da gece tekne turu yapmadan Budapeşte’den ayrılmayın diyorum.

            Yedi günlük tatilimizin sonunda sekizinci günün sabahı uçakla İstanbul’a ulaşıyor ve tatilimizi noktalıyoruz. Yedi günün özeti Avrupa’da bütün başkentlerin ortasından geçen bir nehir ve büyük şehir parkları mevcut. Tarihi eserlerin yanında bu güzellikler de insanı ayrıca etkiliyor.

Not:Bu tür kültür gezilerinde gündüz yapılan ekstra turlara katılmanızı öneriyorum. Çünkü bu yerleri rehbersiz gezmek kaymaksız ekmek kadayıfı yemeye benziyor. 

522 kez okundu
31.12.2017

Yorumlar