KHO TARİHÇESİ-Ertuğrul ÖZTÜRK

ÖLMEZ TÜRKLER!

Giriş :

          Zaman, her çağın gözlemlenmesinde temel ölçü biriminin en önemli kıstasıdır. Bilim ise tüm zamanların yönetici gücüdür. Bu iki olgunun gereği olarak ortaya çıkan değişim ve veya yenilenme güdüsü sizi zamanın yanında tutar.  Böylece mevcut ihtiyacınızın tespitini akıl ve bilim ile aynı doğrultuya getirebilirseniz; hedeflerinizin ilk adımı, değişim ivmesinin getirdiği iyi bir planlama ile hayata geçirilerek sağlam bir şekilde atılmış olur.

          Zamanı yakalamak, ilerlemeyi sürdürmek; bilimin, toplum birimlerine aktarıldığı çağdaş eğitim sistemleri ile doğru orantılıdır. Sistemin uygulandığı yer olan okullar da, tartışmasız bir şekilde en önemli bir kurum olarak ortaya çıkmaktadır. Okul, oluşturulan eğitim sisteminin kurumsallaşmasını sağladığından, tüm zamanların öngörüleri ve değerlendirilme kıstaslarının zenginliğine sizi ulaştırır.

          Belirli bir mesleğe yönelik eğitim veren okullar, o mesleğin başlangıç yıllarında ihtiyaç duyulan temel bilgi, beceri, alışkanlık ve davranışları kazandırır. Anılan okulların bir önemi de; aynı sırayı, aynı ortamı, aynı heyecanı ve üzüntüyü paylaşan öğrencilerde; kader arkadaşlığını askerî tabirle Silah Arkadaşlığının kutsallığını yerleştirir. Bu pekiştirme; mesleki alanda doğru ve yanlışı ayırt edebilme öngörüsünü, eldeki verilere göre muhakeme yapabilme becerisini, en önemlisi de motivasyon ve aidiyet duygusunu kazandırır. Olumsuz şartlara rağmen mücadele edilmesini ve problemleri çözebilecek kararların alınmasını sağlar.

          Öğrenciye kazandırılan söz konusu nitelik ve yetenekler mesleki tecrübe ile zaman içerisinde taçlandırılır. Askerî okuldaki bu kazanımlar o kadar kuvvetli ve yüksek bir ahlaki düzeyde gerçekleşir ki, o askerin tüm yaşamı boyunca benliğiyle bütünleşir.

          İşte Harp Okulu Marşı’nın yazarı 1928 yılında Harbiye birinci sınıf öğrencisi olan Cevdet Şakir ÇETİNEL, okulun tarihteki yerini ve şanlı yuvada kendisine kazandırılan nitelikleri, gönlünden akan dizelerde çok güzel ortaya koymuştur:    

          Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız,

          Tufanları gösteren, tarihlerin yâdıyız,

          Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti,

          Cehennemler kudursa, ölmez nigâhbanıyız.

 

          Yaşa Varol Harbiye, yıkılmaz satvetinle,

          Göklerden gelen bir ses sana ne diyor, dinle:

          Türk vatanı üstünde sönmez güneşsin sen,

          Kartal yuvalarında, hürdür millet seninle.

 

          Yüzyıllardır Harbiye bu orduya şan verir,

          Çıkardığı dehalar semalara yükselir,

          Baştanbaşa tarihtir mektebin her zerresi,

          Sarsılmayan azminle çelik kalalar erir.

         

          Şahikalar üstünde meydan okur bu erler,

          Yaklaşacak düşmana mezar olur bu yerler

          Bağlayamaz bir kuvvet bu kasırga milleti

          Tarihlere sorun ki bize ‘’Ölmez Türk’’ derler.  

         

          Okul, öğrencileri ile beraber bilimi esas alarak çağdaş uygulamalar ve sistemlerin aracılığı ile gelişme gösterir. Bu bakış açısı bizim uygarlık yolundaki yürüyüşümüze etki eden en önemli faktördür. Aksi takdirde yetiştirilen insan gücünün kalitesi, eğitilenlerin yaratıcı düşünceyi yakalaması ve eğitim öğretimin esasının bilim ile eş değer gitmesi zarar görür. Harp Okulu da eğitim öğretimde aydınlık bir yolu seçtiğinden mezun öğrencileri çağdaş uygarlık yolunda ilerlemişlerdir.

 

Harp Okulunun Açılması:

          Ülkemizde bir harp okuluna duyulun ihtiyaç 18. Yüzyılda tespit edilmesine rağmen, hayata geçirilmesi maalesef 19. Yüzyılda olmuştur. Dolaysıyla iyi bir subayın yetiştirilmesinde eğitim öğretimin yaydığı ışık ve teknolojik yenilenme süreci biraz geçte olsa kışlamıza girmiştir.

          Lale Devri’nden itibaren (1718-1731) zamanın gereklerine uygun yetişmiş emir-komuta kademesinin oluşturulması için ‘’Zabit Mekteplerinin’’ açılması üzerinde durulmaya başlanmıştır. Tanzimat Fermanı (03 Kasım 1839) ile ivme kazanan yenilik hareketleri aynı süreçte ordunun modernize edilmesini ön plana çıkarmıştır. Batının eğitim sistemi örnek alınarak önce Fransız ekolü, müteakiben 1882 yılı ile beraber Alman ekolü ağırlıklı olarak yabancı askerî uzmanlar gözetiminde önemli gelişmeler kazanılarak çağa ayak uydurulmaya başlanmıştır.

          Bu doğrultuda ilk olarak Üsküdar Toptaşı’nda Askerî Teknik Okulu olarak adlandıracağımız ‘’Humbara ve Hendesehane’’ 1734 yılında Topçu Subayı yetiştirmek üzere açılmıştır.[1] Kara Kuvvetlerinin subay ihtiyacını karşılayan şanlı yuva Kara Harp Okulu da yüz sene sonra kurulmuştur.

          1734 yılından itibaren sırasıyla; Askerî Ortaokullar, Askerî Liseler, Mühendishane-i Bahri-i Hümayun, Mühendishane-i Berrî-i Hümayun, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, Askerî Baytar Okulu, Mekteb-i Fünûn-u Harbiye-i Şahane ve Harp Akademileri eğitim ve öğretime başlamıştır.

          Bahse konu tarihi sürecin başına gidildiğinde bir askerî okulun açılması için yönetimin bir irade göstermesi gerekiyordu. Yenilikçi bir Padişah olan ll.Mahmut batı ordularını emsal alacak bir subay okulunun açılmasını esas almıştı. Bunun için ilk defa 1831’de Sübyan Bölükleri ihdas edilirken, Harp Okulunun açılması da düşünülmüş, zamanın defterdarına inşaat masraflarının karşılanması için gelir kaynağı bulması emredilmiştir. ll.Mahmut aynı zamanda Avrupa başkentlerini görmüş ve bu askerî okullar hakkında bilgi sahibi olan Hassa Ordusunda albaylık ve fahri yaverlik yapan, 1832’de de Paşa’lığa terfi eden Namık Paşa’yı okulun bir an önce açılması için görevlendirmiştir.[2]

          Bu doğrultuda Maçka’daki kışla iki yıllık bir sürede okul olacak şekilde tadil ve tamir edildi. Bu çerçevede kışlada; bir cami, bir hamam, bir kütüphane, bir mutfak, 400 kadar öğrenci alabilecek iki okul binası, bir hastane ve bir eczahane yapılmıştır. Buna ek olarak zamanına nispetle mükemmel denilebilecek bir matbaa tesis edilmiştir. Ayrıca İngiltere ve Fransa’dan ithal edilen malzemeyle bir de laboratuvar hazırlanmıştır. Sınıflara kara tahtalar, haritalar konulmuş, öğrenciler için sıra yaptırılmıştır. Sınıflar taraçalı ve amfiteatr şeklinde düzenlenmiştir.

          Okul kapısının üstüne, hem zamanın olaylarını kaydetmekle resmi devlet görevlisi hem de Takvim-i Vekayi’nin yazı işleri müdürü olan Esat Efendi şu kitabeyi yazmıştır:

 

          ‘’ İktiza-yı İlmü İrfan ile Hakan-ı zaman,

          Askerine kıldı Tebyin matlabı Harbiyeyi.

          Yek kalemden çıktı Esat, işbu Tarihi metin,

          Yaptı Şah Mahmut-u Adli mektebi Harbiyeyi. ’’

         

          Bu kitabenin konuş tarihi 1834’tür. Okulun tamir ve düzenlemesi bitip Sübyan Bölüklerinin 1834’te buraya taşınmasından sekiz ay sonra da 01 Temmuz 1835’te Sultan ll.Mahmut Okula gelerek resmi açılışını gerçekleştirmiştir.[3]    

 

          1834 yılında Serezli Yusuf Paşa’nın oğlu Mustafa Mazhar Bey’in rütbesi, kaymakamlıktan miralaylığa yükseltilerek, Mekteb-i Fünûn-u Harbiye Komutanlığına tayin edilmiştir. Okulun eğitim ve öğretimini yürütmek için, çavuştan kolağası rütbeleri arasında değişen en seçkin askerler tayin edilerek çekirdek kadrosu oluşturulmuştur. Müteakiben Tophane-i Amire Azası Ferik Selim Paşa, Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa, Çırpanlı Abdülkerim Nadir Paşa, İdadî- i Şahane Müdürü Ali Paşa, Ferik İbrahim Paşa, Ferik Ramiz Paşa, Suriye Valisi Ahmet Paşa ile okul kadrosu genişlemeye başlamıştır. 1835 yılına gelindiğinde bir kısım öğretmenler Avrupa’ya gönderilerek eğitim görmüş ve tekrar Harbiye’de görev almışlardır.[4]

 

          Harp Okulunun açılmasının düşünüldüğü yıllardan itibaren okulun çeşitli biçimlerde adlandırıldığı görülmektedir: Fransızca ‘’Ecole Militaire’’, ‘’Mekteb-i Hassa’’, ‘’Mekteb-i Harbiye’’, ‘’Mekteb-i Ulum-ı Harbiye’’, Mekteb-i Fünûn-i Harbiye’’ denilmiştir. Mekteb-i Hassa; sübyan bölüklerinin Hassa ordusundan seçilmiş askerlerden meydana gelmiş olmasından dolayı kullanılmıştır. Ecole Militaire adı da Napolyonun açtığı ‘’Saint Cyr’’ askerî okulunu tanıyanların yakıştırmasıdır. Okulla ilgili olarak Takvim-i Vekayi adlı resmi gazetede ve 1834 yılında okul binasına konan kitabede ‘’Mekteb-i Harbiye’’ ifadesi kullanılmış ve öğrencilere hep ‘’Harbiyeli’’ denilmiştir.[5]

Harp Okulunda Eğitim ve Öğretimin Başlaması:

          Harbiye, 1834-1851 yılları arasındaki öğrenimi ile devrin klasik medrese öğreniminden kendini kurtaramamıştır. Dini bilgiler veren dersler ön planda tutulmuş; Arapça, Farsça bilgisi en fazla önem verilen konu olmakta devam etmiştir. Okulun hedefi ile eğitim sistemi arasında tam bir uyum kurulamamıştır. 1851 yılında eğitim öğretim sisteminin geliştirilmesi yönünde yeni kararlar alınmıştır. Bu çerçevede Harbiye’nin dört yıl süreli olması ve eğitimin bu süreyle dengeli bir programa kavuşturulması esas alınmıştır. Her yıl okunacak derslerin sayı, süre ve konularının ayrı ayrı ve önceden tespiti ve buna göre bir ders sisteminin getirilmesi yoluna gidilmiştir. Harbiye’yi besleyecek öğrenci kaynakları olan rüştiye ve idadiler geliştikçe, Harbiye’nin temel bilgilerle ilgili yükü azalmış; eğitim süresi üç yıla indirilerek, askerî konular artırılmıştır.

          1875 yılına gelindiğinde Süleyman Paşa, Askerî Mektepler Komutanlığına mirliva rütbesi ile tayin edilmiştir. İleri görüşlü, sert mizaçlı ve tarihçi bir komutandı. Okullarda disiplin ve askerî terbiyenin kurumsallaşmasını sağlamış; disiplinsiz öğrencilerin okul ile ilişkisini kesip onları alaylara göndermiştir. Ders programları geliştirilmiş, gösteri ve tatbikat için kıtalar oluşturulmuştur. Genel Türk tarihi ile ilgili bilgiler Harbiyelilere öğretilmeye başlanmıştır. Bir fikir vermek amacıyla 1874-1876 yılları arasında Harp Okulu Kütük Defterine kayıtlı öğretmen ve görevlilerin listesi EK-A’da sunulmuştur.[6]

          Süleyman Paşa, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi olayında; emrindeki Harbiyeliler ile Dolmabahçe Sarayı’nı karadan sararak etkili olmuştur.

          1883 yılında Askerî Okullar Komutanı Zeki Paşa’nın teklifi ile ll.Abdülhamit, Kayzer ll.Wilhelm’den Binbaşı Baron Colmar von der Goltz’un askerî eğitimin geliştirilmesi için Türkiye’ye gönderilmesini istemiş ve kendisine Türk ordusunda mirliva rütbesi verilen Goltz Paşa, Fransız etkisindeki Türk askerî eğitimini, Alman etkisine sokmaya başlamıştır. Böylece nazari ve matematik ağırlıklı eğitim, tatbiki eğitime kaydırılmıştır. Goltz Paşa’nın arzusuna rağmen kurmay sınıflarındaki mühendislik dersleri, bu eğitimi veren başka okul olmadığı için kaldırılamamıştır. 1895 yılında Goltz Paşa’nın ülkesine dönmesi üzerine, askerî mektepler müfettişliğine İsmail Paşa getirilmiştir.

          Mehmet Esat’ın 1899 yılında Harp Okulu Ders Nazırlığına (Öğretim Başkanlığı) tayini ile okulda ders programları değiştirilmeye başlanmıştır. Almanya, Fransa ve Belçika’dan getirilmiş bulunan ders müfredatlarından faydalanılarak yapılan ve basılı hale getirilen eğitim öğretim programları ile yeni bir döneme girilmiştir. Karışık bir biçimde yapılan özel ve genel sınavların yapılış tarzı bir düzene sokulmuştur. O zamana kadar Harp Okulundan Erkan-ı Harbiye sınıflarına geçen öğrencilere ‘’Erkan-ı Harp’’ denilirdi. Mehmet Esat bu tabiri ‘’Erkan-ı Harp Namzedi’’ şekline çevirmiştir. Yine on beş kişiyi geçmeyen kurmay adayı sayısı onun çabalarıyla kırka kadar yükselmiştir. Fakat bu öğrencilerden ordunun ihtiyaç fazlası kısmına kurmaylık   verilmemiş, bunlar ‘’mümtaz’’ adı altında ve yüzbaşı rütbesi ile sadece Harp Okulu eğitimi görmüşlere nazaran daha yararlı olur düşüncesiyle birliklere gönderilmeleri sağlanmıştır.

1900’lü Yılların Başında Harp Okulu :

          Ülkede yalnızca bir Harp Okulunun bulunması İstanbul’daki okulda büyük bir yığılma meydana getirmiş, bu hem yönetim, hem de eğitim öğretim faaliyetini güçleştirmiştir. Buna bir çözüm bulmak ve subaylığı özendirmek için askerî idadi bulunan beş ordu (Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat) merkezinde birer harp okulunun açılması bu devreye rastlamıştır.[7]

          Piyade öğretmeni Mirliva von Ditford’un teklifi üzerine 1904 yılında Harp Okulunda piyade alayı teşkilatı gerçekleştirilmiştir. Almanya’dan tahsilden dönen subaylar bu teşkilatın içinde yer almışlardır. İleride Millî Mücadele’yi başlatacak ve zafere ulaştıracak olan subay kadrosunun büyük kısmı bu devrede Harbiye’den mezun olmuştur.

          Piyade ve Süvari yetiştiren Harbiye’de iki yıl süreli, Topçu ve İstihkâm yetiştiren Mühendishane-i Berrî-i Hûmayunda üç yıl süreli eğitim yapılmaktaydı. Harbiye’de askerî konularla ilgili derslere büyük önem verilmeye başlanmış ve bu oran % 70’lere ulaşmıştı. Öğrenciler haftanın dört gününde, birer buçuk saat eğitim ve yılsonunda bir ay süreli istihkâm ve topoğrafya tatbikatı yapmışlardır.

          Birinci sınıfta temel fen bilimleri ve askerliğin başlangıç konularına ağırlık verilmiştir. Eski programda olmayan hendese (geometri), Hikmet (fizik), kimya dersleri programa alınarak fen derslerinin oranı artırılmıştır. Askerî derslerden en fazla topoğrafya ve harita çizimine yer verilmiştir.  Özellikle fotoğrafın yaygın olmaması, harita noksanlığı nedeni ile her subayın kroki ve haritasını kendi çizebilecek kabiliyette yetiştirilmesine özen gösterilmiştir. Uzun yıllar yerini koruyan Fransızca dili yanında Almanca ve Rusça da seçmeli yabancı dil dersi olarak programlara girmiştir.

          İkinci sınıfta, mesleki bilgiler ağırlık kazanmış, subayın uygulamalı ve nazari olarak bilmesi gereken konulara ağırlık verilmiştir. Askerî derslerden piyade ve süvari tertib-i askeriyyesi kaldırılarak yerine askerî keşifler, akaid-i diniye ve ilm-i ahlak dersleri konarak öğrencilerin temel hukuk esasları ile disiplini geliştirici ana bilgilerin kazanılması hedeflenmiştir.

          Üçüncü sınıf programı yabancı dil dersleri dışında bütünüyle askerî konulara ayrılmıştır. Askerî köprüler, taktik ve istihkâm dersleri yeniden düzenlenmiş, piyade-süvari-topçu taktiği, hafif istihkâmlar adıyla yeni dersler programa dâhil edilmiştir. 1902 yılından sonra tabiye tatbikatı dersi konularak dershanede işlenen taktik konuların arazide uygulamalı olarak yapılmasına başlanmıştır.

          Kurulduğu tarihten itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli sınıflarının subay ihtiyacını karşılayan Harp Okulu, II. Meşrutiyet’in (23 Temmuz 1908) ilanı sırasında meşrutiyet lehinde heyecanlı kutlamaların yapıldığı yerlerden birisi olmuştur.

          II.Abdülhamit’in tahttan (27 Nisan 1909) indirilmesinden sonra, yönetime daha kuvvetli bir şekilde hakim olan İttihat ve Terakki’nin ve Hükümetin Harp Okuluna el atmaması düşünülemezdi.[8] Nitekim Harbiye Nezareti, Mekteb-i Askeriye Nezaretini lağvetti.  Bunun yerine Terbiye ve Tedrisat Müfettiş-i Umumiliği kuruldu. Harp Akademisi dışında diğer askerî okullar bu müfettişliğe bağlanmıştır. Bu müfettişliğe bağlı Harp Okulu Komutanlığına da, İsmail Fazıl Paşa görevden alınarak yerine Kurmay Binbaşı Vehip Bey getirilmiştir. II. Abdülhamit tarafından1905 yılında kurulan Edirne ve Manastır Harp okulları kapatıldı. Şam, Bağdat ve Erzincan Harp Okulları II.Meşrutiyet öncesinde lağvedilmişlerdi.

          Okul Vehip Bey zamanında tabur kuruluşundan alay kuruluşuna geçmiştir. Okul üç sınıf üzerinden derslere girmekte ve her tabur bir sınıfı, her sınıf bir taburu oluşturmaktaydı. Vehip Bey komutanlığı sırasında eğitim ve öğretim çağdaş bir yapıya kavuşturulmuştur. 12 Ağustos 1912 yılında ülkede meydana gelen ittihatçı aleyhtarı hükümet değişikliğinden sonra, Vehip Bey ittihatçı olduğu gerekçesiyle görevden alınıp, Yanya Kalesi Topçu Komutanlığına atandırılmıştır.

Balkan ve l.Dünya Savaşı Yıllarında Harp Okulu :

          Balkan Harbi (1912-1913) başladığı zaman ‘’ müstecal acemi ikmal efradı’’ yetiştirmek için iki tabur teşkil edilmiş, tabur komutanları da Harp Okulu son sınıf öğrencilerinden oluşmuştur. Balkan Savaşı’nın mütareke döneminde İttihat ve Terakkinin önde gelenlerinden Kurmay Binbaşı Kara Vasıf Bey okul komutanlığına tayin edilmiştir.  Kara Vasıf Bey’den sonra Kurmay Albay Celal Bey tayin edilmiştir. Celal Bey’in komutanlığı sırasında ülkeye gelen Alman Askerî Islahat Heyeti orduyu yeniden teşkilatlandırmak için çalışmalara başlamıştır. Bu maksatla, Harp Okulunun kadro ve eğitim öğretim düzeninde değişikliklere gidilmiştir.[9]

          Bu döneme kadar Terbiye ve Tedrisat Umum Müfettişliği emrinde bulunan Harp Okulu yeniden kurulan Askerî Mektepler Müdürlüğüne bağlanmıştır. Terbiye ve Tedrisat Umum Müfettişliği lağvedilmiş, Askerî Mektepler Umum Müdürlüğüne ve Harbiye Komutanlığına Alman Yarbay Back von Erlich atanmıştır.

          Harp Okulunda 1913-1914 ders yılı sonunda eski son sınıflar teğmen, ivedi devreler asteğmen olarak mezun olmuşlardır. Aynı zamanda birinci sınıflar, ikinci sınıfa geçmişlerdir. Bu süreçte Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Hükümet, ordunun subay ihtiyacına uygun olarak bir nizamname hazırlamıştır. Buna göre; 1914 senesi son sınıf öğrencileri sınavların bitiminde subay naspedilerek, tayinle kıtalara gönderileceklerdir.

          Harp Okulu birinci sınıfının 16 aydan beri okulda bulunan bir kısım öğrencileri son sınıf derslerini ihtiva etmek üzere acele bir eğitim öğretim programına girerek hemen derslere başlayacaklardı. Bunlar son sınıf öğrencileri ile en son Ağustos’ta mezun olmak üzere sınava girecekler ve 1914 Eylülü başlarında asteğmen olarak orduya dâhil olacaklar ve 1915 Mart başlarında subay nasbolunacaklardı.

          Yine birinci sınıfın ancak beş aydan beri Harp Okulunda bulunan kısmı, 1914 yılı Şubat’ında mezuniyet sınavını verecekler ve 1915 yılı Mart başlarında asteğmen olarak orduya dâhil olacaklar, aynı yılın Eylül başında subay nasbolunacaklardı.[10]

          Harp Okulu 14 Ağustos 1914’te kapatılmış ve eğitime ara verilmiştir. 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandıktan hemen sonra savaş içerisinde açılan ve Harp Okulunun işlevini gören ‘’İstanbul İhtiyat Zabit Namzetleri Talimgâhı’’ lağvedilmiş; aynı yerde ‘’Muvazzaf Zabit Namzetleri Talimgâhı’’ açılmıştır. Yeni talimgâhın öğrencileri, Kuleli ve Edirne Askerî Lisesi’nden gelenlerle 1918 Şubat’ında liseyi bitirip talimgâha sevk edilen, fakat talimgâhı henüz bitirmeyen öğrencilerdi. Bu öğrencilerden üçer bölüklü iki tabur meydana getirilmiştir. 1918’den 1919 Kasım’ına kadar faaliyet gösteren talimgâh daha sonra Halıcıoğlu’na taşınmıştır.

Kurtuluş Savaşı Yıllarında Harp Okulu :

          16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgal edilmesi ile Harp Okulu, 20 Nisan 1920’de tekrar kapanmak zorunda kalmıştır. 01 Temmuz 1920’de Ankara’da Abidin Paşa Köşkü'nde eğitim ve öğretime başlamıştır. Harp Okulu, ilk mezunlarını 01 Kasım 1920’de vermiştir.  ATATÜRK, bu vesile ile okul şeref defterine "Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ya İstiklâl, Ya Ölüm! andıyla yetişen ilk istiklâl subaylarının ordu ve milletimize takdim ve tevdi olunduğunu görmekle bahtiyardır." şeklinde duygularını ifade etmiştir.[11]

          Harp Okulunun Kurtuluş Savaşı’nda önemli bir yeri vardır. İstanbul’la ilişkisini kesen Ankara Hükümeti’nin İstanbul’daki Harp Okulundan bir şey beklemesi düşünülemezdi. Bu yüzden subay ihtiyacını karşılamak üzere 01 Temmuz 1920’de Ankara Cebeci’de Abidinpaşa Köşkü civarında  barakalarda ‘’Sunûf-u Muhtelife Zabit Namzetleri Talimgâhı’’ açılmıştır. Talimgâh kısa yoldan millî ordunun ihtiyaç duyduğu subayı yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. Eğitim öğretim süresi bir sene olan talimgâh üç devreye ayrılmıştır. İlk öğrenciler yedek subay öğrencileri ile Harp Okulu ve Kulelinin muhtelif sınıflarından Anadolu’ya kaçabilen öğrencilerdi. Daha önce Anadolu’ya geçen Harp Okulu öğrencilerinin eğitimlerini tamamlayabilecekleri bir okul olmadığı için bazıları birliklere bazıları da çete reislerinin yanlarına verilmişlerdir.

          Bu dönemde Mekâtib-i Askeriye Müfettişliği kurulmuş sonra, Abidinpaşa Talimgâhı büyük bir törenle Harp Okuluna dönüştürülmüştür (01 Nisan 1923). Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra Harp Okulu, tekrar İstanbul‘da öğretime başlamıştır.[12]   

Cumhuriyet Döneminde Harp Okulu :

          Kara Harp Okulu, 25 Eylül 1936 tarihinde Ankara’ya nakledilerek yeni yapılmış olan binasında eğitimine başlamıştır. İki yıl olan eğitim süresi 1948 yılında üç yıl, 1963 yılında iki yıl, 1971 yılında üç yıl, 1974 yılında dört yıl olarak düzenlenmiştir. 1834 yılında İstanbul’da kurulan Kara Harp Okulu tarihsel sürecinde birçok konuş değişikliği yaşamıştır (EK-B).[13]

          Harp Okulunda eğitim ve öğretimin yüksek bir amaç taşıması nedeniyle, diğer askerî okullardan farklı olarak uygulanan yöntem zorlamaya tabi olmadan serbest bir şekilde yürütülmüştür. Mesleğin gerektirdiği yüksek eğitim seviyesi devamlı birinci planda tutulmuştur. Subayların diğer askerî okullarda ve en az iki yıl kıta hizmetlerinde kazanmış oldukları tecrübeler Harp Okulunda görecekleri eğitimin esas temelini teşkil etmekteydi.

          Harp Okulunda öğretilen dersler başlangıçtan itibaren kazanılmış bilgileri takviye ve genişletme amacını gütmekte, sınıfların derecesine göre eğitim seviyesi de giderek yükselmekteydi.  Askerî konuları içeren öğretimde; öğrenci subaylar derslere aktif olarak katılmışlar, günümüz anlamıyla aktif metod uygulanmıştır. Derslerde tartışma ortamı meydana getirilerek öğrenci subayların fikirlerini açıkça ifade etmeleri sağlanmış, harita ve plan tatbikatlarına çok süre ayrılmıştır.

          Birinci Dünya ve İstiklal Savaşı’ndan dolayı eğitimlerini yarıda keserek orduya katılanlar 1931’e kadar Harbiye’de eğitimlerini tamamlamışlardır. Harp Okulu İstanbul’a taşındıktan sonra ilk mezunlarını 1924’te vermiştir. 1931’de yeniden tabur kuruluşundan alay kuruluşuna geçirilen okulun ikinci sınıfı alayın birinci taburunu, birinci sınıfı da alayın ikinci taburunu oluşturmuştur.

          Harp Okulu Ankara’da 1931’de inşaatına başlanan bugünkü binasına 24 Eylül 1936’da taşınmış, 1947’de alay kuruluşundan tümen kuruluşuna geçirilmiştir. 1948-1949 ders yılında eğitim süresi, ilk yıl meslek hazırlama sınıf olmak üzere üç yıla çıkarılmış, 1951-1952 ders yılında Hava Harp Okulu Harbiyeden ayrılmıştır.            Okul tarihinde ilk defa olmak üzere 1956’da lise mezunu olan kızlar da Harp Okuluna alındılar.[14]

          22 Şubat ve 20-21 Mayıs 1963 olaylarına karıştıkları için Harbiyelilerin okulla ilişikleri kesilmiş, bu nedenle 1963-1964’te Kara Harp Okulu mezun verememiştir. 1948’den beri üç sınıflı olarak eğitim veren Harp Okulu tekrar iki yıla indirilmiştir. 1970-1971 ders yılında Harp Okulları Kanunu kabul edilerek öğrenim süresi yeniden üç yıla çıkarılmıştır. Bundan dolayı 1970’te mezun verilememiştir. 1974-1975 ders yılında ise Harp Okulu dört yıla çıkarılmıştır.[15]

          15 Temmuz 2016’da ülke genelinde yaşanan hain darbe girişimi nedeniyle 2016 yılının 30 Ağustosunda mezun veremeyen Harp Okulu, bu süreçte askerî liselerin de kapatılmasından dolayı İngilizce yeterlilik barajını aşamayanlar için ilk yıl yabancı dil öğrenimi olmak üzere beş yıla çıkarılmış ve 2017’den itibaren yeniden subay mezun etmeye başlamıştır.

          Kara Harp Okulu tarihinin yüz yılını aşan bir sürede Türk Silahlı Kuvvetlerini oluşturan Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı ve uluslararası antlaşmalar kapsamında belirlenen yabancı ülke silahlı kuvvetleri birimlerinin birçok sınıflarına subay yetiştirmiştir.  Yıllar içerisinde Deniz ve Hava Kuvvetleri ile son olarak 2016 yılından itibaren Jandarma Genel Komutanlığı sınıf subayları da Kara Harp Okulu bünyesinden ayrılmıştır.

          Genel hatları ile açıklamaya çalıştığımız Harp Okulu tarihine baktığımızda; Okulda verilen eğitim ve öğretim sisteminde başlangıç noktasının, askerliğin bir harp sanatı olgusu olduğu gerçeği ile hareket edildiği gözlemlenmektedir. Ders plan ve programlarının hedefinin, pozitif bilimler merkezinde subaylık anlayışının kazandırılması esas alınmıştır.

          Derslerin seçiminde, matematik, fizik, kimya yanında yaratıcı düşünce ekseninde yönlendirilen ve ahlaki olgunluğa erişilmesinin temel alındığı ve liderlik özelliklerini geliştirici dersler ön planda tutulmuştur. Bu çerçevede askerî harekâtın sevk ve idaresi, askerî yazı ve hitabet, yön eylem araştırması, askerî ve siyasi tarih, mezun olunacak askerî sınıfın akademik alt yapısını oluşturan üniversite ve sınıf branş dersleri, yabancı dil, sanatsal aktiviteler, spor branşları ile tatbikat ve atış yoğun bir eğitim öğretim programı üzerinde durulmuştur.

          Tarihi süreçteki içyapı bu olmakla birlikte doğal olarak Okul, kurulduğu günden itibaren emsalleri arasında üstün olan ülkelerin eğitim öğretim sisteminin nüfuzu altına girmiştir. Fransa ile başlayan bu süreç 1883 yılıyla Almanya’ya geçmiş ve ll.Dünya Savaşı’nın bitiminden itibaren Amerika Birleşik Devletleri ile devam ede gelmiştir.

          Takdir edilir ki; teknolojide, ilerleme ve gelişmede üstünlük hangi ülkede ise mutlaka onlarla iletişime geçilmelidir. Ancak bu iletişimi kendi kültürümüzü, o alanda kendini kanıtlamış ve çağın gereklerine uyum sağlayabilen askerî teamülleri ortadan kaldırmadan aksine onları bir uyum içinde sistemli bir konuma getirebilirsek, millî benlik ve dolaysı ile millî güç her daim ülke hedefine hizmet eder konumda olur.

Sonuç :

          Harp Okulu kurulduğu günden itibaren şanlı ordusuna subay yetiştiren çok müstesna bir kurum olarak tarihteki yerini almıştır. Özellikle kurulduğu ilk yıllardan itibaren öğrencilerine verdiği eğitim öğretim ile Batı dünyasındaki ilmi gelişmeleri ve sosyal hayatı anlayabilecek düzeyde askerler yetiştirmiş, bunlar hem vatan nöbetinde hem de sanat, spor ve akademik düşünce alanında etkin başarılara imza atan öncü kişileri ülkenin hizmetine sunabilmiştir.

          Binlerce yıllık Türk tarihinde küllerinden yeniden doğarak 29 Ekim 1923’te kanla, irfanla kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atan kahramanları yetiştiren bu şanlı yuva elbette ki haklı bir gururu hak etmektedir.

          Dünyaya mal olmuş bir Lider, Büyük Devlet Adamı, Dahi komutan, En Büyük Harbiyeli Atatürk’ün belirttiği ‘’Hayatta hakiki yol gösterici ilimdir, fendir.’’ ‘’Tek bir şeye ihtiyacımız var. O da çalışkan olmaktır.’’ yalnızca bu iki cümledeki anafikir, öngörü bile esas alındığında çağdaş uygarlık yolundan sapmalar, duraklamalar kısa zamanda telafi edilebilir.

          Harp Okulundan yetişerek kutsal vatan görevini başarıyla yerine getiren her subay, şanlı yuvadan kazandığı niteliklere, kendisinden de bir zenginlik ekleyerek bir sonraki kuşağa bir şeyler bırakmaktadır. İşte o miras kaybolmayan bir değerdir. O savaşçı bir ruhla bütünleşmektir. O askerliğin namusunu, vatan savunmasını kutsal bilmektir.  O her şey bitti denildiği anda ‘’Ya İstiklal, Ya Ölüm’’ diyebilmektir. Kısaca zaferin mayasına kendi özünde ulaşmaktır. Bu yüzden ölümsüz kahramanlar, ölmez Türkler tarihimizin her devrinde karşımıza çıkmaktadırlar.

          Teknolojik üstünlük bir ülke için çok büyük bir zenginliktir ve doğası gereği bu zenginlik her alana yansır. Jeopolitik hesaplar ortaya konulduğunda bilinir ki devletlerin bekası yalnızca millî güç ile sağlanır. Kriz anında, savaşta ittifaklar, bloklar ve antlaşmalar birden çökebilir. Çünkü davanızda haklı olsanız da sonucu güçler belirlemektedir. Takdir edilir ki en büyük millî güçlerden biride ordudur. Ordunuz varsa ve güçlü iseniz barışı siz tesis edersiniz.

          Ancak unutulmamalıdır ki, insanoğlunun bir moral yani manevi tarafı da vardır. Türk Milletinin yüzyıllar ötesinden getirdiği; mertlik, cengâverlik, fedakârlık, vatanını sevmek, canını esirgememek gibi moral değerleri her zaman savaş meydanlarının önemli bir kuvvet çarpanı olmaya devam etmiştir. İşte bu hasletler, ilim ve fendeki duraklama dönemimizi asgari düzeye indirerek her daim bizim itici gücümüz olmaya devam edegelmiştir.

          Tarihin derinliklerinden süzülerek gelen bahse konu bu kültür mirası ile Türk Milleti ve Devleti; Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiği fıtrî zekâsını, zamanın gerekleri yönünde ilim yolundan faydalanma katsayısını artırdığı oranda, zaman açığı kapanacak ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti sonsuza dek payidar kalacaktır.         

Ertuğrul ÖZTÜRK  19 Şubat 2018

zabitan.net@gmail.com 

 

EK-A: (1874-1876) Okulda Görevli Öğretmenlerin Branşları ve Görevli Kadro Listesi

 

İlm-i Hesap (Hesap Bilgisi) Öğretmeni

Süvari Öğretmeni

Lisan Öğretmeni

Fen-Hesap Öğretmeni

Fen-Mimariye Öğretmeni

İstihkâm-ı Hafife ve Cesime (Büyük) Öğretmeni

İstihkâm-ı Hafife ve Cesime, Hücum ve Savunma Öğretmeni

Harita ve Kanun Seferiye ve Tabur Talim Öğretmeni

Resim Öğretmeni

Harp Tarihi Öğretmeni

Köprücülük Ameliyat Muhasara ve Lağım Öğretmeni

Topçu Talimgâh Öğretmeni

Süvari Neferi ve Takım Talim Öğretmeni

Süvari Alay Talimgâh Öğretmeni

Süvari Bölük Talim Öğretmeni

Piyade Bölük Talim Öğretmeni-Makine, Topoğrafya ve Coğrafya Öğretmeni

Fen-Harp Muavini

Fen-Topçuluk Muavini

Ceraskal (Kaldıraç), Heyet ve İlm-i Riyaziye (Matematik Bilimi) Öğretmeni

Şiş ve Meç Talim Muavini Fransızca Öğretmeni

Kitabet Öğretmeni

Türkçe Kitabet Öğretmeni

İnşaat ve İstihkâm Öğretmeni

Farsça Öğretmeni

Hesap Nazırı

Ders Nazırı

Matbaa Müdürü

Matbaa Memuru

Matbaacı

Evrak Müdürü

Esvap Emini

Eczacı

İmam

Berber

Tüfenkçi

Hamamcı

Kapıcı

Bahçıvan

Bahçıvan Çırağı

Aşçı

Dâhiliye Zabitleri

 

EK-B : Harp Okulunun Kurulduğu Günden İtibaren Konuş Yerleri

 

18834-1845                Maçka Kışlası

1845-1847                  Çinili Köşk Binası

1847-1853                  Pangaltı’daki hastaneden değiştirilmiş bina

1853-1858                  Taşkışla Binası

1858-1863                  Gülhane Tıbbiye Binası

1863-1914                  Pangaltı’daki eski Harbiye Binası

1914-1919                  Fasıla devri olup, Suadiye ve Bostancı taraflarında talimgâh halinde

1919-1920                  Harp Okulu Komutanlığı ile bir tabur Kuleli’de, iki tabur Bostancı’da

01 Ocak 1920-01 Mayıs 1920                       Halıcıoğlu

01 Mayıs 1920-05 Temmuz 1920                 Kuleli

05 Temmuz 1920-01 Ağustos 1920              Kâğıthane’de Ordugâhta

01 Ağustos 1920-26 Aralık 1920                   Eyüp’te İplikhane Binası

26 Aralık 1920-12 Eylül 1921                        Maçka Kışlası

12 Eylül 1921-12 Ağustos 1922                    Zeytinburnu Kışlası

01 Temmuz 1920-01 Nisan 1923                  Ankara Abidin Paşa Köşkü

01 Nisan 1923-17 Eylül 1936                        İstanbul Pangaltı Binası

17 Eylül 1936’dan günümüze kadar Ankara’da bulunan binasında.

 

KAYNAKLAR

1. Berikan Yayınları, Nisan 2007, Dr.Tahsin ÜNAL, Harp Okulu Tarihi

2. Millî Savunma Bakanlığı Yayını, Haziran 2000, Osmanlı Döneminde Askerî Okullarda Eğitim

3. Takvim-i Vekayi, Yıl 1835, Sayı 107

4. KHO Arş. 1847 Tarihli Mekteb-i Fünûn-u Harbiye Dahiliye Talimatı S.5

5. Salname-i Askerî 1908

6. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Hazine Evrakı, No.11

7. http://www.kho.edu.tr/hakkinda/tarihce.htmpl



[1] Harp Okulu Tarihi, Tahsin ÜNAL, Berikan Yayınları, ll.Basım 2007 Ankara, S.3.

[2] Osmanlı Döneminde Askerî Okullarda Eğitim, Millî Savunma Bakanlığı Yayını, Haziran 2000, S.253.

[3] Harp Okulu Tarihi, Tahsin ÜNAL, Berikan Yayınları, ll.Basım 2007 Ankara, S.16.

[4] Osmanlı Döneminde Askerî Okullarda Eğitim, Millî Savunma Bakanlığı Yayını, Haziran 2000, S.254.

[5] Takvim-i Vekayi Resmi Gazetesi, Yıl 1835, Sayı 107.

[6] Osmanlı Döneminde Askerî Okullarda Eğitim, Millî Savunma Bakanlığı Yayını, Haziran 2000, S.279.

[7] Salname-i Askerî, 1908.

[8] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Hazine Evrakı, No:11.

[9] Osmanlı Döneminde Askerî Okullarda Eğitim, Millî Savunma Bakanlığı Yayını, Haziran 2000, S.259.

[10] KHO Arşivi, 1914 Yılı Zabit Namzetleri Talimnamesi.

[11]  KHO Resmi İnternet Sayfası, 18 Şubat 2018, http://www.kho.edu.tr/hakkinda/tarihce.htmpl.

[12] Osmanlı Döneminde Askerî Okullarda Eğitim, Millî Savunma Bakanlığı Yayını, Haziran 2000, S.261.

[13] Harp Okulu Tarihi, Tahsin ÜNAL, Berikan Yayınları, ll.Basım 2007 Ankara, Ekler.

[14] Harp Okulu Tarihi, Tahsin ÜNAL, Berikan Yayınları, ll.Basım 2007 Ankara, S.127.

[15] Osmanlı Döneminde Askerî Okullarda Eğitim, Millî Savunma Bakanlığı Yayını, Haziran 2000, S.262.

 

 

947 kez okundu
19.02.2018

Yorumlar