BAŞTAN BAŞA UKRAYNA TURU-GÜNGÖR GÜVEN
BAŞTAN BAŞA UKRAYNA TURU
 
 
Yıllarca SSCB içerisinde dünyaya kapalı yaşamış bir ülke Ukrayna.
İsmini duyunca Türkiye’de akla önce  güzel kızlar, sonra günümüzde  Rusya ile arasındaki zaman zaman artan, azalan silahlı çatışmalar ve Kırım dışında çok az şey gelir. 
 
Aslında çok eski bir kültüre sahip, dış dünyaya yeni yeni açılmaya başlayan bir ülke.
Bütün bunlar ve içimdeki merak doğrusunu öğrenmek lazım gidelim yerinde görelim kararını vermeye sevk etti. 
Kısa bir araştırma sonrası bir tur şirketinin programını beğendim ve hazırlıklara başladım. Tur 30 Nisan 2018 tarihinde İstanbul çıkışlı olarak başladı. Ukrayna Harkov şehri havaalanına indik ve bizim için çok gizemli bir ülke olan Ukrayna turumuz fiilen başlamış oldu.
Çoğunluk İstanbul olmak üzere yurdun değişik yerlerinden gelen tur arkadaşlarımızla birlikteliğimizi havaalanı çıkışımızda rehberimiz Taylan’ın bizi karşılaması ile sağladık.
 
Valizlerimizi bizi bekleyen otobüsümüzün bagajına yerleştirme işleminden sonra küçük çaplı bir yarış havası ile otobüste iyi yer kapma isteğini de görmüş olduk. İlk gün başlayan bu yarış sonraki günlerde daha şiddetlenerek zaman zaman ufak tartışmalara, homurtulara, laf çakmalara ve dahi esprilere neden olarak turun sonuna kadar devam etti. Bizim devre turlarında hiç yaşamadığımız bu olayı başlangıçta çok yadırgamama rağmen yapacak bir şey olmadığını görüp yarışa iştirak etmek zorunda kaldım.
Harkov Ukrayna’nın ilk başkenti ve ülkenin ikinci büyük şehri. Daha sonra konumu itibarı ile Kiev başkent olmuştur. Resmi dili Ukraynaca, para birimi de Grivna dır. Dini Ortodokstur. 
 
Ukrayna dilinin  Rusça’dan oldukça farklı bir dil olduğunu da öğrenmiş olduk. En meşhur yiyecekleri de borş çorbasıymış.
Özgürlük meydanı dünyanın sayılı büyüklükteki meydanlarından biridir. Harkov’un en yüksek binası 89,5 m. ile Uspensky Katedralindeki çan kulesi. Bu kulenin  hikâyesi de ilginç. Yapımının planlandığı yıllarda Rusya’da bu kadar yüksek  bir çan kulesinin olmaması nedeniyle Rusya merkezi bu projeye izin vermemiş. Bu defa aynı proje 3 kademeli  (3Kat) olarak yapılmış,  yükseklikler üst üste toplanmadığı için bir aldatmaca ile Rusya atlatılarak bu çan kulesi yapılmış.
 
 
Aynı gün Azizler kilisesini  gezdik,  ilk hali ahşap olan bu kilise 1655 yılında yanmış. 1901 yılında tekrar yapılan kilisenin en yüksek yeri 80 m. dir. 
Kafilemizdeki sigara tiryakisi olan bir ablamızda kilise bahçesinde ilk ikazını alınca öğrendik ki, Ukrayna’da sigara yürüyerek içilmiyormuş, sigara içmek için sokak köşelerinde yerleri varmış.
 
 
Mavi sarı bayrak rengine sahip olan ülkede; sarı buğday tarlalarını ve bereketi, mavi ise gökyüzü ile barışı simgelediği ifade edildi. Çin’in bölgeden tarım arazisi kiraladığını duyduğumda çok anlam verememiştim ama buğday üretiminin öne çıkan bir tarım ürünü olduğunu öğrenince Çinlilerin ilgisinin nedenini de anlamış olduk. Son derece bereketli topraklara sahip bir ülke.
 
Harkov 2. Dünya savaşında Almanlara karşı gösterdiği direniş nedeniyle kahramanlık ünvanı ile taltif edilmiş bir şehir.  
Harkov’da geniş caddeler, meydanlar, tiyatro ve sanatsal binaları ile çok katlı olmayan tarihi binalar hiç bozulmadan korunmakta ve kullanılmakta olduğunu da gördük. Bazen kendinizi tarihi film setinde geziyor gibi hissediyorsunuz.
 
Ukrayna genelinde şehirlerde tramvay ve metro hatları ile ulaşım sağlanmakta. Caddeleri kalabalık değil. Gorki parkını gezerken bütün şehirlerinde çok büyük parklar yapmış olduklarını da öğrendik. Park içerisinde Bremen mızıkacılarını simgeleyen heykel önünde fotoğraf molası verdik.
 
Fotoğraf derken, biraz daha gezen daha kültürlü ve eğitimli, görmüş geçirmiş diye sandığımız ekip arkadaşlarımızın ne kadar bencil, diğer arkadaşlarını pekte düşünmeyen ilk önce ben, en önde ben diyerek lokantaya, döviz büfesine, otobüse, tuvalete ve dahi fotoğraf çektirmeye bile en önce koşturduklarına şahit oldum.
Harkov şehir merkezinde turumuzu tamamlayıp yemeğimizi yedikten ve döviz bozdurduktan sonra otobüsümüzle hareket ederek Poltova şehrine doğru hareket ettik.
 
Rus çarı Petro’nun 27 Haziran 1709 günü İsveç’i yenmesiyle sonuçlanan  savaşın anısına yapılan Poltova Şavaş Anıtı’nı gördükten sonra ilk gecemizi geçireceğimiz çok güzel olan otelimize yerleştik.
 
 
Ukrayna’da insanların son derece ağır hareket ettiklerini yemek siparişi bile vermenin çok uzun zaman aldığını da öğrenmiş olduk hiç aceleleri yok.  
Rus yazar Gogol heykelinin olduğu ve adının verildiği parkın içinden  geçerek ilk akşam yemeğimizi açık havada bir restoranda yemek için hazırlandık. Sempatik rehberimizin desteği ve ivme kazandırması ile soğumuş olan mantar çorbası ve uskumru balığını uzun uğraşlardan sonra yiyebildik. Bu arada ülkede yerli halkın İngilizce bilmediğini, turizm ve serilik anlamında daha çok mesafe kat etmeleri gerektiğini yaşayarak anlamış olduk.Yerel kıyafetli garsonlar bölgenin geleneklerine uygun sakin rahat tavırları ile hizmet ettiler.
 
  
 
 
1 Mayıs 2018 tarihi sabahında güzel bir kahvaltının ardından Kiev’e doğru yola çıktık. Başkent Kiev en büyük şehir. Bu yolculuğumuz esnasında ülkenin son derece düz bir coğrafyaya sahip olduğunu görüyor ve öğreniyoruz. Öyle dağ, tepe, kayalık vs. hiç göremedik. Kendimi bir an Konya’da hissettim.  Kiev’e girerken yerleşim yerleri ile yol arasına ses panelleri konulmuş. Şehrin hemen dışına çok katlı bol sayıda inşaat gördük çirkinleşme çalışmaları buralara da sıçramış.
 
Şehir merkezi son derece düzenli ve geniş caddeler kaldırımlar meydanlar var. 1 Mayıs olması nedeniyle en meşhur caddesi olan Krişantik caddesinde çok kalabalık ve büyük etkinlikler göreceğimiz beklentisi içerisindeydik. Ama zamanın geç olması nedeniyle daha küçük kalabalıklar eğlence havasındaydı. Tarihi ve sanatsal binalar, meydanlar, caddeler, parlamento binası muhteşem görünüşleri ile aynen korunmakta.
 
  
 
Dinyeper nehrinin kıyısındaki Kiev’in kurucuları heykelinde fotoğraf molası verdik. Efsaneye göre Kiev;  Kiy, Şek ve Horiv adında üç kardeş ve kız kardeşleri Lıbed tarafından sandal ile gelinip Hazar Türklerinden ele geçirilerek kurulduğuna ve en büyük kardeş olan Kiy’in adının aldığına inanılıyor. 
 
        
 
2 Mayıs 2018 tarihinde Kiev’de Pcerska Lavra manastırı gezisi yapıldı. Nazi Almanyası tarafından bombalanan bu manastırın sadece giriş bölümü sağlam kalmış. Birçok kiliseden oluşmakta. Manastırdaki mağaralarda rahiplerin inziva yerleri ve kiliseyi gezerken dar karanlık bir koridordan geçerek bir alana mum yakarak giriş yaptık. Burada tek sıra giderken mumyalanmış rahiplerin tabutlar içinde ellerini görebilirsiniz. Manastırın hastanesi ve kütüphanesi var. Manastırın yeri büyük Vladimir tarafından tahsis ediliyor. Manastırda Vladimir’e ilaç yapma tasfiri dikkatimizi çekti. 
 
                        
 
Bu manastırın bir bölümünde mikrominyatür müzesini de gezdik. Büyük gösteren merceklerle baktığımız eserlerde sanatçı, pireye altın ayakkabı giydirmiş, toplu iğnenin başına satranç takımı yerleştirmiş, iğne deliğine kervan sığdırmış gibi hayretle bakılan eserler yapılmış. Sanatçıya Demirel tarafından kravat hediye edildiğini de öğrenmiş olduk.
 
Vatan Ana heykelinin altında bulunan 2. Dünya savaşında Ukrayna müzesi gezimizi yerel rehber eşliğinde yaptık. Savaşın son derece acımasız olduğu, dininin inanışının olmadığı gerçeğinin hissedildiği Almanların üstünlüğü ve ilerleyişinden başlayıp, durması, geri çekilmesi ve yenilmesine varan sürecin belge eşya araç ve gereçlerin sergilendiği son derece etkileyici bir müze. Müzenin en sonunda, savaşın etkilerini görmüş Alman ve Rus kaskının ortasında bir çan, aslında savaşın kazananının olmadığı, kaybedenin insanlık olduğunun güzel bir simgesi bulunmaktadır.
 
  
 
Yola çıkarak geceyi Odessa’daki otelimizde geçirdik.
 
 
3 Mayıs 2018 tarihinde yürüyerek Opera binası, Puşkin müzesi, Tarih müzesi, Puşkin anıtı ve parkı, Potemkin merdivenleri ve 2. Katerina heykelini gördük ve fotoğraf çekimlerimizi yaptık.
 
  
 
Odessa, Ukrayna’nın Karadeniz’deki büyük bir liman şehri. Ticaret şehri olan Odessa eski bir şehir, 3-4 katlı bir mimariye sahip, şehir planı çok güzel ve mimariye saygı duyuluyor. Binaların dört bir tarafı kapalı ve büyük yapılıyor. Genelde bir girişi var ve o kapı kapandığında bir kale gibi korunaklı ve hırsızlığa karşı da emniyetli oluyor. Ortada büyük bir avlusu var. Araç parkı, oturma gurupları, çocuk parkı ve yeşil alanı mevcut. Annelerin çocuklarını kontrol edebilmesi için mutfaklar avluyu görebilecek şekilde yapılmış. Ana kapılarda belli periyotlarda değiştirilen bir şifreleme sistemi kurulmuş.
 
  
 
Limana giden bir köprüye o yörenin geleneklerine göre evlenecek çiftlerin ayrılmamalarını sembolize eden kilit asılarak anahtarı suya atılıyormuş. Zamanla bu kilitlerin ağırlığı köprü için tehlike yaratınca köprünün girişinde kalp şeklinde bir bölüm yapılmış.
 
 
Limandan gelenlerin şehre girebildiği 200 basamağı olan Potemkin merdivenleri bulunmakta. Öyle bir noktada durarak yukardan bakıldığında merdiven basamakları, aşağıdan bakıldığında ise sahanlıkları gözükmeyen bir mimariye sahip. 
 
 
 
Katakomb denilen bölgede  1700’ lü yıllarda şehrin yeniden inşası için çıkarılan kumtaşı madenleri bugün Odessa’nın altında toplam 3000 km. yi bulan tünellere dönüşmüş durumdaymış. Kaçakçılıktan depolamaya kadar pek çok maksatla kullanılan bu tüneller 2. Dünya Savaşında Partizanlara sığınak olmuş. Revirinden mutfağına, silahlığından dersliğine kadar Nazilere karşı kullanılmış. İçerde bulunan su kuyusunun tam üstündeki evde oturan adına casus dede denen bir kişi varmış. Tünellere giremeyen Almanların gaz atacağını öğrenen casus dede içeriye haber vermiş, böylelikle tünellerin dış bağlantılarının kapatılması sonucu gaz etkisi ortadan kaldırılmış. İçerden çıkarılan doğal taşlar radyasyona karşı da tam koruma sağlıyormuş. Tüneller bugün müze olarak kullanılnılıyor.
 
 
Shustov Konyak müzesi gezimizde, fabrikanın girişinde 20 bin adet çan şeklindeki değişik renkte ışıklandırılmış konyak şişesi ile tavanın süslenmiş olduğunu gördük. Konyağın yapılışı ve meşe fıçılarında bekletilişini rehberimizden öğrendik. Fransa’dan sonra kalitesinden dolayı  konyak üzerine ikinci patentin verildiği yer. Konyak kelimesi bu iki yer için kullanılmakta diğer yerlerde üretilenler için ise kanyak denilmekte. Konyağın nasıl içileceğini de öğrendikten sonra ikramların tadına baktık. 
 
 
4 Mayıs 2018 tarihinde uzun bir yolculuk ile Karpatlardaki Kamenets-Podolsky yerleşim yerine geldik.  Yolun çok bozuk olması nedeniyle uzun ve yorucu bir yolculuk oldu. Kısa bir şehir havasından sonra otelimize yerleştik.
 
5 Mayıs 2018 tarihinde Kamanets Podolsky şehrine turumuzu atarak tarihi yerlerini gördük. Genelde Katolik kiliseleri bulunmakta, halkın dili coğrafi olarak yakın olması nedeniyle Polonya lehçesine daha yakınmış. Osmanlı döneminde kilise camiye dönüştürülmüş ama asla zarar verilmemiş, ilave minare yapılmış. Dinyester nehri kıyısında 13 ve 15. Yüzyıllar arasında yapılmış Hotin kalesini gördük. Osmanlı ile Lehistan arasında 1620-1629 savaşlarına son veren Hotin anlaşması Ekim 1621 de bu kalede imzalanmıştır. Aynı şekilde Kamaneçi kalesinide gezdik. Bu ortaçağ şehrinde çok sayıda anıtsal yapı, değişik dinlere ait mabetler, ortaçağ dönemi sokak ve meydanlar bulunmakta. 
Lviv şehrine yola çıkarken Ivano Frankovisk şehrine uğruyoruz. Şehirde küçük bir tur atarak yemek molası verdik. Sanki bir sahil yöresi gibi havası olan şehrin özel günlerinden birisine denk gelmemiz, olanca canlılığı ile şehri görmemizi sağladı. Şehrin görülmesinden sonra yolumuza devam ederek Hürrem Sultan’ın doğum yeri olan Roathyn kasabasına uğrayarak hava kararmış olmasına rağmen fotoğraf molası verdik. Fotoğraf molasının ardından gece konaklamak için Lviv deki otelimize yerleştik.
 
 
6-7 Mayıs 2018 tarihinde 2. Dünya savaşından hasar almadan kurtulabilmiş ender şehirlerden birisi olan Lviv trafiğe kapalı meydan ve caddeleri ile tarihi şehir merkezi Unesco dünya mirasları listesine girmiş.
 
Özgürlük ve pazar meydanları, opera ve tiyatro binası, katedral, sinagog ve kiliselerin bulunduğu eski şehir meydanını yaya ve elektrikli araçlar ile 2 gün boyunca neredeyse en ayrıntısına kadar gezdik gördük.  Çikolata ve şeker imalathanelerini de yerinde görerek mini alışverişlerimizi yaptık. Rehberimizin tavsiyesi doğrultusunda ortaçağ işkence aletlerinin sergilendiği et lokantasında şarabımızla birlikte yemeğimizi, Macar lokantasında geyik etini, merkezde bulunan dükkanda ev yapımı vişne likörü tadlarına baktık, pazarını dolaştık.
Merkezdeki Belediye Binası’nda bulunan ve yüksekliği 65 metre olan Ratusha Kulesi’ne çıkmak için 408 basamak çıkmak gerektiğini de öğrenmiş olduk. Lviv’in bir çıkmaz sokağında göğe doğru yükselmiş merdivenin kendimizi çıkmazda hissettiğimizde çıkmazdan kurtulmak için bir yol, bir merdiven olduğunu ve bu yolun tanrıda olabileceğinin güzel bir simgesi de bulunuyor.
 
 
7 Mayıs akşamı Lviv havaalanından uçağımıza binerek Türkiye yolculuğumuz biraz gecikmeli olarak gerçekleşti. İzmir’e aktarmalı seferle gidecek olan bizim huysuz amca adını taktığımız tur arkadaşımızın uçak Atatürk havaalanına inmiş fakat henüz hareket halinde iken nasıl tez canlı koridorda ilerlemesine şahit olduk. Kabin görevlisi tarafından yerine oturması ve kemerini takması ikazı ile homurdana homurdana yerine geçmek zorunda kaldı. 
Böylelikle şansımızın yaver gitmesiyle uygun hava şartlarında çok keyifli olarak gerçekleştirdiğimiz Ukrayna turumuz sona erdi. Ukrayna’ya gidiyorum dediğimde tanıdıklarım  “senin Ukrayna’da ne işin var yaa” söylemleri ile hafiften gülümsemelerinin ne kadar ön yargılı olduğunu, kendilerinin de Ukrayna’yı gördüğünde muhteşem bir gezi gerçekleştiğini anlayacakları temennisi ile…  Ukrayna diğer ülkelere benzemeden doğal halini kaybetmeden gidip görmek lazım fazla geç kalmayın.
 
Güngör GÜVEN
1045 kez okundu
10.06.2018

Yorumlar