FETÖ ASKERİ OKULLARA NASIL SIZDI?-EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

 

FETHULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN TSK’YA SIZMA GAYRETİ ÇERÇEVESİNDE ASKERİ OKULLARA SIZMA ÇALIŞMALARININ TARİHİ, YÖNTEMLERİ, YAPILANMASI VE SONUÇLARI

            Fethullahçı Terör örgütü elebaşı Fethullah GÜLEN’in nihai hedefi ve rüyası, Türkiye liderliğinde İslam Birliği ve tanrının sözünün içtimai hayata egemen olmasıdır.

            Şifre kendisinin ifadesi ile üç kelimelidir. İman-hayat-iktidar. Said-i Nursi onlara göre imani dirilişi sağlamıştır. Bu safha, imanı hayata geçirme ve yaşama safhasıdır.

            İktidarı ele geçirebilmek için TSK, yargı, eğitim ve mülkiye mutlaka teşkilatlanılması gereken kurumlardır.

            Altın nesil de iktidarı sağlayacaktır. Altın nesli oluşturabilmek için hedef kitle, ortaokulun son sınıfındaki ve liselerdeki gençlerdir. Çünkü gençlerin o yaşları, en cahil olmakla birlikte, en idealist oldukları yaşlardır.

            Cemaatin bir dönem örgütü yerleştiremediği tek kurum TSK’dır. Fethullahçı Terör Örgütü’nün TSK’ya sızma stratejisinin önemli bir ayağını “askeri liseler” teşkil etmiştir. Zira askeri liseler, ordunun ana subay kaynağı olan Harp Okulları’na doğrudan geçiş sağlayan temel eğitim kurumlarıydı.

            Askeri okullar arasında Işıklar (Bursa), Kuleli (İstanbul) ve Maltepe (İzmir) Askerî Liseleri ile Deniz Lisesi (Heybeliada)’nin Osmanlı İmparatorluğu/Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar gelen sembolik bir değerleri de var. Her halükarda, bu okullar TSK’nın ruhuyla bütünleşmiş ve markalaşmış kurumlardır. Işıklar Askeri Lisesi 2010 yılında Işıklar Askeri Hava Lisesi olarak faaliyete geçmiştir.

            Örgüt, TSK’ne sızmaya 1970’li yılların başında başlamıştır, ancak çok az sayıda olan bu sızma, 1980’li yılların ortalarından itibaren yoğunluk kazanmaya başlamıştır.

            15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine ilişkin hazırlanan ana iddianamede, “darbe teşebbüsüne giden yolda” en kritik sürecin “askeri öğrencilik yılları” olduğu vurgulanmıştır.

            Terör örgütünce, askeri okullara yerleştirilmek üzere, fakir ailelerin zeki ve çalışkan çocukları seçilmektedir. Örgütün hedefindeki gence aile ve kişisel durumuna göre aylarca dinle ilgili bir şey söylemeyebilirler. Yapılan şey bu gençlere bir ağabey gibi davranmak, ona derslerinde yardımcı olmak ve geleceğe ait planlarda yol göstermektir. Yeterli konuma gelindiğinde örgütün öğretisi verilmeye başlanır.

            Her abi'ye bir askeri öğrencinin zimmetlenmiştir. İlk aşamada o öğrencinin abiyle yakınlık kurması ve sevmesi sağlanmaktaydı. Hatta “abi” ile askeri öğrenci ilişkisinde, abi'nin rolü şöyleydi:

            "Çocuğun anne ve babasının ona göstermediği ilgi ve alakayı gösterir. Bu samimiyet çocuğun dikkatinden kaçmaz, adeta abisine aşık olur. Onun sözünü emir kabul eder. Kısa sürede abinin sevgisi karşılık bulur ve her ikisi de İslam’a, vatana ve millete faydalı işler yaptıklarını zannederek çalışmalarına devam ederdi"

            İlk dönemlerde sınırlı sayıda ve kısıtlı şekilde yürütülen eleman kazanma ve sızma faaliyetleri, 1980'den itibaren örgüt tarafından yurt, dershane, okul ve kurumlar açılması suretiyle sistematik hale getirildi. TSK'ya sızılması kapsamında hedef kitle olarak belirlenen başarılı, fakir, dinine bağlı gençleri öncelikle açtığı "dershane, okul, yurt, ışık evi gibi" kurumlarda askeri okullara girmeleri için yönlendiren örgüt, gençleri askeri lise, harp okulları ve astsubay hazırlama okullarına yerleştirmeye başlarken, dış kaynaktan personel alımlarında da yine mensuplarını TSK'ya soktu.

            Örgüt, ÖSYM'deki yapılanmasını tamamlayana kadar ele geçirebildiği sınav sorularını mensuplarına dağıttı. "FETÖ, askeri liseler, harp okulları ve astsubay hazırlama okullarına girişte, ön hazırlık yaptırdığı öğrencileri, soruların sızdırılması ve adayların mülakatlarda desteklenmesi suretiyle askeri okullara sokmuştur. Bu kapsamda askeri okullardaki FETÖ mensuplarının örgütsel bağının devam ettirilmesi ve güçlendirilmesi maksadıyla örgüt, TSK'ya sızabilen ve ayrı, özel bir eğitimden geçirdiği mensuplarını örgüt içerisinde “mahrem hizmetler” veya “çok hususi hizmetler” adı verilen ayrı birimler tarafından idare etmiştir. Askeri öğrenci olarak TSK'ya yerleştirdiği mensuplarını ikişer-üçer kişiden oluşan, birbirinden ayrı ve habersiz hücreler halinde abilerin sorumluluğuna vermiş, kod adı vererek gerçek isimlerini gizlediği bu örgüt üyelerinin, hiçbir hücre diğer bir hücreden haberdar olmayacak şekilde ayda sadece bir iki kez örgütün evlerine gitmelerini sağlayarak veya dışarıda yüz yüze görüşerek deşifre olmalarının önüne geçmiştir. Ancak, o yıllarda örgütün tüm çabalarına rağmen, TSK tarafından sızma girişimleri tespit edilebilmiş ve askeri okullarda FETÖ yapılanmasına ilişkin ilk resmi soruşturma, Mayıs 1982 tarihinde Kuleli Askeri Lisesinde gerçekleşmiştir.

            Bu soruşturma neticesinde FETÖ, 90 civarında öğrencinin askeri okula girmeden önce devam ettikleri okul ve dershanelerin araştırılarak tespit edilmelerini önlemek maksadıyla da tedbirler almıştır. Örgüt mensubu öğrencileri başka dershanelere kayıt yaptırtarak takip edilmelerinin önüne geçmiştir. Müteakip yıllarda da her türlü usulsüzlüğü deneyerek binlerce askeri lise öğrencisini ortaokulu yurt dışında okumuş gibi göstermiş, böylece askeri liselere giren öğrencilerin ortaokul döneminin araştırılarak örgütle ilişkilerinin tespit edilmesini önlemiştir.

            1986'da askeri liseler sınavında bazı derslerden tüm soruları doğru yaparak askeri öğrenci olanlar, 1994 yılında teğmen nasbedilmiş, daha sonra bu öğrencilerden büyük bir çoğunluğunun kurmay olduğu tespit edilmiştir. Darbe girişiminin hemen ertesinde 1994 devresi karacı 89 kurmay subaydan 66’sı TSK’dan çıkarılmıştır. Diğer kuvvetlerde de benzer durum söz konusudur.

            1986 yılında fark edilen sızmalara karşı TSK, daha sert önlemler almaya çalışmıştır (Gelinen nokta askeri okullardaki tasfiyelere rağmen Cemaat’in TSK içinde ciddi olarak güçlenmeye devam ettiğini göstermiştir.) 

            1986 yılında, üç askeri lisede yapılan soruşturmalarda Fethullahçı oldukları saptanan 66 öğrenci okuldan atılmıştır. Dinci grubun hazırladığı kurslarla öğrencileri sınavlara hazırladığı ve onlar aracılığıyla okullarda örgütlenme faaliyetine girdiği saptanmıştır.

            Bursa’da bir evde toplanan bir grup Işıklar Askeri Lisesi öğrencisi, büyük bir dikkatle ‘abilerini’ dinliyorlardı. ”Kurmay oluncaya kadar dişinizi sıkın, kendinizi belli etmeyin. Gözünüzle namaz kılın. 2000’li yıllarda Türkiye’yi kavrayacağız.” Yaşları 14 ila 16 arasında değişen askeri okul öğrencilerine “güç bir görev” verilmişti. Türkiye’de yıllardır laikliğin kalesi olarak bilinen “Silahlı Kuvvetlere sızmak”

            Aynı günlerde İstanbul’un Pendik, Çengelköy, Beşiktaş, Ortaköy gibi semtlerindeki bazı evlerde de Kuleli Askeri Lisesi’nin öğrencileri hafta sonlarında benzer direktifler alıyorlardı.

            İzmir’de Maltepe Askeri Lisesinden bazı öğrenciler de aynı amaçla hummalı bir faaliyeti kendi kentlerinde sürdürüyorlardı. Alınan direktifler saflara yeni öğrenciler katmak yolundaydı. Kimi öğrencilerin kendilerine gösterdikleri yakınlık bu genç örgütçüleri oldukça umutlandırıyordu. Kısacası Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ’un uyarılarına kadar her şey yolunda gidiyordu. Genelkurmay Başkanının ”İrtica faaliyetlerine katıldıkları hakkında kesin kanaat uyandıran Silahlı Kuvvetler mensuplarının bildirildiğinden 24 saat içerisinde sicil yoluyla ve res’en emekliye çıkartılmasını” emretmesiyle harekete geçiliyor, Kuleli, Işıklar ve Maltepe Askeri Liselerinde önceden tespit edilen dinci sızma faaliyetlerine karşı çalışmalar böylece hız kazanıyordu.

            İlk olarak Kuleli Askeri Lisesinde büyük bir soruşturma başlatıyordu. İstihbarat Subaylarının tespit ettiği bazı öğrencilerin ifadelerinin alınmasıyla soruşturma derinleştirilince, olayın tahmin edilenden de önemli boyutlarda olduğu gerçeğiyle karşılaşılacaktı. İfadeler ışığında öğrencilerin hafta sonları toplantı yaptıkları evler tespit ediliyor, kendilerini yönlendiren siviller belirleniyor, kısacası tüm ilişki ağı çorap söküğü gibi ortaya çıkartılıyordu.

            Sonuçta irticai faaliyetlere katıldıkları kanıtlanan 100’e yakın öğrencinin ifadesi alınıyor, bunların içerisinde yönlendirici konumda olan 33 tanesinin okulla ilişiği kesiliyordu. Okuldan atılmayanlara ise ihtar cezası veriliyor, yakın denetime alınıyorlardı. Soruşturmanın kuşkusuz en önemli bulgusu Kuleli’deki şeriatçı örgütlenmenin ardında tek bir grup vardı: Fethullahçılar!

            Kuleli’deki operasyonun ardından, askeri lise yöneticileri Ankara’da Genelkurmay’da toplantıya çağrılıyor, elde edilen bulgulardan hareketle soruşturmaların yaygınlaştırılması kararlaştırılıyordu. Nitekim Bursa Işıklar’da 16, İzmir Maltepe’de 17 öğrencinin daha aynı grupla bağlantılı olduğu saptanıp ordudan uzaklaştırılıyorlardı. Atılanların dışında Kuleli’de olduğu gibi 100 kadar öğrenciye de ihtar verilmiştir.

            Ayrıca Ankara’da Kara Harp Okulu’nda, Heybeliada Deniz Lisesi’nde, Beylerbeyi Astsubay Okulu’nda benzer soruşturmalar sürdürülmüştü.

            Söz konusu soruşturmalar kapsamında, intibak eğitimini tamamlamış Deniz Lisesi birinci sınıf öğrencileri bir sınıfa toplanmış. Okul komutanı öğrencilere şöyle sesleniyordu:

            “Şimdi sizlere birer kâğıt dağıtacağım. Bu kâğıtta bazı sorular var. Bu soruları tümünü dürüstlükle ve samimiyetle yanıtlayın. Merak etmeyin verdiğiniz cevaplar üzerinden kimseye bir şey olmayacak. Hiç biriniz okuldan atılmayacaksınız.”

            Şaşkınlık içindeki öğrenciler kâğıtları çevirdiklerinde bazı sorularla karşılaştılar. Sorulardan bazıları şunlardı:

            “Sızıntı dergisi okur musunuz?”

            “Ailenizde Sızıntı dergisi okuyan var mı?

            “Bu okula gelmeniz için sizi yönlendiren “birileri” oldu mu?”

            Ailelerin dindarlıkları hakkında bazı ipuçlarının elde edilebileceği soruların da sorulduğu kâğıtlar toplandı. Bir süre sonra lise birinci sınıf öğrencilerinden ciddi sayıda öğrenci okuldan atıldı.

            Öğrenciler, soruşturma ifadelerinde;

            “Bir gün okul çıkışında yanıma biri yaklaştı. Benim zeki bir öğrenci olduğumu bildiklerini, istersem fen liseleri sınavına hazırlanmak için düzenledikleri parasız kurslara katılabileceğimi söyledi. Ben de gittim.”

            Kuleli’de okuyan A., gittiği evde fen öğretmeni M.Ş. ile din dersi öğretmeni İ.Ç.’yi belirterek, kendisini onların önermiş olabileceğini söylüyordu. Evde yoğun bir şekilde fen kursları veriliyordu. Ek olarak da Nur Risaleleri okunuyor, video kasetleri izleniyordu. Durumdan haberdar olan ailesinin uyarısıyla A. kurslara devam etmekten vazgeçmişti. Ancak Fethullahçılar kendisini daha sonra okumaya başladığı Kuleli’de yeniden bulacaklardı.

            A., birkaç kez Ortaköy’deki bir apartman dairesine okuldan arkadaşları tarafından götürüldüğünü, orada Nur Risaleleri, Sızıntı dergisi gibi yayınlar okunduğunu, kasetler izlendiğini, toplu namazlar kılındığını söylüyordu.

            Nitekim soruşturmalar esnasında söz konusu eve gidildiğinde, terk edilmiş bir evle karşılaşılıyordu. Evde mobilya, yatak cinsinden hiçbir şey kalmamıştı. Odalarda eski giysiler, ders kitapları ve bir koli içerisinde dini yayınlar bırakılmıştı. Duvarlarda Sızıntı dergisinin takvimi, aynı dergiden kesilmiş sayfalar evi terk edenler hakkında ipuçları veriyordu. Anlaşılan Kuleli’deki soruşturma haberi ev sakinlerinin apar topar evden kaçmalarına yol açmıştı. Apartmanda oturanlar evde Kabataş Erkek Lisesi ve İTÜ’den öğrencilerin kaldığını, ancak özellikle hafta sonları evin dolup dolup boşaldığını, bunların içerisinde askeri öğrencilerin de bulunduğunu anlatıyordu. Bazı sabahlar Kur’an-ı Kerim sesleriyle uyandıklarını da sözlerine ekliyorlardı.

            Bursa Altıparmak’taki Sönmez Apartmanı’nın birinci katı da bir zamanlar aynı işlevi görmüştü. Onur Aksüzek adındaki Fethullahçı mühendis ailesiyle yerleşeceğini belirterek kiraladığı dairede askeri öğrencileri ve diğer gençliği örgütlemeye çalışmıştı. Güvenlik güçlerinin bu eve yaptığı operasyonlarda ise Sızıntı ve yurtdışında basılan Hodri Meydan dergileri, video kasetler, teyp kasetleri bulunmuş, eve devam ettiği tespit edilen 16 askeri öğrencinin okullarıyla ilişkileri kesilmişti.

            Yine öğrencilerin verdikleri ifadelerde: Fethullahçıların askeri liselere sızmak amacıyla disiplinli bir çalışma yürüttükleri göze çarpıyordu. Askeri liselere girmek için Fen Lisesi sınavlarında üstün başarı göstermek, ek olarak, yapılan ikinci bir sınavı geçmek ve subaylığa elverişli bedensel özelliklere sahip olmak gerekiyordu. İlk aşamada Fethullahçılar okullara sokmak istedikleri gençleri yoğun bir şekilde fen derslerine hazırlamışlardı. Grup üyelerinin akrabalarından ve özellikle de Anadolulu yoksul ailelerden gelme zeki ve çalışkan ortaokul öğrencilerinden seçilen adaylar küçük şehirlerde evlerde, büyük şehirlerde ise grubun denetimindeki özel dershanelerde kurs görmüşlerdi. Öğrenci ifadelerinde, İzmir’deki Akyazılı Orta ve Yüksek Öğretim Vakfı’na bağlı Akyazılı Oyev Dershanesi ile İstanbul’daki Fırat Eğitim Merkezi Dershanesi’nin adı geçiyordu. Daha sonraki yıllarda cemaatle ismi özdeşleşmiş dershanelerin isimlerinin değiştirilmesine karar verilmiştir (Daha sonraki yıllarda (2011) söz konusu sakıncalı dershane ve okullara ait bilgiler, TSK personeli tarafından ilgililerden sorulabilmekteyken basında yer alan haberler ve ülkemizin o günlerde içinde bulunduğu konjonktür itibariyle imha edilmiş ve yürürlükten kaldırılmıştır).

            1986 yılında askeri liseler başta olmak üzere, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde yapılan soruşturmalarda, “Fetullahçı Terör Örgütü mensubu olma suçlamasıyla” TSK’dan ihraçlar başladıktan sonra örgütte sistem değiştirildi. İlk sistemde okulu kazanan öğrenci, o ildeki abiye teslim ediliyordu. Ancak soruşturmaların ardından öğrenci ile abinin ilişkisi okul sürecinde de devam ettirildi. Öğrenci hangi kentte ise, onu yetiştiren abisi de o kente onunla giderek ilgilenmeye devam etti.

            Örgüt elemanı öğrencinin, abi ile bağlantısının sağlanmasından sonra o öğrenciye abi tarafından bir kod isim veriliyor. Örgüt üyesi öğrenci artık bu kod isim ile biliniyor ve asla gerçek ismi zikredilmiyor. Askeri okula hazırlanan öğrenci, abinin sıkı takibi altına alınıyor.

            "Örgüt abisi, zaman zaman okul çıkısına giderek, askeri okullara hazırladığı öğrencisine “ne yaptığını takip ediyorum” mesajı verir. Öğrenci ilk başlarda belki bunu anlamaz, abisinin onu sevdiği ve görmek istediği için okul önüne geldiğini zanneder. Oysa, örgüte adım atan herkes, her zaman ve her yerde takip edilir. Askeri okula başvuru yaptığı andan itibaren bu öğrencinin hayat biçimi örgüt abisi tarafından değiştirilir. Örneğin, dini vecibelerini yerine getirmeyen biri gibi görünmesi istenir. Namaz kıldığını kimseye göstermemesi gerektiği öğretilir. Öğrencinin askeri okula girmesinin ardından ikinci aşamaya geçiliyor. Öncelikle, öğrencisi askeri okulu kazanan abi, örgüt içinde bir basamak yükselerek ‘mahrem hizmetler abisi’ sıfatını alıyor.”

            “Öğrenci hangi ildeki askeri okulu kazandıysa o ilin askeri okullarından sorumlu imamı ile abi arasında bir görüşme gerçekleştiriliyor. Sorumlu imam, öğrenci abisine okul ve komutanlar hakkında bilgi veriyor. Bu bilgileri alan abi, örgüt elemanı öğrencisini okula başlamadan önce bilgilendiriyor. Bu bilgilerin alınmasının ardından öğrenci ve abi birlikte okulun bulunduğu bölgeye gider. Askeri öğrenci okula asla yalnız gönderilmiyor.”

            "Abi ile öğrenci okul başlamadan iki gün önce okulun bulunduğu bölgeye giderler. Erken gidilmesinin amacı, daha sonra buluşma yapılacak yer tespitinin yapılmasıdır."

            Askeri öğrenciye okul sürecinde uyması gereken kurallar da öğretilir. Okul başladıktan sonra her on beş̧ günde bir askeri öğrenci ve abi önceden belirlenen yerde ve saatte buluşur. Eğer öğrenci herhangi bir sebepten ötürü gelemediyse bir sonraki hafta sonu yine aynı yerde ve saatte beklenileceği söylenir.

            Öğrenciden resmi kıyafet ile görüşmeye gelmemesi gerektiği anlatılır. Resmi kıyafeti değiştireceği yer ayarlanır. Öğrencinin sivil kıyafetleri bu yerde hazır tutulur.

            Askeri öğrencilerden ibadetlerini kimseye göstermeden yapmaları gerektiği anlatılır. Öğrenciden tuvalette, bulunduğu yerde, elbise veya duvar kenarında teyemmümle abdest almaları istenir. Örgüt üyesi öğrencilerin namazlarını îma ile kılınması istenir ve îma ile namazın nasıl kılınacağı (gözüyle namaz kılmak gibi) öğretilir."

            Öğrencilerin deşifre olmaması için kızlı erkekli grupların arasına girmesi gerektiğinin öğretildiğini belirten savcılık, "Geçmişte örgüt evlerinde tanıdığı ya da karşılaştığı birisiyle örgüt içerikli konuşma yapmaması, konu açılırsa Fetullah Gülen ve örgüt hakkında küfürlü konuşması istenmiştir. Örgüte mensup öğrencilerin hafta sonları izne çıktıklarında askeri elbiseyle asla örgüte bağlı ev, dershane, okul gibi yerler başta olmak üzere camilere namaz kılmaya gitmemesi istenir" ifadelerine yer verdi.

            Askeri okulların kütüphanesindeki Atatürk kitaplarının okunması talimatını veren örgüt, öğrencisinin deşifre olmaması için sosyal hayatın içine girmesine de özen gösteriyor. "Okulun düzenleyeceği tiyatro, bale veya en azından bir spor dalına girmek suretiyle burada pısırık, içine kapalı hatta ‘molla’ manası verilebilecek tutum ve davranışlardan uzak durması istenmiştir".

            Hatta okul yönetimi tarafından güvenlik soruşturmalarından ailesinin örgüt mensubu olduğu bilinen bazı öğrencilerin dolaplarında yapılan aramalarda, pornografik dergiler, telefonlarında içki içerken çekilmiş fotoğraflar bulunmuştur. Bu tür belgeler aslında öğrenci tarafından kasıtlı olarak yakalattırılmıştır.

            Küçük yaştan itibaren “takiyye” anlayışı ile yetiştirilen öğrenciler, abilerden habersiz hiçbir şey yapmaması, örgütün gizliliğe verdiği önemi ortaya çıkarmaktadır. "Darbe sonrası tutuklanan FETÖ’cü askerlerin ifadelerinden anlaşıldığı üzere, 'kardeşim' dediği arkadaşının yıllar sonra örgüt mensubu olduğunu anlayanlar veya öğrenenler çıkmıştır"

            Önceleri örgüt üyesi öğrencilerin grup olarak hareket etmesine izin veren örgüt, 1985-86 döneminde askeri okullardan atılmalar olunca, mecburi olmadıkça grup kurmaya izin vermedi. Burada da mecburiyetten ötürü oluşacak grupların asla üç kişiden fazla olmaması istendi.

            Abi öğrenci görüşmelerinde, okuldaki diğer öğrenciler ve komutanlar hakkında detaylı bilgiler alınmaktaydı. "Daha okulun ilk yıllarından itibaren fişlemeye alıştırılan, özendirilen hatta teşvik edilen örgüt mensubu kendisinin de örgüt tarafından her anının kameraya kaydediliyormuşçasına fişlendiğini bilir ve tavır ve hareketlerine dikkat eder. Öğrenci, kaydettiği bilgileri her görüşmede abisine iletir, o da bir üstüne ve dolayısıyla okulla alakalı her türlü bilgi Fetullah Gülen’e kadar ulaştırılır. Bu bilgilerle, okuldan sorumlu örgüt abileri okul komutanından daha fazla bilgiye ulaşmış̧ olurdu"

            Örgüt mensubu öğrencinin, diğer örgüt mensubu öğrenciler ile temas kurması azami ölçüde engelleniyor. Örgüt mensubu öğrencinin, örgütten olmayan diğer çocuklarla arkadaşlık yapması sağlanıyordu.  Bunun sebebi ise;

            "Aynı fabrikanın değişik tezgahlarında üreyen ve çoğalan öğrencilerin bu diyalog sonucunda birbirlerini tanımalarına, erken tanışmadan kaynaklanan örgüt sırlarının deşifre olmalarına engel olmak ve askeri okulları kendi imkanlarıyla kazanan öğrencileri de örgüte kazandırmak isteğidir."

            Abinin, öğrencinin derslerini de yakından takip etmekteydi. "Örgüt ders yönüyle sıkıntı yaşayan ancak örgüte sadakatinde şüphe duymadığı örgüt mensubu askeri öğrencilerin sınıflarını geçmesinde her türlü kolaylığı sağlamıştır"

            Örgütten ayrılmak isteyen öğrencilerin başına gelenler şu şekildeydi: Harp Okuluna giden örgütten kopmak isteyen öğrenciler ile ilgili de gerekli tedbirler örgüt tarafından alınıyor. Örgütten kopmak isteyen ve ikna edilemeyen öğrenciler, şok mangaları denen gruplar içerisine alınarak şiddete ve işkenceye varacak kadar muamele görür. Ailenin okuldan çocuğunu alması, çocuğun başka bir okulda okuması ve gelecekte sıkıntı yaşamaması demektir. Ancak okuldan ayrılmamakta direnenlerin ise okuldan atılmasına karar verilir.

            2011 yılında Harp Okulunun İzmir Menteş’teki kampında hem örgütten ayrılmak isteyen, hem de örgüt üyesi olmayan öğrencilere yapılan kötü muamele ve okuldan atılmalar ulusal basına yansımış ve söz konusu öğrencilerden ve diğer askeri okullardan ayrılmak zorunda kalan bazı öğrencilerin Askeri Okullarda ayrımcılığa uğradıklarını ve haksız olarak ilişiklerinin kesildiğini belirterek; konunun araştırılmasını, askeri okullardan ilişiği kesilenlerin tazminat yükümlülüğünün azaltılmasını/kaldırılmasını talep etmeleri üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu Genel Kurulu’nun yaptığı araştırma neticesinde, 21/06/2012 tarihli 2 Numaralı Karar Taslağında; Ege Ordusu K.lığı Kh.ndan teşkil edilmiş İdari Tahkikat Heyeti konuyu araştırmış ve Ege Ordusu Komutanlığının hazırladığı 13/08/2011 tarihli ve PER.:1580-811- 11/Dismor.Ş. sayılı İdari Tahkikat Raporunda; tüm iddialar ile ilgili yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda iddiaların tamamen gerçek dışı ve iftira olduğu belirtilmiş, Milli Savunma Bakanlığı ve diğer askeri kurumlar tarafından benzer cevaplar verilmiş ve bu konu böylece geçiştirilmiştir. Ege Ordusu K.kığı İdari Tahkikat Heyeti üyelerinin bu konuda yetkin olup olmadığı ve yönlendirilmesi ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur.

            O yıllarda, askeri liseleri kazanan öğrenciler, alınacak 200-250 öğrenci için yaklaşık 1500 kişilik bir liste olarak yayınlanmaktaydı. Kimin hangi sırada kazandığı hep bir muamma olmuştur.

            Söz konusu yıllarda, askeri liselerde okuyan öğrencilerin isimleri hakkında yapılan bir araştırmada öğrencilerin isimlerinin %60-70’nin dini isimler olduğu, öğrenci velilerinin mesleklerinde ise en fazla meslek grubunun polis olduğu tespit edilmiştir. Sb. ve Astsb. çocukları yok denecek kadar azdır.

            Bununla birlikte, 2009 yılında K.K. Askeri Liselerine (Kuleli, Maltepe, Işıklar) öğrenci alımı için teşkil edilen 5 kişilik komisyonlardaki İsth. Sınıfı Sb. Üye kadroları iptal edilerek, yerlerine FETÖ mensubu kurmay binbaşılar görevlendirilmiştir. Bu komisyonlar, mülakatlarda örgüt mensubu olmayan subay, astsubayların çocuklarını çeşitli bahanelerle elemişlerdir.

            Örgütün askeri öğrenciyle ilişkisinin son aşaması öğrencinin mezun olduktan sonra teğmen olarak görevlendirilmesi ile başlamaktaydı. Buna göre, göreve başlayan örgüt üyesi teğmen, onu öğrencilik yıllardan itibaren yetiştiren eski abi tarafından yeni abi ile tanıştırılır.

            Teğmen rütbesiyle göreve başlayan askeri öğrencinin eski abiyle görüşmesi kesinlikle yasaktır. İkili bir daha örgüt izin vermediği sürece görüşemez.

            Öte yandan bütün bunlar olurken, 1986 yılı Fethullah Gülen Cemaati için kritik yıllardan biriydi. 1980 ihtilalinden sonra kaçak olarak yaşayan Fethullah Gülen o yıl Burdur’da ifade verip kaçaklıktan da kurtuluyordu.

            15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca tamamlanan "Ana Gülen Yapılanması" iddianamesinde ”Gülen Yapılanması”nın 1971 yılından itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde örgütlenmeye çalıştığı belirtilerek şu tespit yer alıyordu:

            “İlk zamanlarda az olan bu sayı, yıllar geçtikçe artmış, 1984 yılından sonra bu faaliyetler yoğunluk kazanmıştır. O dönemde TSK içerisine yerleştirilen bu öğrencilerin birçoğu şu anda kurmay albay veya general rütbesindedir.”

            Fethullah Gülen Cemaati hakkında Türk Silahlı Kuvvetleri içinde tek resmi soruşturma yürüten Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcısı Hâkim Albay Ahmet Zeki Üçok, Nisan 2016 tarihinde Hürriyet Gazetesi’ndeki mülakatında aynı yıllara gönderme yaparak şu ifadeleri kullanıyordu:

            “Yaşar Büyükanıt, 1986 yılında Kuleli Askeri Lisesi Komutanıyken askeri lise sınavlarında yaklaşık 250 öğrenci, Türkçe sorularını tam yapıyor. Yapılan inceleme sonucu soruların Cemaat tarafından çalındığı ve bu öğrencilere verildiği tespit ediliyor. Bu öğrencilerin 50-60 kadarı atılıyor. Geri kalanını “kazanırız” falan diye atmıyorlar” demişti.

            1990’lı yılların ilk yarısı örgüt elebaşı Fethullah Gülen’in ulusal ölçekte açılım yapmaya başladığı dönemdir. Fethullah Gülen hakkında “Din-Kent ve Cemaat Fethullah Gülen Örneği” başlıklı kitabın yazarı Ali Bulaç 1991 yılını kırılma yılı olarak tanımlayıp, Gülen’in ulusal açılım yapmaya karar verdiğini yazıyor. Gülen, 16 Haziran 1991 yılındaki Süleymaniye Camii vaazının ardından artık ulusal bir figür olarak ortaya çıkmaya karar vermişti. “Ulusal figür” olmasının ardından da Türkiye’nin önemli siyasileriyle de yan yana gelmeye ülke çapında tanınmaya başlamıştı. Açılışlarda, yemeklerde Gülen, dönemin güçlü siyasi aktörleriyle sık sık bir araya geliyordu. 15 Ocak 1994 tarihli Milliyet Gazetesi Fethullah Gülen ile dönemin Başbakanı Tansu Çiller arasındaki Başbakanlık’ta yapılan görüşmeyi “Donanmada şeriatçı operasyonu pazarlığı” adı altında haberleştirdi. Haberde, Görüşmede Fethullah Gülen’in Deniz Kuvvetleri ve Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) yapılan “aşırı dinci” operasyonundan şikâyetçi olduğu bilgisi yer alıyordu.

            Yine; Maltepe Askeri Lisesi öğrencilerinin zaman zaman üzerlerindeki üniformalarını çıkararak, sivil kıyafetler ile bazı evlere gidip irticai faaliyetlerde bulunduklarının tespit edilmesi üzerine 13.03.1999 günü polisler ve Maltepe Askeri Lisesinden ilgili personelin ortak operasyonuyla "İzmir/Konak ilçesi Zeytinlik Mahallesindeki ışık evinde Murat YANIK, Mustafa SOYSAL isimli Maltepe Askeri Lisesi öğrenciler yakalanmıştır.

            Söz konusu operasyonu yapan polislerden İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube eski Müdürü Celil Taşkın da FETÖ kumpasına kurban gitmiştir. FETÖ'nün hedefindeki Taşkın, İzmir'de o dönemki Özel Yetkili Savcı Murat Gök tarafından çek-senet çetesine yönelik bir soruşturmaya şüpheli olarak dâhil edilerek tutuklanmak istenmiştir.

            Ancak, Taşkın o dönem Savcı Gök'ün tüm baskısına rağmen Asım Korkut başkanlığındaki Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi tarafından delil yetersizliği nedeniyle serbest bırakılmıştır. FETÖ, bu kararın ardından bu defa Mahkeme Başkanı Asım Korkut'u da hedef almıştır. Korkut da yine Murat Gök'ün yürüttüğü soruşturmada rüşvet aldığı ve seks iddiasıyla tutuklanmıştır. Klasik FETÖ kumpası kurulan Korkut, Türkiye'de görevdeyken tutuklanan ilk hâkim olmuştur. 

            Bahse konu operasyon sonucu ışık evinde yakalanan öğrencilerin ifadelerinde yer alan hususlar, Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 22 Ağustos 2000’de Fethullah Gülen hakkında hazırlanan iddianamede yer almıştır. Fethullah Gülen hakkında "Laik Devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak" gerekçesiyle 10 yıla kadar ağır hapis istemi ile yargılama başlatılmıştır. 11 Ağustos 2000’de hakkında gıyabi tutuklama kararı alınmıştır. (Daha sonra iddianameyi hazırlayan Savcı Nusret Demiral’a kurulan seks kaseti kumpası sonucu görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır.)

            Yargılama, Bülent Ecevit başkanlığındaki 57. Hükümet döneminde, çıkarılan 4616 sayılı Şartla Salıverilme Yasası (kamuoyunda daha sonra Rahşan affı diye anılmaya başlanan) uyarınca beş yıl süreyle ertelenmiştir. Dava bir kesin hükme bağlanamayarak sonuçlandırılamamış, bu süre içinde Fethullah Gülen'in aynı tür veya daha ağır bir suç işlemesi durumunda yargılamanın yeniden başlaması kararlaştırılmıştır.

            8 Mayıs 2006’da yazar Ergün Poyraz, kendisinin müşteki ve müdahil olarak başlattığı, karara bağlanmadan durdurulan ve daha sonra Mayıs 2006'da Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin beraat kararı ile sonuçlanan davada kararın temyizi için başvurmuştur.

            Yargıtay 9. Ceza Dairesi, suç fiilinin devam ettiğine ve 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği beraat kararının geçersiz olduğuna hükmetmiştir. Yine de beş yıllık zamanaşımının dolması sebebiyle davanın beraat nedeniyle değil, zaman aşımından düşmesine hükmetmiştir.

            Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından Mart 2007’de, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği beraat kararı oy birliği ile onaylanmıştır.         

            24 Haziran 2008’de Yargıtay Ceza Genel Kurulu Terörle Mücadele Kanunu'ndan (TMK) yargılanan Fethullah Gülen'e verilen beraat kararını onayan Daire kararına yapılan itirazı reddetmiştir.

            Gülen Cemaati mensuplarının TSK içindeki varlığı Türkiye’de zaman zaman gündem olmuştur. Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları ile dönem dönem TSK’dan çıkarmalar olmuştur. Bu konudaki en son bilgi "Ana Gülen Yapılanması" iddianamesinde yer almaktadır. Genelkurmay Başkanlığı’ndan alınan bilgi iddianamede aşağıdaki şekilde yer almıştır:

            1983-2003 arası 400 kişi Gülen Örgütü Elemanı gerekçesiyle TSK’dan çıkarıldı  

            Genelkurmay Başkanlığı 1983-2003 yılları arasındaki dönemde TSK ile ilişiği kesilen Fethullah Gülen Örgütüne mensup personel sayısını toplam 400 bildirmiş ve söz konusu personel bu yapı mensubiyeti sebebiyle yaş kararı ile TSK'dan ihraç edilmiştir.

            2003’ten sonra Gülen Cemaati gerekçesiyle kimse TSK’dan çıkarılmadı

            TSK, 2003 yılından sonra Fethullahçı olduğunu bildiği hiç kimsenin ilişiğini kesmemiştir/kesememiştir. Bundan sonra inisiyatif örgüte geçmiş ve TSK içinde bu örgütten olmayan veya muhalif olan herkesi tasfiye etmeye başlamıştır. Ergenekon ve diğer askeri davalar, sivil siyaset üzerindeki askeri vesayetin kaldırılması için değil, örgütün TSK, üzerinde egemen olması için gerçekleştirilmiştir.

            “Ergenekon ve diğer askeri davalar, sivil siyaset üzerindeki askeri vesayetin kaldırılması için değil, örgütün TSK, üzerinde egemen olması için gerçekleştirilmiştir.” İfadesini Emekli Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok da doğrulamıştır. Al Jazeera televizyon kanalının sorularını yanıtlayan Üçok, 15 Temmuz Darbe Girişimi sürecinde önemli rol oynayan Hava Kuvvetleri üzerinden örnekleyerek:

            “Türk Hava Kuvvetleri’nin 30 yıllık geleceği Balyoz Davası ile bitirildi. 2 ay sonra kuvvet komutanı olacak kişi cezaevine konuldu, kendilerine yer açtılar” demiştir.

            Ayrıca, okula yeni alınan öğrencilerin güvenlik soruşturmaları, öğrencinin okula kesin kaydının yapılmasından 5-6 ay sonra sonuçlanması en büyük zafiyetlerden biri olmuştur. Öğrencinin kendisiyle alakalı olmasa bile ailesiyle ilgili olumsuz kanaat bildirilmesine rağmen öğrencinin okul ile ilişiğinin kesilmesini neredeyse imkânsız hale gelmesine neden olmuştur. Bu konuda maalesef askeri yönetmelik ve yönergeler yasal dayanaktan yoksun kalmıştır. Güvenlik soruşturmalarının birinci makamı olan İçişleri Bakanlığı adına Valilikler (Emniyet Md.lüğü)’den kesinleşmiş mahkeme kararları dışında hiçbir bilgi ve belge gelmemiştir. Diğer makam MİT ise eksik bilgiler göndermiştir. Üçüncü makam olan garnizon komutanlıkları ve askeri birliklerin, öğrencilerin ailelerine yaptıkları ev ziyaretleri ise askeri yönergelerde yer almasına rağmen yasal dayanağı olmayan ve askeri birliklerde ehil olmayan personele yaptırılan ilave bir yük olarak görülmüştür. Bu konu 2013 yılı öncesinde FETÖ’cü basında sıklıkla yer almış ve engellenmeye çalışılmıştır.

            Bu çerçevede Bursa’da Işıklar Askeri Hava Lisesinde 2011 yılında, daha önceki yıllarda güvenlik soruşturmasını olumsuz olması nedeniyle ilişiği kesilen Denizlili (bu ilimizde FETÖ’nün yapılanması üst düzeydedir) bir öğrencinin AYİM’de açtığı dava neticesinde, askeri okullarda güvenlik soruşturmalarında kendisi hakkında olumsuzluk olmayan bir öğrencinin anne-babası veya kardeşleri hakkında güvenlik soruşturmasının olumsuz olması nedeniyle öğrencinin okulla ilişiğinin kesilemeyeceğine hükmetmiş ve MSB’yi 80 bin TL tazminata mahkûm etmiştir. Bu karar, o zamanın ruhunda ve yapılan yasal düzenlemelerle benzer durumda olan öğrencilerin okulla ilişiğinin kesilmesini önlemiş ve de bu konuda işlem yapacak rütbeli personelin de tazminatın kendilerine rücu edilebileceği korkusuyla işlem yapmalarının önü kesilmiştir. Hiçbir şey tesadüfî olmamıştır.

            Hakkında olumsuz bilgi olan öğrencilerin disiplin yoluyla atılabilmesi de Kurmay Sınıf Amirleri (Tb.K.lığı görevine sayılmak üzere) Kurmay Sınıf Subayları (Bl.K.lığı görevine sayılmak üzere), bazı amirlerin ve Okullar K.lığı Kh. Personelinin tutumları nedeniyle mümkün olamamıştır. Bu durum anılan personelin örgüt mensubu mu, yoksa o zamanın ruhu nedeniyle çekindiklerinden mıdır? bilinememektedir. Ancak şu bilinmektedir ki, FETÖ üyeliğinden ve darbe girişimine iştirak etmekten tutuklanan o dönemde Okullar K.lığında görev yapan bazı personel, güvenlik soruşturması olumsuz olan öğrencilerin bilgilerinin askeri liseyi müteakip Harp Okuluna gönderilmemesi için değişik yollar denemişlerdir.

            Darbe girişiminden önceki son yıllarda askeri okullarda, okul K.lıkları, öğrenci amirlikleri, sınıf amirlikleri, sınıf subaylıkları, karargâhlardaki kritik görevler, FETÖ’cü subayların atandıkları görevler olmuştur. Öyle ki, İzmir’de Maltepe As.Lisesinde dışarıda Işık Evlerinde askeri lise öğrencilerinin bulunduğu şeklinde gelen duyumlarda, ilgili personelin söz konusu evleri bizzat tespit etmesiyle birlikte bu bilgi, konuyla alakalı birkaç personelle paylaşılmasına rağmen söz konusu evlerin derhal kapandığı maalesef görülmüştür.

            Son dönemde Fetöcülerin aralarındaki haberleşmede ankesörlü hatları kullanmalarıyla ilgili ortaya çıkan iddialarda, İzmir’de askeri lisede darbe teşebbüsüne iştirak eden bir karargah subayının odasında yapılan aramada ortaya çıkan çok sayıda adet telefon kartıyla birlikte anlam kazanmıştır.

            Neden Tuğgeneraller fazla?

            Bununla birlikte; örgüt TSK’da FETÖ’cü olmayan vatansever subayları da “oğuzyurdu, bulutaltı, hangarınsesi, gatakulis, gatakulli, paşakeyfi, haramzadeler, tskkulis, karanettv, süperdenizciler” gibi twitter adreslerini de kullanarak provokatif yayınlarla itibar düşüklüğü yaratarak saf dışı bıraktırmış, gerek generalliğe terfilerde gerekse kendi mensuplarının etkili yerlere gelmelerinde kendilerine avantaj sağlamıştır. Maalesef TSK’nın üst kademelerindeki komutanlar bu yayınlara itibar etmiş ve iddiaların araştırılması için emirler yayınlayarak, FETÖ’cülerin ekmeğine yağ sürmüşlerdir.

            15 Temmuz Darbe Girişimi’nde en dikkat çekici noktalardan biri de gözaltına alınan/tutuklanan generallerarasında Tuğgeneral rütbesinde olanların çok sayıda olmasıydı. Darbenin hemen ertesi günü gözaltına 103 generalden 76’sı Tuğgeneral rütbesindeydi. Askerlik deyimiyle devre yani mezun olunan tarih üzerinden toptancı bir hüküm vermek zor ancak bugün Tuğgeneral ve Albay rütbesinde olanların okullara giriş tarihleri Fethullah Gülen Cemaati’nin askeri liseler ve harp okullarına yoğun olarak yöneldiğinin iddia edildiği tarihlerle örtüşüyor. Fethullah Gülen’in ulusal anlamda prestijinin “yükseldiği” her kesimden siyasilerle yakınlaştığı yıllarda Harp Okullarını bitirenlerin ciddi bir kısmının bugün 15 Temmuz Darbe Girişimi iddiasıyla tutuklanması tesadüf müdür?

            Tabiî ki de değildir. Onlar, FETÖ’nün iktidarı ele geçirecek olan “Altın nesildir”

 

Kaynaklar:

1.https://m.bianet.org/bianet/toplum/107875-portre-fethullah-gulen-in-devletle-imtihani

2.http://t24.com.tr/haber/fethullah-gulen-tskya-nasil-sizdi,350569

3.http://medyascope.tv/2016/07/23/28-aralik-1986-tarihli-nokta-dergisi-haberi-orduya-sizan-dinci-grup-fethullahcilar/

4.https://mepanews.com/haberler/4617-darbeye-giden-yol-guelen-oerguetue-nuen-askeri-liseler-yapilanmasi.html

5.http://www.gazetevatan.com/feto-tsk-ya-boyle-sizmis--1049335-gundem/

6.https://m.bianet.org/bianet/toplum/107875-portre-fethullah-gulen-in-devletle-imtihani

7.T.C. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının22.08.2000 tarihli iddianamesi.

8.https://tr.wikisource.org/wiki/G%C3%BClen_davas%C4%B1_iddianamesi/V-Bir_Nur_Talebesinin_Anlat%C4%B1mlar%C4%B1yla_Fethullah%C3%A7%C4%B1l%C4%B1k

9.https://tr.wikisource.org/wiki/G%C3%BClen_davas%C4%B1_iddianamesi/IX-Maltepe_Askeri_Lisesine_S%C4%B1zma_%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1

10.https://www.yeniasir.com.tr/surmanset/2016/11/08/maltepe-kumpasi

11. https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/dilekce/belge/kararlar/d24/gkcetvel13.pdf

847 kez okundu
20.06.2018

Yorumlar