"ANKARA ETNOGRAFYA MÜZESİ"-Muzaffer POTUR

ANKARA ETNOGRAFYA MÜZESİ

 

 

 

           Sizlere bu yazımda Türkiye Cumhuriyeti’nin müze olarak planlayıp inşa ettiği ilk devlet müzesini, Ankara Etnografya Müzesi’ni tanıtacağım. Müzeyi gezdiğinizde “Cumhuriyet’in daha ilk yıllarında niçin etnografya müzesi?”  diye düşünebilirsiniz, ben kendimce biraz sırlarını çözmeye çalıştım…

          Müze; sanat, bilim eserlerinin veya nesnelerin sergilendiği aynı zamanda muhafaza edildiği yerdir. Sergilenen eserler geçmiş yıllarda yaşayan toplumların; düşünceleri, inançları, yaşayışları ve yetenekleri konusunda bizlere bilgi verir. Geçmişi öğrenerek bugünü anlamamızı ve gelişmemizi sağlar.

          Bir bahçeli ev düşünün: evin mimari durumu, kullanılan eşyalar, yaşayanların kıyafetleri, yapmış oldukları eserler, yetiştirdikleri bitkiler, çevre tanzimi, evde bulunan kitap, gazete, spor aleti, enstrüman vb gözle görünen tüm öğeler o evde yaşayan ailenin maddi kültür öğeleridir.

          Evde yaşayanların; ahlak, örf, âdet, inanç, müzik, sanat ve adalet anlayışı gibi gözle görülmeyen öğeleri de manevi kültür öğeleridir. Vatanı bu “bahçeli eve” benzetirsek, vatan üzerinde maddi olarak bulunan tüm öğeler o ulusun maddi kültür öğeleridir. Örnekte de belirtilen gözle görülmeyen öğelerde o ulusun manevi kültür öğeleridir. Sonuç olarak Kültür:bir milletin maddi ve manevi alanlarda oluşturduğu ürünlerin tümüdür. Etnografya, işte bu kültür oluşumlarını inceleyen bir bilim dalıdır.

          Kültür; kısa bir zaman aralığında meydana gelmez. Belki yüzyıllık, bin yıllık uzun bir tarihi süreçte; tarihi köklerinden doğar, beslenir ve gelişir.

          Kültür; sonraki kuşaklara genetik yollardan değil, öğrenme ve öğretme yoluyla aktarılır.

          Kültürün her bir öğesi;  o toplumun temel taşlarından biridir, her birinin toplumda bir işlevi vardır.

          Kültür; yaşanılan çağın özelliklerine bağlı olarak değişime uğramaktadır, yani yaşayan canlı bir varlıktır.Toplumlararası ilişkilerin gelişmesi ve kitle iletişim vasıtalarındaki teknolojik gelişmeler, az gelişmekte/gelişmekte olan toplumlarda kültürel erozyonlara sebep olabilmektedir. Tarihin her döneminde, hedef toplumu/ülkeyi kuşatmak kontrol altına alabilmek için; sonuçlarının da daha kalıcı olması nedeniyle,  sıcak savaş yerine “kültür savaşları” icra edilmiş, günümüzde de yaygın olarak devam etmektedir.

Bir devletin varlığı, onu teşkil eden ulusun sahip olduğu; kültür yapısına, o kültür yapısını yaşatmasına ve geliştirmesine bağlıdır:KÜLTÜR ÖLÜRSE ULUS ÖLÜR, ULUS ÖLÜRSE DEVLET ÖLÜR.

          Cumhuriyetimizin kurucusu ve Ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, işte bu tarihi ve sosyal gerçeği “Türkiye Cumhuri­yeti’nin temeli kültürdür.” veciz sözüyle dile getirmiş; Türk kültürünü sonraki kuşaklara tanıtmak, yaşatmak ve geliştirmemiz için de Ankara Etnografya Müzesi’nin kurulmasını sağlamıştır.

          Yıl 1920 Ülkemizin dört bir tarafı düşmanlarımız tarafından işgal altında, yakılıp, yıkılmış ve yağmalanmış. Ulusumuz yıllarca süren savaşlardan dolayı; yorgun, yoksul, birçok evladını bu topraklara şehit olarak vermiş, yaşama azmini ve iradesini kaybetmiştir. Ancak ATATÜRK’ün yurdumuzu düşmanlardan temizlemek için açtığı yeni yolda Ulusumuz yeniden küllerinden doğmaya başlamıştır.23 Nisan 1920 tarihinde TBMM kuruldu, 02 Mayıs 1920 tarihinde 11 bakandan oluşan bakanlar kurulu teşkil edildi ve 09 Mayıs 1920’de Maarif Bakanlığı içerisinde bugünkü Kültür Bakanlığının temellerini oluşturacak Türk Kültür Müdürlüğü (Türk Asar-ı Atikası) kuruldu. Bakanlık, bakan dışında 20 kişiden oluşuyordu, müdürlük için bir müdür ve bir kâtip görevlendirildi.

          Türk Kültür Müdürlüğü vasıtasıyla; arkeolojik ve etnolojik eserlerin yerlerinin tespit edilmesi, envanterinin çıkarılması ve korunması için tedbirler alınması sağlandı.

1921 yılında, İnönü Muharebeleri ile Sakarya Muharebesi devam ederken bir yandan da Ankara'da Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile ilgili çalışmalar başlatıldı.

          1922 yılında, Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve İzmir’in Kurtuluşu yaşanırken diğer yandan da arkeolojik/etnografik eserlerin toplanıp düzenlenmesi ve müzelerin kurulması çalışmaları başlatıldı. Mimari eserlerin ve ören yerlerinin korunması için; görev, sorumluluk ve teknik bilgileri içeren bir genelge yayımlandı.

          Evet bir tarafta zorlu savaşlar vardı, ancak ATATÜRK Türk Ulusu’nun zafere mutlaka ulaşacağına olan sarsılmaz inancıyla; aynı zamanda yeni devletin tarihteki kültür temellerinin ortaya çıkmasını ve gelecek kuşaklara aktarılmasını sağladı. İşte Etnoğrafya Müzesi bunun ilk örneğidir.

          Etnografya Müzesi, Namazgâh adı ile anılan hâkim bir tepede inşa edilmiştir. Mimarı;Cumhuriyet Döneminin değerli mimarlarından Arif Hikmet Koyunoğlu (1888-1982)’dur. İnşaata 25 Eylül 1925 tarihinde başlanmış ve 1926 yılında tamamlanmıştır. Yapının etnografya müzesi olarak düzenlenmesi ise Macar Türkolog Prof. J. Meszaroş’un hazırladığı rapor doğrultusunda, 1927 yılında yapılmıştır. Anadolu’nun geçmiş tarihini çok iyi bilen mimarımız, planında ilkçağdan itibaren tüm mimari özellikleri kullanmıştır.

         Seçilen yerin Ankara’ya hakim bir tepe olması, binanın bir anıtsal görünüme sahip olması, 24 merdivenle çıkılan yüksek bir platform, dört sütunlu ve üçlü giriş özellikleri ile Anadolu’daki ilk çağ mimarisinin en önemli yapıları olan tapınakların giriş özelliklerini yansıtmaktadır. Çevrede bulunan aslanlar; Roma dönemine aittir, Ankara bölgesindeki arkeolojik kazılarda  bulunmuştur. Aslan; güç, cesaret, güven ve liderliğin sembolüdür.NamazgâhTepe; Selçuklu ve Osmanlı döneminde  açık havada bayram namazları  ve yağmur duası için kullanılmış, bir dönemMüslüman mezarlığı olarak kullanılmış, Milli mücadeledönemindeve Cumhuriyetin ilk yıllarındaise çeşitli milli ve dini toplantılaratörenlere sahne olmuştur.

        Türk’lerin mimariye kazandırdığı dikdörtgen yapılı dört eyvanlı plan şeması bu binada açık avlulu  şekilde uygulanmıştır. Sivri kemerli ve mukarnaslı sütun başlıkları, taç kapı özelliğindeki giriş, cephedeki simetrik uygulamalar ve çatı alınlığında kullanılan dendanlı süslemeler ile Selçuklu Mimarisi özelliklerini görmekteyiz. (eyvan: üç tarafı kapalı, bir  tarafı ise  avluya bakan büyük bir oda)

         Dikdörtgen yapı vedört eyvanlı plan şeması, giriş üzerinin kubbe ile kapatılması ve kubbe içindeki kalem işi süslemeleri, cephe düzenlemesindeki dikdörtgen pencere uygulamaları ve cephedeki davetkar yapısı ile Osmanlı Mimarisi özelliklerini aksettirmektedir. (Selçuklu Mimarisi’nde bu tip yapıların dış cephesinde pencere bulunmaz)

         Yapı aynı zamanda Türk Mimarisi’nin “Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi”ne ait en güzel örneklerindendir. Bu dönem, Türk Mimarlığı’nı oluşturma aşamasında yabancı etkilerden uzak ulusal bir akımdır. Klasik Osmanlı ve Selçuklu mimarlığına ait bir takım öğeler (mukarnas, çini, geniş saçaklar, kubbe, sivri kemer gibi) yeni  bir anlayışla kullanmış ve bu suretle anıtsal yapılar inşa edilmiştir.

         Yapının taş duvarları küfeki taşı ile kaplanmıştır. Alınlık kısmı mermer olup üzeri oyma süslüdür. Müze binası 854 m2 bir alan üzerine inşa edilmiştir. Kesintili bir bodrum kat üzerinde önde tek katlı müze, arkada iki katlı idari kısım olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.

          Betonarme olan binanın; bodrum katı subasman seviyesinde moloz taşla yapılmış üstü koyu renkli Ankara Taşı (Andezit) kaplanmıştır.

          Çatı dıştan kiremitle kaplı iken; günümüzde bakır, kubbe ise kurşunla kaplanmıştır.

          Binanın üst kısım­ları ise tuğla ile örülmüş ve üstü açık sarımtrak renkli, yumuşak cins bir taş olan Küfeki Taşı ile kaplanmıştır. Küfeki taşı; müze inşaatına baş­lanırken Ayaş yakınlarındaki  taş ocaklarında bulunmuş, taşlar buradan çıkarılıp 10-12 saatte inşaat yerine kağnılarla taşınmıştır. Yapıda kullanılan mermerler; bizzat Mimar Koyunoğlu tarafından Marmara Adası`ndan seçilmiş, adadan İzmit’e taşınmış, orada insan gücüyle trene yüklenerek  Ankara Garı`na getirilmiş ve 10-20 tonluk koca bloklar trenden yine insan gücü ile indirilip, kağnılar ile tepeye taşınmıştır.

           Yapımı tamamlanan Etnografya Müzesi’nin önüne,  Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ATATÜRK’ün at üzerinde büyük bir bronz heykeli yaptırılmıştır.İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’yayaptırılan bu heykel4 Kasım 1927’de açılmıştır. Heykeltraş yabacı olmasına rağmen Türk Ulusu’nu ve ATATÜRK’ü çok iyi tanıma imkanı bulmuştur. Ülkemizin geleceğini aydınlık gördüğü için; heykelin yüzünü o dönemde bilim, teknoloji, eğitim gibi  birçok alanda ileri durumda olan batıya çevirmiştir. Heykel platformu ile  müze önündeki platform aynı seviyededir ve müzede resmedilen binlerce yıllık tarihi ile dünyaya kök salmış Türk Ulusu’nun, ATATÜRK’ün şahsında ufka yani sonsuzluğa koşması tasvir edilmiştir.

          ATATÜRK; inşaat ve düzenleme faaliyetine zaman zaman katılmış ve çalışanlar ile sohbet etmiş, geleceğe dair hayallerini ümitlerini paylaşmıştır.Müze 18 Temmuz 1930’da halka açılmış ve ülkemizde bulunan Afgan Kralı Amanullah Han tarafından da ziyaret edilmiştir.

          ATATÜRK’ünson İstanbul zi­ya­re­ti 27 Ma­yıs 1938 tarihinde baş­lamış ve tam bu sıralarda has­ta­lı­ğı şid­det­len­miştir.05 Eylül 1938 tarihinde vasiyetnamesini yazdırmışve10 Kasım 1938 tarihinde saat 09:05’de Dolmabahçe Sarayı’nda vefat etmiştir. Naaşı bir ka­ta­fal­ka ko­nu­la­rak 16,17 ve18 Ka­sım 1938 ta­rih­le­rin­de Mu­aye­de Sa­lo­nu’nda zi­ya­re­te açık tu­tul­muştur.

          Ce­na­ze na­ma­zı ise 19 Ka­sım 1938 tarihinde, Prof. Dr. Şe­ra­fet­tin Yalt­ka­ya ta­ra­fın­dan yine bu Sa­lon’­da kıl­dı­rılmıştır­. Naaşı, top ara­ba­sıy­la sa­raydan alı­nmış, Ya­vuz zırh­lı­sıy­la İz­mit’e, ora­dan da tren yol­cu­lu­ğuy­la 21 Kasım 1938 tarihinde An­ka­ra Et­nog­raf­ya Mü­ze­si’ne geçici olarak nak­le­dilmiştir­. ATATÜRK’ün naaşı onbeşyıl sonra, 10 Kasım 1953 tarihinde tekrar törenle  An­ka­ra Et­nog­raf­ya Mü­ze­si’nden alınarak ANITKABİR’e nakledilmiş ve yine törenle ebedî istirahatgâhına tevdi edilmiştir.

 

          Müze yapılırken;açık avlunun ortasına mermer bir havuz yapılmış, çatı kısmı açık bırakılmıştır. Daha sonra bu iç avlu ATATÜRK’e geçici kabir olarak ayrıldığından, havuz arka bahçeye nakledilerek, avlu çatısı kapatılmıştır. Avluda kabir olarak ayrılan bu kısım hâlen anısına hürmeten korunmaktadır.

          Etnografya Müzesi 15 yıl süreyle Anıtkabir işlevi görmüştür. Devlet başkanlarının, elçilerin, yabancı heyetlerin ve halkın ziyaret yeri olmuştur. 06-14 Ekim 1956 tarihlerinde Uluslararası Müzeler Haftası nedeniyle, gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra müze tekrar halkın ziyaretine açılmıştır.

          Etnografya Müzesi’nin kurulmasına hazırlık olmak üzere; 02 Temmuz 1924 ve 21 Mayıs 1925 tarihlerinde özel bir komisyon kurulmuştur. Komisyon aracılığıyla 1250 parça eser satın alınmıştır. 2013 yılı itibariyle müzede 28364 parça eser bulunmaktadır.

 

                                                                                                  H.Muzaffer POTUR

 

 

Faydalanılan Kaynak:Ankara Etnografya Müzesi Müdürlüğü Web sayfası, http://www.etnografyamuzesi.gov.tr/

 

zabitan.net@gmail.com

641 kez okundu
02.02.2018

Yorumlar