BÜYÜK KARDEŞİM ATATÜRK - Cengizhan CENGİZ

 

 

BÜYÜK KARDEŞİM ATATÜRK

Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Atadan'ın "Büyük Kardeşim Atatürk" kitabını okudum. Dönemin sosyal yapısı ile Mustafa Kemal'in çocukluğu ve gençliğine ait bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Zübeyde Hanımın altı çocuğu oluyor. Fatma, Ahmet, Ömer ve Naciye vefat ediyorlar. Kuşpalazı hastalığı çocukların ölümüne sebep oluyor.

 

Aile Anadolu’dan göç etmiş Yörüklerden. Yörük yürüyen demek.

 

Türk Kızları 14 yaşında evlendiriliyor. İhtiyarlarla evlendirilen kimsesiz kızlar var. Hatta o zamanlarda kızların yaşlarının büyük olduğunu iddia eden yalancı şahitler kahvehanelerde bekliyorlar. Bir kuruşa şahitlik yapıyorlar.

 

Zübeyde Selanik’e bağlı Langaza kasabasında 1857 yılında dünyaya geliyor. Ailesi 13 yıl sonra Selanik’e taşınıyorlar. Acaba neden taşınıyorlar?

 

Bazı tesadüfler insanların hatta toplumların kaderini değiştiriyor. Bir yorgan iğnesi belki de Türk Milletinin kaderini değiştirdi. Zübeyde'nin ayağına yorgan iğnesi batıyor. Doktor olmadığı için iğne çıkartılamıyor. Babası doktorun bulunduğu Selanik’e taşınmaya karar veriyor.

 

Selanik’e taşınmasalar Ali Rıza Beyle evlilik olmayacak ve Mustafa Kemal doğmayacak.

 

Selanik yabancılar kenti zannedilir. Oysa çoğunluk Türk kentidir.

 

Türk kızlarının bir kaderi vardır: kısmet. Kısmet genç kıza düşen hayat payı gibi bir şeydir. Ne olacağını bilmiyorsunuz. Ama ne yapacaksınız? Size ayrılan budur.

 

Kız 14 yaşına geldiğinde evlendirilir. Zengin fakir fark etmez. Yaş gelince evde kısmet kavgası başlar. Kızın evlenmemesi çok ayıp sayılır. Erkekler içinde böyledir. Bekar kalmaya gelmez. Türk kadınları gün aydınlığa kavuşunca kapanan çiçeklere benzer. Evlilik hayatı her şeye son verir. Erkek kıskançtır. Hatta kadının asıl adı bile anılmaz.

 

Memura ve yabancıya kız vermeme adeti var. Fakat memur Ali Rıza Bey Zübeyde ile, Zübeyde’nin kardeşi Hüseyin Beyin vasıtasıyla evlenirler.

 

Düğün adetleri çok sert. Eğer kadın düğünde çok keyiflenirse kocası ölçüsüz sevindi diye onu boşayabilir. Kadınlar düğünde bir araya gelince havadan sudan konuşurlar. Eğlenmezler. Düğün neşesiz ve sevinçsizdir. İlginç değil mi?

 

Gelinin yüzüne ağda ve telleme işlemi yapılır. Türk gelinleri boynuzları ve kulakları yaldızlanan kurbanlık koçlara az çok benzerler.

 

Cemiyet hayatındaki sevinçlerin yarısı gözyaşından ibarettir.

 

Gelin istisnalar bir yana bırakılırsa, kocasının evinde iğreti ve takma bir varlıktır. Yeni ailenin halk dilindeki adı "koca evi"dir. Türk kadınının hukuki durumunu bundan daha iyi dile getiren bir şey olabilir mi?

 

Kalabalık ailelerde çocuklar anne olarak babaannelerini, baba teyzelerini asıl anne saymışlar. Annelerinin kim olduğunu çok sonradan öğrenmişlerdir.

 

Tek Adam  (Ş.S. Aydemir) kitabında; Zübeyde Hanımın Mustafa Kemale hamile kaldığı zaman etrafına hep kız çocuğu istediğini söylediğini, ancak içinden sarı saçlı, mavi gözlü, pembe yüzlü bir oğlan için Allaha dua ettiğinden bahseder.

 

Zübeyde Hanım Ömer ve Ahmet kuşpalazından ölünce Mustafa'nın sağlığına çok dikkat ediyor. Mustafa ciddi olduğu kadar duygulu bir çocuktur. Kışın en büyük eğlencesi evin balkonunda yiyecek arayan kuşları beslemektir.

 

Küçük Mustafa bilmediği görmediği bir şeyle karşılaşırsa hemen soruyor. Sebepleriyle birlikte öğrenmek istiyor. Mustafa beş yaşında karakterini de belli etmiş. Kuş satan bir adamdan iki kuş satın alıyor. Kuşları ilk ağaçlıklı bölgede özgürlüğe bırakıyor.

 

Türk aile ocaklarının bitmek tükenmek bilmeyen üzüntüleri sayısız Rumeli çocuğunu yaşlılar gibi düşünmeye ve duymaya alıştırmıştır. Mustafa da böyle bir çocuktur. Arapların isyan ettiğini duyunca niçin isyan ettiklerini, bizlerin de aynı idarede olduğumuz halde neden ses çıkarmadığımızı sorarak babasını sıkıştırmıştır.

 

Mustafa'nın sorduğu soru çok yerindedir. Haksızlıklar ve ağır yükler Türklerin sırtındadır. Fakat susuyoruz. Güçlüklerimizden sıyrılmak için sarsıntısız bir yol aramak ve bulmak zorundayız.

 

Mustafa önce Hafız Mehmet’in okuluna gidiyor. Çağdaş zihniyetten yoksun bu okulda çok kalamaz. Şemsi efendi okuluna başlar. Mustafa birden bire değişmiştir. Şemsi Efendi babasına: "Çalışkan bir çocuk. Yalnız çalışkan değil anlayışlı ve kavrayışlı, öğrenmek istediğini iyi öğrenmek, anlayarak öğrenmek istiyor" diyerek övüyor.

 

Bir süre sonra babasını kaybediyor. Annesi ağlarken: "Sen ağlama anne, ölümü durdurmak kimsenin elinde değil, bak ben varım anne, ben, oğlun" diyor.

 

Babasının ölümünden sonra dayısının çiftliğine taşınıyorlar. Doğayla iç içe bir hayat yaşıyor. Çiçeklerle hayvanlarla uğraşıyor. Çiçekler soğukta üşüyorlar mı diye korkuyor.

 

Okuması için tekrar Selanik’e taşınıyorlar. Mustafa Selanik’teki Askeri Rüştiyeye gitmek istiyor. Annesi karşı çıkıyor. Oğlunun uzaklara gitmesini istemiyor. Selanik, Manastır, İstanbul daha sonra kim bilir nerelere gidecek? Zübeyde Hanım heyecan dolu bir rüya görür. Rüyadan sonra razı olur.

 

Mustafa artık Selanik Askeri Rüştiyesindedir. Çok çalışkan bir öğrencidir. Eve geldiğinde odasına çekilir saatlerce ders çalışır. Dayısı kendisine: "Tanrı seni bahtiyar (mutlu demek) günlerin komutanı yapsın" dediğinde; "Kuzum dayı, bu olmadı işte. Bahtiyar günlerin komutanı olmak çok kolay. Böyle günlerde komutana lüzum olmaz zaten. Komutan vatanın en güç günlerinde hızır gibi yetişmelidir. Anladın mı dayı?" demiştir.

 

Her insan ister istemez zaman çocuğudur. Mustafa'nın büyüdükçe karşılaştığı olay milletin yaşama sevincini yitirmiş olmasıdır. Her ağızda şikayet vardır. 2 Abdülhamit milleti dilediği gibi ezmek için millet meclisini dağıtmış, korktuğu mebusları sürgüne göndermiştir. Ülke acıklı bir durumdadır. Herkes ne beklediğini bilmiyor. Ama mutlaka sessizlik içinde bir kurtarıcı bekliyor. 

 

Komşuları Kadri binbaşı vardır. Oğlu da askeri rüştiyede okumaktadır. Mustafa'nın askerliğe hevesinde binbaşı ve oğlunu üniformalı görmesi de etkili olmuştur.

 

Mustafa boş zamanlarında resim yapıyor. Selanik’in yüksek yerlerine çıkarak manzara resmi çiziyor.

 

Kadınların hayatı felaket zinciri gibidir. Mustafa bunu seziyor, duyuyor ve üzülüyor. Kadın kocasının kuludur. Ses çıkarırsa yandığı gündür. Boş ol denilerek ortada kalan kadınlardan intihar edenler oluyor.

 

Kadılar dedikodulara dayanarak evlilikleri sonlandırabiliyorlar. Erkek iman tazelemek için Kadı'nın (kadın değil) kapısını aşındırıyor hatta paralar veriyor. Sonunda Kadı iman tazelemesini kabul ediyor. Aile tekrar kuruluyor.

 

Türkler ölen annelerini yada kız kardeşlerini hafızalarıyla hatırlarlar. Ellerinde küçük bir fotoğrafları dahi yoktur.

 

Köylü fakirdir, borç içindedir. Bir öküzleri ölse şehirlere sığınıp uşaklık etmek zorundadırlar. Köylünün iki düşmanı vardır. Aşar vergisi ve çeteler.

 

Mustafa'nın sosyal konulara ilgi duyması Zübeyde Hanımı kaygılandırıyor. Çünkü 2 Abdülhamit’in jurnalcileri her tarafta dolaşıyor. Jurnallense askerlik hayatı biter ve sürgün edilir. Mustafa'ya kaygısını dile getiriyor: "Sana mı kaldı bu dünyayı düzeltmek oğlum? Böyle kurulmuş, böyle gidecek bu işler."

 

Okulda Mustafa adlı öğretmeni kendisine Kemal ismini veriyor. O artık Mustafa Kemal'dir. Rüştiyeyi bitiren Mustafa Kemal Manastır'da Askeri İdadiye başlıyor.

 

Annesine sık sık mektuplar yazarak, iyi ve mutlu olduğundan bahsediyor. İzinlerde Selanik’e geliyor. Selanik’te Fransız okuluna giderek Fransızca dersler alıyor ve evde Fransızca çalışıyor. 

 

Mustafa Kemal okudukça daha da ciddileşiyor. Kendine güveni artıyor. Olaylara daha geniş açılardan bakmaya başlıyor. Kısaca hayatı sorguluyor.

 

Bazı düşünceleri şunlar:

 

"Gelde bir insanın kafasındaki düşünceleri söküp at. Fikir kül altında kalsa bir kıvılcım gibidir. Bütün ümit bu kıvılcımlardadır."

 

"Bizde her şey yasak, düşünmek, öğrenmek, fikir sahibi olmak yasak. Yasak olmayan şey, dalkavukluk, ikiyüzlülük."

 

Bütün yollar nasıl Roma'ya çıkıyorsa Mustafa Kemal'in fikirleri de yeni bir hayat fikrine çıkıyor.

 

Zübeyde Hanım düşünceli düşünceli Mustafa Kemal’e bakıyor. Oğlunun her öğrendiği şey yeni bir tehlike basamağı. Fransızca öğrendikten sonra kim bilir neler öğrenecek? Derslerini bırakacak kendini tehlikeli kitaplara verecek.

 

Tarikat şeyhleri şıhları ortalarda dolaşıyorlar. Din istismarı ile kitlelerin beyinlerini yıkıyorlar. Jurnalciler, çeteciler ortalarda...

 

Askeri okullardaki gençler derin kaygı içinde. Yurtsever öğretmenleri vasıtasıyla bilgilerini artırıyorlar. Tarih derslerinde 1789 Fransız İhtilali anlatılması yasak olmasına rağmen anlatan öğretmenler var. Türklerin dışarıdan yabancı kitap getirmeleri yasak. Getirilecek kitapların sansürden geçmesi gerekiyor.

 

Mustafa Kemale göre vatan vazifesi sadece sınır boyunda yapılmaz. Yurt içinde bizleri bekleyen çok şerefli vatan vazifeleri vardır. Vatan bir bütündür, vazife bir bütündür, gaye bir bütündür.

 

Mustafa Kemal Selanik’e her geldiğinde odasına kapanıyor. Saatlerce odasında kitaplarını karıştırıyor. 13 Mart 1899'da İstanbul’da Harp Okuluna giriyor.

 

Türk Milletinin problemleri çok da değişmemiş.

zabitan.net@gmail.com

620 kez okundu
21.02.2018

Yorumlar