"İTALYA KAZAN BİZ KEPÇE 2" Derya ECEVİT
İTALYA KAZAN BİZ KEPÇE 2 (ROMA)
 
   Geçtiğimiz yazın son günlerinde karar verdik Roma gezimize. Uygun fiyatlı uçak bileti yanında tam bir gezgin olan oğlumuzun üyelikleri sayesinde üçte bir fiyatına iyi bir otel rezervasyonu şansını da elde edince, eşimle birlikte “Gidelim!” dedik.
 
   Roma’da Fiumicino (ya da Leonardo da Vinci) havaalanına gitmemiş olanlar için kısa bir bilgilendirme yapmakta yarar görüyorum. Uçaktan indikten sonra raylı sistemle havaalanının pasaport kontrolü bölümüne ulaşıyorsunuz. İletişim için biraz İngilizce bilmeniz yeterli. Bizim karşılaştığımız tüm görevliler oldukça anlayışlı ve sabırlıydı. Havaalanından şehir merkezine ulaşım için gerekli bilgileri aktarayım şimdide. 
 
  Havaalanından şehir merkezine gitmek için toplu taşıma tercih edilebileceği gibi, eğer dört kişiysek taksi daha da mantıklı. Sekiz kişiye kadar korsan olarak adlandırabileceğimiz taksiler de çalışıyor. 
 
  Trenle Ulaşım: Havaalanı ile kent merkezi arası ulaşım sağlayan iki farklı tren seçeneği bulunuyor. Bu seçeneklerin ilki olan Leonardo Express, 06.23-23.23 saatleri arasında faaliyet gösteriyor ve havalimanından kalktıktan sonra ortalama otuz dakika içerisinde kentin ana tren istasyonu konumundaki Termini’ye ulaşım imkânı sağlıyor. Termini’den Roma’nın her tarafına aktarma yapabilirsiniz. Kişi başı bilet fiyatı ondört euro. Biletler, online satış kanalından veya havalimanındaki peronda bulunan gişelerden satın alınabiliyor. Leonardo Express’in yolcularına herhangi bir bagaj kısıtlaması uygulanmıyor. Tren başlangıç noktası için havaalanındaki tabelaları takip edebilirsiniz.
 
  Kent merkezine gitmek için demir yolunu tercih edenlerin yararlanabilecekleri ikinci seçenek, FL1 banliyö trenleri. Bu trenler hafta içi onbeş dakikada bir, hafta sonu ve resmi tatillerde ise otuz dakikada bir hareket ediyor. Bu tren Termini’ye gitmediği ve yavaş olduğu için tavsiye etmiyorum. Kent merkezine ulaşmak isterseniz, metro veya tramvay aktarması yapmanız gerekiyor. Bilet fiyatları kişi başı sekiz euro. 
 
  Otobüs: Şehir merkezine ulaşımın en ekonomik olanların başında, beş euroluk fiyatı ile Terravision otobüsü geliyor. Fiumicino’daki üç numaralı terminalden hareket eden araçların gidiş-dönüş bilet fiyatları ise dokuz euro olarak belirlenmiş. Gündüz saatlerinde her otuz dakikada bir havalimanından hareket eden otobüsler, ellibeş dakikada Termini’ye ulaşım sağlıyor. Biletleri, online satış kanalı üzerinden satın alabileceğiniz gibi terminaldeki yetkili gişelerden hatta otobüse bindiğinizde de temin edebilirsiniz. Biletinizi internetten alırsanız bilet çıktınızı mutlaka yanınıza alın.
 
 
  Bir diğer seçenekte SIT Bus’ın servisleri. Otuz dakikalık aralıklarla hareket eden servis otobüsleri aracılığıyla Termini Tren Garı’na veya Vatikan’a gidebilmek mümkün. İlk sefere 07.45’te başlayan otobüsler, 23.50’ye kadar hizmet vermeye devam ediyor. Üç numaralı terminalin çıkışındaki duraklardan kalkan araçlar vasıtasıyla direkt Termini’ye gitmek beş euro.  Vatikan’a ulaşım sağlayan hattın bilet fiyatı ise altı euro. Biletleri dilerseniz sefer saatleri ile ilgili tüm detayları bulabileceğiniz firmanın resmi web sitesinden ya da terminal üç’teki gişeden satın alabilirsiniz.
 
 
  Taksi: Eğer en az üç yada dört kişiysek bence en mantıklı ve konforlu çözüm taksi. Kent yönetiminden onay almış araçlar, beyaz renkleri ve ışıklı tabelaları sayesinde kolaylıkla diğerlerinden ayrılabiliyor. Ayrıca bu araçların ön kapılarında belediyenin belirlediği ücret tarifesine yer veriliyor. Resmi taksilerde, özellikle kente gelen gezginlerin mağdur olmamaları için taban fiyat uygulaması geçerli durumda. Bu uygulamadan yararlanarak kırksekiz euro karşılığı kent merkezine seyahat edebilirsiniz. Yolculuk ortalama kırkbeş dakika sürüyor. Resmi onaylı bu taksiler azami dört yolcu ve dört valiz kabul ediyor. Standart ücret “inside walls” olarak tabir edilen ana merkez için geçerli. Bazı taksiciler verdiğiniz adresin bu alanda bulunmadığını iddia edip ekstra para alabilir, dikkatli olun. Taksi hareket etmeden adres ve ücrette anlaşın.
 
  Biz dört kişi olduğumuz için taksiyi tercih edip iyi ve güvenli bir yolculukla otelimizin kapısına kadar vardık. Piazza del Barberini (Barberini Meydanı)’ye çok yakın ve Via del Tritone (Tritone Caddesi) üzerinde The Classic Rome Hotel beklentilerimizi tam olarak karşıladı.
 
                                                                                               Piazza del Barberini
 
  Roma’da bulunduğumuz süre içerisinde, daha önceden gezdiğimiz ve yine görmek istediğimiz tüm oldcity bölgesini bir öncelik sırasına göre karış karış gezdik. Bizim gezi anlayışımızda şehir ile bütünleşmek ön planda olduğundan çok uzak mesafeler hariç hep yürümeyi tercih ettik. Bu durum kâşif ruhumuzu iyice ortaya çıkardı. Arnavut kaldırımlı bütün ara sokaklar, hoş küçük kafelerin, aile restoranlarının, butik otellerin ve içi inanılmaz sanatsal çalışmalar, heykellerle dolu küçük kiliselerin sizi sürpriz bir şekilde karşılaması, gezinize unutulmaz anlar katıyor. Ve biz bu şehre bir kez daha gitmek istiyoruz.
 
  Gezimizin ilk günüde otele varışımız öğleden sonrayı bulduğu için yakın bölgeye gezi planı yapmıştık. İspanyol Merdivenleri, Popolo Meydanı ve Corso Caddesi güzergahında gezindik. İspanyol merdivenlerine sırtınızı verince, karşıda sağ taraf üçüncü arada enfes tramisularını dört euro karşılığında afiyetle mideye indireceğiniz Pompi var. Eğer Roma’ya giderseniz uğramadan olmaz. Gezideki ilk pizzamızı Popolo Meydanı’ndaki Canova isimli restoranda yedik. Bizden iyi puan aldı. Güneşli ılık bir Mart gününde PİAZZANIN ve PİZZANIN doyasıya keyfini çıkardık.
   
                                  İspanyol Merdivenleri                                         
 
Popolo Meydanı
 
  Sonraki gün sabah kahvaltısını Tritone Caddesi’ndeki White Kafede yaptık. Kuruvasanları gerçekten efsane. Kahveden söz etmeye bile gerek duymuyorum. İtalyanlar kahve konusunda çok başarılılar ve bu işi ciddiye alıp sahipleniyorlar. Bu ülkede ünlü yabancı kahve markalarının kafeleri  yok, o derece yani.
 
 
 
  İlk rotamız Vatikan. Oraya metroyla gittik ama oda ne. Kilometreleri bulan kuyruk bizi oldukça şaşırttı. Bizde sonraki gün daha erken gelmeye karar verdik. Eşim ve ben daha önce görmüştük ama, gezi arkadaşlarımızın ilk gelişi olduğu için bir daha gelmek şart oldu.
Vatikan’dan çıkıp rotamızı Trastevere’ye çevirdik. Biraz uzun bir yürüyüş olsa da Trastevere bölgesi girişinde bulduğumuz Caramella Kafe yorgunluğumuzu unutturdu. Bütün duvarların raflarla, raflarında şarap şişeleri ve devasa şeker kavanozları ile dolu olduğu çok hoş bir mekandı. Garsonumuzun oldukça sıcak kanlı ve ilgili tavırlarına eşimin İtalyanca konuşma çabaları da eklenince, zaman zaman güldüğümüz oldukça hoş anlar yaşadık. 
 
               Caramella Kafe Hesap Dökümümüz
 
  Trastevere’de bizi etkileyen yapı Santa Maria bazilikası idi. Çok etkileyici sanatsal çalışmalarla doluydu. Trastevere sokaklarında küçük kafeler, enfes İtalyan ekmeklerinin mis kokularını yayan fırınlar keşfettik. Bize göre zaten gezinin tadı başkalarının tavsiyelerine uymakla beraber, kendi keşfettiğimiz güzelliklerle çıkıyor. Tiber nehrinden geçerek kısa bir yürüyüşle Fiorini di Campa (Yerel Pazar)’ ya vardık. Yiyecek ve içeceklerin satıldığı oldukça hareketli bir pazardı. Çevresindeki mağazalarda yiyecek, deri ürünler ve hediyelik eşya alışverişi yapılabilir. Pazarı gezdikten sonra Navona Meydanı’na gittik. Eşim ve ben bu meydanı özellikle akşamları severiz. Meydanı çevreleyen kafelerdeki ışıltı, gezinen insanların pozitif enerjisi, ressamların aydınlatılmış stantlarındaki birbirinden güzel resimler ayrı bir keyif verir. Bu meydanda Tre Skalini kafede cappuccinolarımızı içerek yerel tatlı olan canoliyi denedik.
   
             Santa Maria Bazilikası                                         
Navona Meydanı
 
  Gezimize Pantheon (Tanrıların Tapınağı) ziyaretiyle devam ettik. İtalya’da her meydan çok güzel, canlı ve hareketli. Ayrıca insanlara bir mola verip nefes aldıracak, şehrin karmaşasından uzaklaştıracak ve tarihi dokuyla sarıp sarmalanacak anlar yaşatıyor. Avrupa’nın hemen her şehrinde olduğu gibi Roma’da da meydanlar mevcut.
 
Pantheon
 
  Ayaklarımıza kara sular indiğinden artık otelimize dönmeye kakar verdik ve Fontana di Trevi (Aşk Çeşmesi)’den geçerek turu tamamladık. Tabi ki çeşmeye dilek parası atmayı da unutmadık, sağ elimizle sol omuzumuzun üzerinden. Turist inanışına göre dilek tutup çeşmeye para atanlar Roma’ya tekrar geliyormuş Biz ilk gidişimizde atmıştık, yine gittik. Benden söylemesi. Otele girmeden önce yol üzerindeki marketten alışveriş yapıp mis kokulu İtalyan çileklerinden bol bol aldık. Tabi ki makarna da. Makarna marketlerde çok daha ucuz. Elli cent ile dört euro arası değişiyor. Bakkal gibi yerlerde dört-altı euro, havaalanında altı-oniki euro civarındaydı.
 
Aşk Çeşmesi
 
  Oteldeki dinlenmenin ardından akşam yemeği için dışarıya çıktık. İyi bir restoranda yiyelim derseniz şarapla birlikte kişi başı otuz euro civarında ödüyorsunuz ve buralar genellikle rezervasyonlu oluyor. Biraz beklemeyi göze alırsanız yer konusunda yardımcı oluyorlar.
Aslında İtalyan yemekleri gerçekten çok güzel ama domuz eti tüketmediğimiz için yiyebileceklerimiz sınırlı. Arabiata, pesto ya da napoliten soslu makarnalar, margharita, sebzeli ya da dört peynirli pizzalar, pastahane ya da fırınlarda hamur işleri. Eğer et yemek isterseniz steak yazanlar inek eti, diğerleri domuz eti. Tavuk suyundan yapılan minestrone (çorba), tavuk ızgara, salatalar, sebze ızgaralar tercih edebilirsiniz. Genellikle restoranlarda yemeğin adının yanı sıra içeriği de İngilizce olarak yazıyor. Tatlı olarak canoli, tramisu ve dondurmaları tercih edebilirsiniz. Restoranlarda hizmet alırken güler yüzlü ve sıcak davranmak garsonlardan da aynı davranışları görmenizi sağlıyor.
 
  Bu arada turistik yerlerde, özellikle meydanlarda yediğiniz yemeklerin fiyatları ara sokaklara ya da turistik olmayan yerlere göre biraz daha fazla. (Normalde altı-yedi euro olan pizzayı, meydanlarda dokuz-yirmi euroya kadar yiyebiliyorsunuz.)
İkinci gün Barberini İstasyonu’ndan A metro hattına binip, Ottaviano istasyonunda indik. Beş dakikalık bir yürürüşle  Vatikan seferinde başarılı olduk ve kısa bir bekleyişin ardından içeriye alındık. Her santimetrekaresinden heykel fışkıran görülesi bir yer. San Pietro Bazilikası’nın içine girince tam karşıdaki devasa ahşap tahtın arkasındaki duvarda vitray cam ve onun hemen altında bir koltuk yer alıyor. Hristiyan inanışına göre bir gün herkes Hristiyan olacak ve bu gerçekleştiğinde Hz. İsa gelip o tahta
 
 
 
 
 
 
 
 
 
O Taht
 
  Sonrasında San Pietro meydanının tam karşısındaki caddeden yürüyerek St. Angelo kalesine gittik. Yol üzerindeki Hard Rock kafeye uğramadan olmazdı. Bu görevi de yerine getirip (Malum gençlerin siparişleri olabiliyor.) kaleyi ve önündeki St. Angelo köprüsünü gezdik. Bu kale Cem Sultan’ın esir tutulduğu kaleymiş. Bu arada Cem Sultan Osmanlıda hacı olan tek sultanmış.
 
 

St. Angelo Kalesi ve Köprüsü

  Gezimize Kolezyum (Colosseum)’a gitmek üzere yola çıkarak devam ettik. Metroya ulaşmak için ara sokaklardan geçerken dinlenme molamızı yine çok sevimli bir kafede verdik.
Kolezyum’un içini gezmek için kuyruk beklemeyi göze alıyorsanız kaçırmayın derim. Biletler kişi başı oniki eurodan başlıyor. Bu ücrete Kolezyum’un yanındaki Roma forumunu gezmekte dahil. Yemeğimizi Kolezyum’un yanındaki kafelerden birinde yedik ve tercihlerimizden çok memnun kaldık.
Kolezyum
 
  Sonraki günümüzü İspanyol Merdivenleri ve Corso Caddesi arasında kalan sokaklarda biraz gezinti, biraz alışverişle geçirdik. İtalyanların pazarlığa açık olduğunu daha önceden keşfetmiştik. Bu yüzden pazarlıklar yaptık. Alışverişlerimiz genellikle keyifli ve hesaplı oldu. Ama ünlü markaların mağazalarına girerseniz aynı şey geçerli değil. Aman dikkat…
İtalya tekstil ve deri üzerine oldukça başarılı. Alışverişlerinizde İtalyan üretimi olmasına dikkat edin (Malum Çin malı her yerde.). Bunlara kahve ve makarnayı da eklerseniz, hem kendinize hem de sevdiklerinize getirebileceğiniz hoş hediyeler olabilir. Bir de Gepetto ustanın Pinokyo’su İtalyan olduğundan çocuklar için hediye seçeneği olabileceği gibi, Pinokyo’nun farklı objeleri evinizi de şenlendirebilir.
 
                                    Pinokyo Dükkânı
 
  İtalya ya giden hanımların dönüşte evlerinde İtalyan çanta ya da ayakkabısı ve İtalyan eşarbı ya da fuları mutlaka olur. Beyler mi? Biz ise sadece parasını öderiz.
Yeni gezilerde buluşmak üzere sağlıkla ve güzellikle…
 
Derya ECEVİT
 
1364 kez okundu
01.05.2018

Yorumlar