HİNDİSTAN İLE PAKİSTAN ANLAŞMAZLIĞININ TEMEL SORUN ALANI KEŞMİR-CENGİZ TOPEL MERMER

HİNDİSTAN İLE PAKİSTAN ANLAŞMAZLIĞININ TEMEL SORUN ALANI KEŞMİR

 

   Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. Kuruluş safhasında Pakistan; Hindistan’ı arada bırakarak, Doğu ve Batı Pakistan olarak ikiye ayrılmıştır. Doğu Pakistan,1971yılında yaşanan iç savaşa Hindistan’ın müdahalesi neticesinde Batı Pakistan’dan ayrılarak Bangladeş adıyla bağımsız bir devlet haline gelmiştir. İngiltere’nin bu coğrafyadan ayrılırken çözmeden bıraktığı sorunlar Hindistan ve Pakistan arasında ciddi krizlere neden olmuştur. Hindistan ve Pakistan İngiltere’nin miras bıraktığı bu sorunları zaman içerisinde büyük oranda çözerken, halkın büyük çoğunluğu Müslüman ancak yöneticisinin Hindu (Maharaca Hary Sing) olduğu Cammu ve Keşmir Prensliği (Keşmir)’nin geleceği konusunda anlaşamamış ve Keşmir’in statüsü konusu iki ülke için kronik çatışma üreten bir soruna evrilmiştir. 
 
   İki ülkenin bağımsızlığa kavuştuğu Ağustos 1947’den sonra Keşmir’de çıkan iç savaşa Hindistan, 27 Ekim 1947’de, Hindu Maharaca Sing’in Hindistan’a bağlanmayı kabul ettiği gerekçesi ile müdahale etmiştir. Bu gelişmeyi kabul etmeyen Pakistan’ın da müdahil olmasıyla başlayan ilk Pakistan-Hindistan savaşı, Birleşmiş Milletler (BM) aracılığında, 1 Ocak 1949’de sağlanan ateşkes ile sonuçlanmıştır. Çatışmalar sonrasında Batıda, Pakistan’ın kontrolünde, Cammu ve Keşmir Prensliği topraklarının üçte birini kapsayan bir alanda, başkenti Muzaffarabad olan “Azad Keşmir Yönetimi” kurulmuştur. Doğuda ise, başkenti Srinagar olan, Cammu ve Keşmir Prensliği topraklarının üçte ikisini kapsayan alan Hindistan kontrolünde kalmıştır. Bu durumu kabul etmeyen Pakistan’ın Keşmir’in tamamına sahip olmayı ulusal kimliğin vazgeçilemezi olarak görmesi Hindistan’da da benzer bir yaklaşımla sonuçlanmış; Hindistan ile Pakistan bu sorun temelinde iki defa daha savaşmış ve iki defa da sınırlı çatışmaya girmiştir. Bütün bu çatışmalara rağmen, 1949 ateşkesi ile Keşmir’de tarafları ayıran tartışmalı sınır hattı pek fazla değişmemiştir.
 
   Pakistan’ın kontrolündeki Keşmir’de nüfusun tamamını oluşturan Müslümanlar Pakistan Yönetimi ile ciddi bir sorun yaşamazken Hindistan kontrolündeki Keşmir’de kalan Müslümanlar Hint hâkimiyetini kabul etmekte zorlanmıştır. Bu bağlamda nüfusun yaklaşık yüzde sekseni Müslüman olan Hindistan kontrolündeki Keşmir’in Hindistan’a entegrasyonu sorunlu olmuş; Keşmir halkı Hindistan kontrolündeki yönetime karşı yabancılaşmış ve zaman zaman da isyan etmiştir. Hindistan, istikrar sağlayamadığı Keşmir’de mevcudu yüz binlerle anılan güvenlik personeli ve “Olağanüstü Hal (OHAL) Yasaları”  ile hâkimiyet kurmaya çalışmakta ve Keşmir’deki ayrılıkçılığı Pakistan’ın desteklediğini iddia etmektedir. Hindistan ve Pakistan, Hindistan kontrolündeki Keşmir’de yaşanan sorunlar ve olaylar ile ilgili olarak karşılıklı suçlamaları sürdürmektedir. Keşmir’in bölünmesinden bugüne, tartışmalı ateşkes hattında yaşanan küçük çaplı çatışmalar ve karşılıklı ateş açmalar nedeniyle sivil ve asker can kayıpları sürekli yaşanmıştır ve yaşanmaya da devam edecek gibi görünmektedir.
 
   Hindistan ve Pakistan arasındaki Keşmir Sorunu, küresel güç mücadelesindeki jeopolitk adımlarının bölge üzerinde yarattığı baskılardan da etkilenerek çapını büyütmüştür. 1962 ÇHC-Hindistan Savaşı jeopolitik denklemelerin soruna daha fazla nüfuz etmesine yol açarken küresel aktörler soruna konjonktürel çıkarları doğrultusunda yaklaşmıştır. Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ile 1962 yılında yaşadığı savaştaki toprak kayıpları “Bağlantıszlık” politikası izleyen Hindistan’ı küresel aktörlerle işbirliği yapmaya mecbur bırakmıştır. Hindistan-ÇHC savaşından sonra Pakistan’ın ÇHC ile ittifak kurarak, kendi kontrolündeki Keşmir topraklarından bir bölümünü ÇHC’ye bırakması da ÇHC’nin soruna nüfuz etmesine neden olmuştur. Afganistan üzerinde Soğuk Savaş dönemimde yaşanan rekabet de Keşmir Sorunu üzerinde etkili olmuştur ve Afganistan gelişmelerinin Keşmir Sorunu üzerindeki etkileri bundan sonra da önemli olacaktır.
 
      
   Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali sonrasında Afganistan’da direnişi üstlenmek üzere Pakistan’da organize edilen cihadist yapıların Pakistan’ın kuzeyinde de zemin bulması ve Afganistan’dan ülkeye akan göçmenlerin sosyo-ekonomik sorunları Pakistan’ı olumsuz etkilerken ülkedeki radikal yapıların güçlenmesine neden olmuştur. Güçlenen radikal yapılar, Afganistan’daki cihadist direnişin başarısından kazanılan özgüven ile Keşmir’in de benzer bir gayrı nizami harp stratejisi ile kurtarılabileceği düşüncesine kapılarak Keşmir’deki ayrılıkçı hareketleri desteklemiştir. Bu gelişmeler sonrasında kutsallık kaynağından beslenerek kriz üretme kapasitesini artıran Keşmir Sorunu Hint hâkimiyetine karşı bir isyan üretirken bölgenin ateşi uzun bir süre söndürülememiştir. ÇHC ile Hindistan’ın küresel arenadaki yükselişi ve küresel rekabetin Asya-Pasifik Bölgesine kaymasına paralel olarak Hindistan-Pakistan/Keşmir Sorunu ÇHC-Hindistan rekabetinin bir alt unsuru olmaya doğru evrilmiş ve küresel tehdit içermediği müddetçe geri planda kalmıştır.
 
   Keşmir Sorunu, küresel gelişmelerin yarattığı baskıların yanı sıra Pakistan ve Hindistan’ın iç politik başarısızlıkları örtme ve yönetimlerin meşruiyet zemini arayışlarındaki politik kurnazlıklardan da beslenerek, iki taraf için de taviz verilmesi mümkün olmayan bir tabuya dönüşmüş ve çözümsüzlük zindanına hapsedilmiştir. Soğuk Savaş sonrasında taraflar küresel baskıların hafiflemesinden doğan çözüm zeminini değerlendirmeye yönelik adım atmaktansa silahlanma yarışını sürdürmeyi tercih etmiş ve silahlanma yarışı tarafların nükleer kapasite kazanmasıyla sonuçlanmıştır. Bu gelişme sonrasında sorun tüm dünyayı etkileme kapasitesine sahip bir nükleer tehdit kaynağı haline gelmiştir.
 
   İki ülke arasındaki Keşmir Sorununu çözme kapsamında yapılan barış görüşmeleri, genellikle dış zorlamaların yanı sıra küresel ve bölgesel işbirliği örgütlerinin bir araya getirmesiyle rutinleşen kısır diyaloglarla zaman zaman tekrarlansa da ya iç siyasetin aşılmaz tabu duvarlarına çarpmakta ya da Keşmir kaynaklı bir provakasyon ile sonlanmaktadır. Çözüm umutları için bölge insanı; kriket maçları, doğal afetler, küresel veya bölgesel işbirliği mekanizmalarının katkısından medet umsa da normal şartlar altında, yakın bir gelecekte çözüme yönelik bir gelişme olması beklenmemektedir. 
 
   Son günlerde İki ülke arasında yaşanan askeri karşılaşmalar yine Keşmir Sorunundan kaynaklanmaktadır. Sorunun temelinde; Pakistan tarafında, Pakistan’ın kuruluş felsefesinin taşıyıcı kolonlarından biri olan Keşmir’in büyük bölümünün Hindistan’da kalmasının yarattığı “ulusun eksik doğduğu” travması ile Hindistan tarafında, kadim Hindu coğrafyasının bir kısmının kaybedildiği hissiyatının neden olduğu psikolojik kırılma yatmaktadır. “Keşmir’in kurtarılması” ideali Pakistan yönetimlerine ulusal bütünleşme zemini sağlarken halka temel sorunları da unutturmaktadır. Hindistan ise öncelikle kendi yönettiği Keşmir’in ülkeye entegrasyonunu sağlamaya çalışmakta ve daha sonra Keşmir’in bütününe sahip olmayı hedeflemektedir. Keşmir’de yaşanan Pakistan kaynaklı sorunlar da çok parçalı etno-kültürel bir yapı ile ayrılıkçı bölgelere sahip olan ve kast sisteminin böldüğü bu ülkenin ulusal birlik davasına hizmet edip halkı bütünleştirirken başarısız yönetimlere de meşruiyet kazandırmaktadır.
 
   Pakistan’ın, ÇHC ile yapılan 1962 savaşında yenik çıkan Hindistan’ın içine düştüğü kaotik ortamdan faydalanarak Keşmir’i kurtarma hedefi kapsamında girdiği 1965 Savaşında yaşadığı mağlubiyet ile 1971 Pakistan-Hindistan Savaşı hezimeti sonrasında Doğu Pakistan’ı kaybetmesi Hindistan’a karşı rövanş alma hissiyatını artırırken ülkenin güvenlik öncelikli bir yapıya bürünmesine neden olmuştur. Pakistan bundan sonra Hindistan’daki ayrılıkçı hareketlere verdiği desteği artırırken Keşmir’de ayrılıkçı Müslüman grupları da eğitmeye başlamıştır. Bu dönemde Hindistan’ın 1984 yılında, Şiaçen Buzulları krizinde aldığı jeopolitik inisiyatife, Afgan direnişinde kazanılan tecrübe ve nükleer silah denemelerinin verdiği özgüven ile Pakistan 1999 yılında Kargil’de cevap vermeye çalışmış, ancak yine başarısız olmuştur.
 
            
   İki ülke arasında sıkça tekrarlanan barış süreçleri terör zemininde gelişen bir provokasyon ile işlevsizleşirken Keşmir Sorunu da yeni sorunlar üretme potansiyelini korumuştur. Hindistan; Pakistan derin devletinin cihadist yapıları, Keşmir başta olmak üzere, ülkesine karşı kullandığını iddia etmiştir. Pakistan ise; Hindistan’ın, ülkeyi istikrarsızlaştırarak nükleer yeteneğini etkisizleştirmeye çalıştığını, Afganistan'ın Pakistan'a yakın sınır bölgelerinde açtığı temsilciliklerindeki ajanları vasıtasıyla özellikle Belucistan eyaletinde kargaşa yarattığını ve buradaki ayrılıkçı hareketleri desteklediğini iddia etmiştir. Hindistan, iki ülke ilişkilerinin normalleştirilmesine yönelik Bileşik Diyalog Sürecinin tekrar başlaması için Pakistan’ın Keşmir’deki cihadist örgütlere yaptığı yardımları durdurmasını ve militanların sınır geçişlerine engel olmasını şart koşmuş; bu gelişmeler sonrasında iki ülke ilişkileri normalleşme safhasına geçememiştir.
 
   İki ülke ilişkilerinin bugün yeniden çatışma üretebilecek bir noktaya gelmesi yine Keşmir gelişmeleri üzerinden okunmalıdır. Keşmir’de, sosyal medyayı kullanma başarısıyla popülerlik kazanan Burhan Wani adındaki genç bir Hizb-ül Mücahidin liderinin 08 Temmuz 2016’da güvenlik güçlerince öldürülmesi bugüne uzanan gelişmeleri tetiklemiştir. Bu olay sonrasında sürekli artan protesto gösterilerine Hint güvenlik güçlerinin sert müdahalesi olayları azaltmaktan ziyade artırıcı bir etki yapmıştır. Devamında 2017’de, Hindistan’da bir Hava Üssüne Pakistan kökenli militanların yaptığı saldırı sonrası Hint Özel Kuvvetlerinin Pakistan kontrolündeki Keşmir’deki bir militan kampına yaptığı bir baskın ile cevap vermesi de bölge tarihinde bir ilki teşkil etmiştir. Bu gelişme Hindistan’ın, ülkesine saldırı düzenleyen örgütleri kaynağında vuracağı söylemlerinin hayata geçirilmesinin başlangıcı olmuştur.  
 
   Geçen hafta Keşmir’in Pulwana bölgesinde intikal eden Hint güvenlik güçlerinin konvoyuna intihar saldırısı düzenleyen bir Ceyş-i Muhammed Örgütü militanının 48 güvenlik personelinin ölümüne sebep olması da Hint güvenlik güçlerinin verdiği en ağır zayiat olarak tarihe geçmiş ve Hint kamuoyunda misilleme söylemlerini artırmıştır. Bu gelişmelerin devamında Hint savaş uçaklarının dün sabah Pakistan kontrolündeki Keşmir’de konuşlu Ceyş-i Muhammed Örgütü kampını vurması da Pakistan tarafındaki misilleme baskısını artırmıştır. Bu sabah Keşmir’deki ateşkes hattı üzerinde uçan iki Hint jetinin düşürülmesi bu beklentinin sonucudur. Her iki tarafın açıklamalarına bakıldığında; bu kez Pakistan kazanan taraf görüntüsü vermekte Hindistan ise mağlubiyet psikolojisi altında görünmektedir. Bu durum yeni rövanş arayışlarına zemin sağlayacak ve gerilimin artarak sürmesine neden olacaktır.  Ancak her iki tarafın, normal şartlar altında, işi savaşa götürecek kadar çılgınca gelişmeleri hayata geçirmesi beklenmemelidir. Zira geçmiş örnekler hep göstermiştir ki küresel güçler gerilim artınca devreye girerek ortamı yumuşatmakta ve her iki taraf da iç sorunların üstünü örterek gerilimden “birlik payesi” çıkarmayı başarmaktadır.
 
 
 
Dr. Cengiz Topel MERMER
 
375 kez okundu
05.03.2019

Yorumlar