KADINLAR GÜNÜ-YAZAR ASABİ ADAM
KADINLAR GÜNÜ
 
Sinirlenmeyim sinirlenmeyim diyorum kendi kendime, ama arkadaş sinirlenmeden de olmuyor ki! Bugün “Kadınlar Günü” hoş beş sohbetli biraz nükteli bir şeyler karalayıp gönderecektim Zabitan’a.
Başladık araştırmaya incelemeye bakmaya etmeye sağa sola. Amaç ne idi? Hani dost ve arkadaşlarımızın hem bilgilenmesini sağlamak hem de konu ile ilgili bir farkındalığa yol açmaya çalışmak.
 
Zira Ankara Kızılay’daki mağazaların tamamı ile bir sürü internet fırsatçısı 8 Mart Kadınlar gününü ‘Liberalizmin Oyuncağı’ olacak şekilde kârlılık odaklı bir faaliyete dönüştürmeye başlamışlardı bile….
 
Hele çiçekçiler…. “Yazık ya adamların yılda birkaç fırsatları var bırak onu da kullansınlar” diyeceksiniz belki ama, burada maksat gerçek yolundan öyle sapmış ki, herkes bugünü evlenme yıldönümü gibi unutmaması gereken, aksi taktirde karakter yiyip zılgıta maruz kalacağı ve hatta düşük yoğunluklu bir küslük bile yaşayabileceği bir gün sanmaya başlamış durumda…
 
Evet hakları yok değil gibiydi ammaaa, bugün farklı bir bakış ile hatırlanmalıydı aslında. Zira bu 8 Mart dedikleri aslen ve gerçekte bir anneler günü, bir doğum günü ya da bir sevgililer günü gibi yıl içerisinde kutlanıp yâd edilecek günlerden biri gibi düşünülmekle beraber, dedim ya fırsatçılar tarafından hemen ekonomik hareketliliğe dönüştürülüveren bir faaliyetmiş gibi görülmeye başlanmış durumda.
Efendim, hediyenizi seçin, “8 Mart fırsatları”, “kadınlar gününe özel” “gel geeel vatandaş sen de geell” ve benzeri sloganlar sağda solda internette gırla gidiyor. Çiçekçiler gülleri ıslatmışlar üzerlerindeki belediye musluk suyu adeta divan edebiyatındaki “şeb-i nem” damlalarını hatırlatacak gibi gelenin geçenin gözüne sokulmaya çalışılmış.
 
Bir işletmeci olarak bu aktivitelerin her birini doğru ve yerinde yapılmış kârlılık odaklı faaliyetler olarak görebilirim. Ama işletmeci olarak sadece…. İnsan ve bilinçli bir birey olarak değil. 
 
Bir kadınla 30 seneye yakın bir birliktelik yaşamış, bir anayı 30 seneye yakın bir süre özlemiş, bir ablayı toprağa vermiş bir bacıya rehber olmaya devam eden birisi olarak ise hiç tasvip etmem, kadınların kadınlar günü ayağına istismar edilmesini. Bakmayın, bu konuda benim gibi düşünen kadınlar da var, hem de bayağı çok …
 
Sen anana, bacına, karına bir kadın olarak hakkettiği muamele ve bilinçle yaklaştın mı da gidip iki dandik çiçek alıp sırtararaktan bunu gün içinde getirip vermeye çalışıyorsun, bi de sosyal medyadan gevşek gevşek ecişli bücüşlü mesajlar atarak.
Evet bir yakınından, bir sevdiğinden çiçek almak bütün kadınların hoşuna gider, yaş baş fark etmez! Ama niye veriyorsun arkadaş? Gerekçe olarak gördüğün şeyin kökenine bir bak hele…
 
Sonra senin verdiğin bu çiçek ne olursa olsun bir Türk kadınına veriliyor. Türk kadını ulu varoluşunu ve anaerkil yapısını senden aldığı yılda bir iki çiçekle taçlandıramaz, onu Türk kadını yapan genetik kodları taaaa insanlık tarihine dayanır neredeyse.
 
Orta Asya Türk devletlerinin hepsinde (İskitler, Hunlar, Göktürkler, Uygurlar) kadın önemli hak ve yetkilere sahip bulunmaydı. Örneğin İskitler'de, her kadının İskit erkekleri gibi savaşçı ve asker olarak yetiştirilmesi geleneği vardı. Bundan dolayıdır ki İskit'li göçebe kadınlar her savaşta erkekleriyle birlikte çarpışıyorlardı.
 
Mesela büyük Hun İmparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Mete'nin hatunu imzalamıştır.
Düşünsenize şimdi Sayın Trump beyefendinin hanımlarından birisi Malanie ya da İvana gidip Kuzey Kore lideri ile anlaşma yapacaklar. Bu mümkün müdür?
 
Ama bizim atalarımızda, mesela Hunlar döneminden itibaren kadın-erkek ayrımı yapılmadığı ve kadın erkeğin tamamlayıcısı olarak kabul edildiğinden kadınsız hiçbir iş yapılmazdı. Hatta öyle ki kağanın emirnameleri sadece "Hakan buyuruyor ki‟ ifadesiyle başlamışsa geçerli kabul edilmezdi.  
 
Hiç bilmiyorsak Televizyonlarda seyrettik Hürrem’i, Mihrimah’ı, devleti ve koca imparatoru nasıl çekip çeviriyorlar.
Yani demem o ki Türk kadını o öbür sümsük, hafif tıfıl biraz da twiggy dokunuşlu kadınlara benzemez. Evet çiçeği böceği sever ama (böcek lafın gelişiydi!), o bir Türk kadınıdır.
 
Her haliyle müşfik, her hareketi ile fedakâr ve her zerresiyle kendisini ailesine ve sevenlerine adamış bir Türk kadını.
Burada hamaset olsun diye söylemiyorum ya da bugün kadınlar günü diye, ama dediklerim hepimizce malumdur.
 
Bu memleketi kurarken, kurtarırken kadınlarımız bebelerini feda etmedi mi? Aşına eşine yoksunluk çekmedi mi? Hala ve devamlı olarak mücadelenin içinde değiller mi? Hala bir kendilerini anlatma çabası içinde değiller mi? Bunları görmemek körlük ve haksızlık olur. 
 
Hele bir bakın a dostlar sabah, sabah bu sabah “hoppala” dedirtecek bir haberle uyandım bakın aynen alıyorum buraya;
“8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün ilk saatlerinde Beyoğlu'nda bir kadın cinayete kurban gitti. Moğolistan uyruklu K.L. erkek arkadaşı olduğu iddia edilen İdris Ç. tarafından başından vurularak öldürüldü.
 
Olay, Kuloğlu Mahallesi Sadri Alışık Sokak'ta bulunan bir binada saat 02.30 sıralarında meydana geldi. İddiaya göre, Moğolistan uyruklu K.L. ve İdris Ç., binaya girdikleri sırada henüz belirlenemeyen bir nedenle tartışmaya başladı. Tartışma sırasında binadan silah sesleri yükseldi. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Olay yerine gelen polis, bölgede geniş güvenlik önlemleri aldı. Sağlık ekipleri, yaptığı ilk kontrolde K.L'nin olay yerinde hayatını kaybettiğini belirledi…” falan filan diye uzayıp gidiyor haber.
Nedir şimdi bu? Daha bu özel günün ilk saatlerinde olan. Aramasın mı kadınlar insani yaşama haklarını? Aramasın mı mutlu ve kutlu yaşama yollarını?
 
Bu her şeyden öte bozulmuşluğun, çürümenin ve değişimin en bariz göstergesidir. 
Kadınlara bu kadar önem veren, kadınlara her alanda özgürlük veren ve onlarla beraber savaşan kadim bir kültüre sahip ulusun ferdi bunu yapmamalı. Böyle davranmamalı.  Ne kültür olarak ne de din olarak doğru olmayan bu davranışları kim ve hangi dogmatik düşünce yapısı yaptırıyor acaba? Bu da geniş ve derin bir araştırma, konuşma konusu ve ben bu konu ile dini ve kültürel bir tartışmaya girmek istemiyorum, iş büyür gider zira.
 
Dr.Hüner TUNCER bir makalesinde; “Bir ulusun uygarlığının, bir toplumda kadının yerine verilen önemle ölçülebileceği tartışılamayacak bir gerçektir. Kadının sosyal değerinin yeterince anlaşılamadığı ya da değerlendirilmediği dönemlerde, toplumlar gelişememişler ve ilerleyememişlerdir”. 
 
Hep dış güçlere, amarigan yardımına(!)  ve benzer unsurlara dayandırmaya çalıştığımız ve maalesef itiraf dahi edemediğimiz bu geri kalmışlığımız buradan mı geliyor acaba?
 
İtiraf edemiyoruz diyorum, çünkü hem elimizden gelen fenalığı yapıyor, hem de sonradan bunu yakıştırmıyoruz kendimize, e olayı da biliyoruz ne nedir diye yani, eh! bu da bizim toplumun yeni nesil erkeklerinin genetik kodu olsun birader. Ama bir gerçek var ki o da kadına, kendilerini çok sevmemize rağmen” hakkettiği ve gelişmiş Dünya’daki değerin aynısını veremiyoruz vesselam.
 
Gelelim lümpen Avrupalılara, Amerikalı demiyorum çünkü bu bağlamda onlar da bizim evropalıların ipten kazıktan kaçmışları ne de olsa. Uzaklarda denizin ötesinde yarı sahte yarı gerçek bir huzur ve zenginlik imparatorluğu kurmuşlar, bu sahte ve gösterili toplumu dominant olarak dayatıp duruyorlar herkese, Dünyanın kanı üzerinden nemalanarak.
 
Bu 8 Mart var ya, nereden çıkmış biliyor musunuz? Bakın ulu büyük internet ne diyor;
“8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 120 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı. 
 
26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, Rosa Luxemburg 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. 
 
İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1917 Ekim Devrimi'nin önderi ve Sovyetler Birliği'nin kurucusu Lenin'in önerisiyle 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında sosyalizmin yayılmasından çekinen bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleşen çeşitli gösterilerde anılmaya başlanmasıyla Batı Bloku ülkelerinde daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti. 
 
Bununla birlikte Birleşmiş Milletler'in resmi internet sayfasında, günün tarihine ilişkin bölümde kutlamanın New York'ta ölen kadın işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır. 
 
Türkiye'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ise;
1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. 
"Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül Darbesi'nden sonra cunta yönetimi tarafından dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmasına izin verilmedi. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" kutlanmaya devam edilmektedir.”
 
Şimdi alın o çiçekleri, portakal sıkacaklarını, tektaşları, yüzükleri, kolyeleri götürün verin kadınlarınıza. Alırlar mı? Alırlar elbet, hediyeyi geri çevirmek de yoktur bizim geleneklerimizde ama adam gibi çalışma şartları isteyen işçi kadınların cayır cayır yakıldığı günün anısına aldıklarını bilecekler de mi kabul edecekler kadınlarınız o hediyeleri, yoksa başka bir gerekçe ile mi?
 
Bir şeyi yaparken dikkat etmek lazım bunun ucu nereye dokunuyor diye? İlle asabi mi olmak lazım?
 (Bu arada telefonuma baktım, sosyal medya dahil 150-200 tane kadınlar günü kutlaması var kimi direk ismen kimi ise tembel işi….ortaya konuşuvermiş. Bilmiyor bunlar galiba ben erkeğim. Bayramlarla mı karıştırdılar nedir birader?...)
 
Son söz olarak çoook eski bir Türk özdeyişini hatırlatarak sözlerimi bitiriyorum. Sağlıcakla kalın benim sevgili dostlarım.
 
Gül yetiştir bahçe güzelleşir,
Kız yetiştir vatan güzelleşir.
 
 
Asabi Adam
 
407 kez okundu
08.03.2019

Yorumlar