BİR ZEYTİNLİK ALDIM VESSELAM…. ZEYTİNYAĞI OKURYAZARLIĞI-UĞUR ŞERİF PEKER
 
Emekliliğin ilk bocalama günlerinde amaçsızca web ilanlarını karıştırırken karşıma bir satış ilanı çıktı. Bunu da diğerlerinin arasındaki favorilere şutladıktan sora işime devam ettim. Malum emeklilik hali, bugün yapmazsanız işinizi yarın ne güne duruyor? Yıllarca büyük bir hassasiyet ve cimrilikle kullandığımız o yüce değer ZAMAN şimdi sürüsüne bereket. Bana göre bizim gibi emeklilere verilen en büyük ikramiye “zaman”dır.
   
O kadar bol ki, o kadar geniş ki, her şeyini kendinize göre ayarlayabiliyorsunuz. Ne zaman kalkacağınızı ne zaman yiyip içip spor yapacağınızı, ne zaman ailenize vakit ayıracağınızı…hepsini hepsini siz kontrol ediyorsunuz.
   
Günlerden bir gün bilgisayarın başına geçtiğinizde bir bakarsınız mailler neredeyse binleri geçmiş bakılmayalı, bir sürü not birikmiş ajandanızda, ama korkmayın bunların hepsine zamanınız var ya daaaa hepsini bir kalemde tikleyip “delete” imkânınız var. Çünkü oradaki hayat sizin ve kimse size neden “delete” diye sormaz. Tabii ki fatura ödeme notlarını da silmemeye gayret gösterirseniz.
   
İşte böyle bir gün baktım ki “favori ilanınızın fiyatı düşmüş”notu var sayfamda. Hangisi diye bakınca, ne göreyim o hani bir sürü ıvır zıvırın içindeki favoriye aldığım “zeytinlik” ilanı. İyi dedim kendi kendime geçtim gitti başka mecralara. Daha sonra bir baktım ki ertesi gün ve daha ertesi gün birer defa daha fiyat güncellemesi gelmiş ve fiyat bayağı aşağılara düşmüş. Emlak edinme konusu pek ilgimi çekmediği için emlakin değerini de hele hele o favoriye aldığım Milas kırsalındaki tarlanın değerini bilecek ve tahmin edecek halim hiç yoktu. Ama bir yandan da kafam kurcalanıyordu “neden” diye. Çünkü neredeyse her gün adam fiyat düşürüyor. Hemen aklıma pislik geldi tabii ki . “Acaba dolandırıcı mı? Ava mı çıkmış. Hemen emsallerine baktım. Zira analitik düşünce tarzı bunu gerektirir. Emsalleri arasında da bayağı düşük fiyat olunca iyice kuşkulanıp ha bir de arayayım dedim telefonla.
 
-Yahu kardeşim ne durmadan fiyat düşürüp duruyorsun? Sin yüzünden klavye müptelası olduk.
Neden böyle yapıyorsun edim pervasızca ve şaka yollu. Karşıdan;
   
-Ben polisim. Bafa’da görevliydim. O yeri tasarruf için aldım. Şimdi tayinim Çorlu’ya çıktı, burada bir araba alacağım için acele satıyorum. Ondan dolayı devamlı iniyorum dedi. Her neyse al takke ver külah biz benim oğlanla yola çıkıp ertesi hafta 11 dönüm zeytinliği satın aldık.
   
“Önceden iyi bir kahvaltılık, lezzetli bir içki mezesi, homojen bir salata süsü olarak bildiğim zeytin ile kardeşliğimiz böyle başladı. Zeytinyağını ise hiç bilmez, markette hangisi hesaplıysa onu alırdım. Ara sıra Bodrum’dan ordan burdan hediye olarak gelen sızma yağları ise dikkatle tüketirdik, zira kokusu kimi zaman ağır gelirdi.
   
Kendi zeytinliğimizden ürünü az çok aldıkça olayın içine girdik. Derinleştirdik. Bir de baktık ki biz zeytin olayını bireysel olarak değil ülkesel olarak boşlamışız.
   
Örneğin; benim konuyu incelediğim Bafa bölgesinde sekiz buçuk milyon zeytin ağacı olduğu söyleniyor. Bunların sadece yüzde 10’luk kısmı işleniyormuş. Bunlar mahalle tevatürü de olabilir ama benim birkaç yıldır o bölgede gördüğüm gerçek maalesef o yönde. Bütün köylü kolay zengin olma yoluna yönelmiş. Malını mülkünü satıp savıp Söke’ye, Milas’a, İzmir’e, Aydın’a kapak atma derdinde. Bizim gibi olanlara da mesafeli bir şüphe ile yaklaşıyorlar. “Acaba ne yapacak” diye soruyorlar birbirlerine. Sonra da yabancı istemiyoruz diyorlar üstü kapalı yollardan. Nasıl mı? Zeytin amelesi lazım mesela herkese 100 TL ise yevmiye size 160, hem de sabah 10 akşam 16 arası öğlen de ayağına yemek ister. Bu haksızlık
dersin. Bütün hıncını senden alırscasına “sen yabancısın, buraya para yemeye geldin” fiyat bu der. Ya da kendi aklınca birkaç bahane uyduruverir. Öyle işine sadık hem iş kovalayıp hem de işini hakkınca yapan ya da bu imajı veren adam sayısı ise parmakla sayılır desem yalan olmaz. Zira bıkmışlar kendi deyişlerine göre. Köy hayatı zor diyorlar. Hatta “abi sen geri zekalı mısın?” a getirenler var üstü kapalı olarak tabii ama maalesef köylümüzün genel hali bu. Mesele şehire kapağı atıp bi de devlet dairesinde iş buldum mu benden kıyağı yok diye düşünüyorlar.
   
E tabii ki o bölgedeki bilmem kaç milyon zeytin ağacının yüzde 10’luk kısmı işlenir ve biz de şehirde karaciğer hücrelerimizi ufalayan Ayçiçek yağına talim ederiz. Arkadaş aşağısı zeytin dolu…”Kim yapvecek Komutan, goley sanırsın sen bu işi?” deyiveriyorlar hemen. Aslında kolay elbette. Ama mesele ne köylü de ne de bu köylüyü yönlendirecek tarım birliklerinde (mesela Tariş) bunları üretime yönlendirecek iştah yerinde değil. Herkes eski kazançların peşinde ve eski kazancı bulamadı mı, bu işi yapılmaz zannediyor. Devletten medet umuyor. Devlet malını alsın, parasını fazla fazla ödesin ama kazanç da güzel olsun derdinde.
   
Böyle bir Dünya yok derseniz de “napçen gari irençberliği? Gel senne yer satalım senin çevren geniştir. Kardeş kardeş yiyelim gari” diye sizi de yolunuzdan ayırmak isterler. Sonra hasbel kader bir dostunuzla beraber yer sorarsınız, sanki dağın başında zeytinlik satmıyor da Şişli’de iş hanı satıyor. Adamın istediği fiyata bir ömür boyunca sülale boyu zeytinini yer üzerine de orta karar bir projede rezidans alırsınız. Diyorum ya olay kolay zenginleşme sarmalına sıkışmış.
   
Biz sebat ile zeytin sevdamıza devam ediyoruz bu arada. Dernekleri takip etmeler, ufak yollu tadımlara iştirak etmeler, uluslararası zeytin konseyini ve iç piyasayı takip etmeler. Makine ve ekipman fiyatlarını takip etmeler. Eşe dosta ayak üstü zeytin konferansı vermeler falan gırla gidiyor. Millet de güzel dinliyor ve de ihtiyaç fazlamıza talip oluyor bu arada. Kaç yıldır hiç elimde zeytinyağı kalmadı. Hoş bizden de o kadar fazla çıkmıyor ya…
   
Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim. Benim bu zeytiselleşme sürecim içerisinde kiminle irtibat kurdu isem, bir de baktım ki herkesin bir zeytinci dostu var. Kimi diyor abi müvekkilim Gemlik’ten gönderiyor, kimi diyor ben yazlıktan Manisa yağı alıyorum, kimi diyor benim bir dostum var her sene ondan alıyorum.
   
Yani zeytin memleketiyiz vesselam. Öyle yok Amerikalılar engelledi, yok şu hükümet şöyle yaptı falan diye hikayeler de var elbette ama. Güzel zeytin yiyoruz. Zeytinyağı da…. Bu da kocaman bir gerçek.
Yiyoruz yiyoruz da acaba bu zeytin denen meyveyi tanıyor muyuz?
   
Öyle Bodrum’da, Didim’de, Marmaris’te, Gemlik’te pazarda dolaşırken. Şen şakrak Egeli teyzelerin elimize tutuşturmaya çalıştıkları çıkma pet şişelere doldurulmuş zeytin yağlarını, kavanoza basılmış kırma zeytinlerin hikayesini biliyor muyuz?
Kimi yeşil, kimi sarı, kimi ise katran gibi bulanık olan bu sıvıyı bir bakışta okuyabiliyor muyuz?
   
Ya da markette veya önümüze çıkan bir yöresel ürün pazarından neredeyse yarı fiyatından da aşağı olarak satılan bu kapalı kutu ürününü yeterli bir anlamla konumlandırabiliyor muyuz zihnimizde?
 
Malum devir ekonomi devri. Kimsenin savrulacak parası yok. Kimsenin kurban edilecek sağlığı da yok bir nefeste. Ama gıda işi önemli iş. Her gıda bizim alıp tüketebileceğimiz özellikte olmayabileceği gibi, bir bakışta bize zarar verip vermeyeceğini de ayıramayız. Bu da işte “Gıda Okuryazarlığı” ve dolaylı olarak “zeytinyağı okuryazarlığı” gibi bir kavramı gündeme getirmekte. Konu ile ilgili yazılar, Blog paylaşımlar, doğru yanlış bilgilendirmeler, eksik reklamlar gırla gidiyor piyasada. Bunları gözlerimizle görüyor. Özellikle “gıda teröristlerinin” ortaya çıktığı ramazan ayları civarında da çok fazla haberle doluyoruz.
 
   
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK), diye bir bilimsel konseyimiz var ve bunlar gayet ciddi ve bilimsel olarak çalışıyorlar. Ancak henüz yeni oluşturulmuş bu konsey, elbette şimdiye kadar çok dağınık olarak çalışan bu sektörün arkasını toplamaya yeni yeni başlamış gibi görünüyor. Zira benim bildiğim kadarı ile konu ile ilgili verileri üreticilerden ya da bölgesel üretici birliklerinden toplamak bile oldukça meşakkatli bir gayret gerektiriyordu. Adam rekoltesini beyan etmiyor ki Devlet planını programını yapsın.
   
Ülkemiz zeytin ve zeytinyağı üretim sezonuna ilişkin sağlıklı ve güvenilir verileri sağlamak amacıyla 2009/2010 sezonundan itibaren olduğu gibi “Zeytin ve Zeytinyağı Rekoltesi Ulusal Resmi Tespit Heyeti “tarafından tüm zeytin yetiştirilen bölgelerde zeytin ve zeytinyağı işletmeleri, ilgili kurum, kuruluş ve kişilerle görüşülerek gerçekleştirilen ulusal ürün rekoltesi tespit çalışmalarına bu yıl da 2018/2019 üretim sezonu için Eylül ayında çalışılması görevi verilmiştir.1
26 Eylül 2018 tarihinde sunulan rapora göre ülkemizde, toplam 151.069.434 adet meyve veren,
26.774.532 adet meyve vermeyen ağaç mevcut olup, ağaç başına ortalama 9,9 kg. zeytin verimi ile
1.500.467 ton zeytin danesi alınacağı, bunun 423.644 tonunun sofralığa, 1.074.789 tonunun yağlığa ayrılacağı, bundan da 193.613 ton zeytinyağı elde edileceği tahmin edilmiştir.
   
Bu tahmin gerçekleşti mi gerçekleşmedi mi bilmiyorum amma velakin şimdi buraya International Oliveoil Council (IOC)’den birtakım veriler koysam ağlayanınız olur. Millet bir tek zeytin dalını bile ekonomik verimli hale getirmeyi nasıl biliyor.
Ülke bazında zeytinyağı tüketim oranlarını inceleyecek olursak, (tabii zeytinyağı üretip satan ve IOC’ye
üye olan ülkeler arasında)2
 
   * Yunanistan yaşanan büyük düşüşlere rağmen hala lider. Yıllık kişi başı zeytinyağı tüketimi 12.8 kg.
   * İspanya’da 11.3 kg olan kişi başı tüketim İtalya’da 10.5 kg, Portekiz’de 7.2 kg, Kıbrıs’ta 5.5 kg, Lüksemburg’da 3.2 kg, Malta’da 3 kg, Fransa’da ise 1.7 kg.
   * Türkiye’de zeytinyağı tüketimi konusunda son yıllarda önemli bir artış olmasına rağmen kişi başı tüketim 1.4 kg ile sınırlı kalıyor.
   * Lübnan, Ürdün ve Tunus’ta kişi başı tüketimin 3 kg’ın üzerinde olduğunu göz önünde bulundurursak bu oldukça az.
   * Uluslararası Zeytin Konseyi üyesi olmayan ABD’de ise kişi başı tüketim 0.9 kg. Ancak son yıllarda hızla artıyor.3
   
   Burada bir sürü istatistik verisi ile yazıyı kalabalıklaştırmadan bir an önce merakla beklenen şu “zeytinyağı okuryazarlığı” meselesine bir girelim. Zira tüketici için en fazla önem arz eden husus bu olsa gerek, gıda terörünün tavan yaptığı ülkemizde.
   Efendim “okuryazarlık” kavram olarak öncelikle kendi dilinde okuması yazması olan, okuduğunu anlayabilen ve de gereğinde yazan kişi demek diyebiliriz.
 
 
 
1 http://www.uzzk.org/Belgeler/TURKIYE_REKOLTE_RAPORU_2018_2019.pdf
2 Bu IOC’ye üyeliğimiz de bir alem ve başlı başına bir yazı ve inceleme konusu hatta mahkemelik diye tabir edebileceğimiz şanssız dönemler söz konusu. Hem de üzücü. Hala, bizi orada tanımamak için ellerinden geleni yapıyorlar zira İspanya, Yunanistan ve İtalya bu alanda rakibi pek sevmiyor. Biz ise zamanın birinde bu platformdan ayrılmışız. Biz gavurların arasında durmayız diye, 5-6 yıl sonra ise tekrar girmişiz ama kayıplarımızı bilemeyiz tabii ki o üye olmadığımız zaman zarfında.
3 http://www.zeytindergisi.com/dunyada-kisi-basi-zeytinyagi-tuketimi/
 
 
Bi şeyin okuryazarlığı ise yeni yeni gelişmiş bir deyim diye görülüyor, yeni yeni kullanılıyor. Medya okuryazarlığı, siyaset okuryazarlığı, ekonomi okuryazarlığı…. Böyle uzat gitsin gittiği yere kadar. Bu deyimin geliştirilmesinden beklenen ise okuryazar olarak görüldüğümüz konu hakkında kendi ihtiyaçlarımızı görebilecek, eğer karar vermemiz gerekiyorsa da o konu hakkında direkt ya da dolaylı olarak karar verebilecek bilgiye sahip olduğumuz anlaşılıyor.
   
Şuna Medya hakkında yeterli bilgi, siyaset hakkında yeterli bilgi, ekonomi hakkında yeterli bilgi deneceği yerde pratik olarak da “okuryazarlık” kisvesi giydirilivermiş. Aslında fena da olmamış. Dilimiz zenginleşiyor zaar…
   
İşte zeytinyağı okuryazarlığı da bu kapsamda değerlendirilecek bir cep bilgeliği.4 Zira zeytinle ilgili her şeyi buraya yazmaya kalksak sayfalar kitaplar yetmez çünkü her daim şu meşhur İsviçreli bilim adamları gibi bilim insanları zeytin ile ilgili yeni bir şey buluyor. İsviçre’de zeytin ağacı yok mu? E olsun ben uydurdum oldu, kakao da yok ama çikolatanın kralı orda. Bizim bilim adamlar daha bu konuda evrenselleşemediler. Şu su giren yerlerimizdeki oruç bozma vakası çözülse açılacaklar ama elde iş var onlar naapsın?
   
Bir de zeytin, zeytinyağı, öyle basit geçilecek bir konu da değil. Her bitkinin, her ağacın bir özelliği vardır muhakkak ama zeytin ağacı ve zeytin meyvesi biraz farklı ve derindir bu anlamda. Okuryazarı olmak için biraz daha fazla gayret gerekir diye düşünüyorum. Bakalım haklı mı çıkacağım.
   Zeytin (Olea europaea), zeytingiller (Oleaceae) familyasından meyvesi yenen Akdeniz iklimine özgü bir ağaç türüdür.
 
 
Zeytin ağacının ülkemizde 100’e yakın çeşidi ve bunlardan her birinin birçok alt çeşidi (yani ufak değişiklik gösteren tipleri) bulunmaktadır.
 
 
 
 
4 Hoppala ben de “cep bilgeliği” diye bir kavram mı uydurdum ne? Olsun olsun dilimiz zenginleşsin. Böyle tam konuya vakıf olmadan konu hakkında okul okumadan ancak okulda alınıp özümsenecek kadar bilgili olma “tam bilgelik” değil olsa olsa “cep bilgeliği” olarak düşünülebilir zaten.
5 https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvWmV5dGlu
 
   Bu çeşitlerden en yaygın olan ve en çok bilinenlerine örnek vermek gerekirse, Edremit (Ayvalık), Gemlik, Domat ve Memecik çeşitlerini sayabiliriz. Ülkemizde ve diğer ülkelerde bulunan başlıca zeytin çeşitleri ise;
 
 
    
 
   Bu kadar çeşidi olan daha başka meyve var mıdır bilmiyorum ama daha önce de dediğim gibi zeytin işine girerseniz ve bu konuda “okuryazar” olmak isterseniz harcamanız gereken zaman ve emek diğer ağaç ve meyvelere ilişkin olarak harcayacağınız zamandan çok çok fazla olabilir. Üzüm de böyle değerlendirilebilir. Zira bildiğim kadarıyla üzümün çeşitleri ile de bilgi edinme anlamında başa çıkmamız zor görünüyor.
   Şimdi zeytin konusuna geri dönecek olursak hemen bir algı yansımasını gündeme getirmeliyiz diye düşünüyorum. Bazı insanların bamyayı ağaçta yetiştiğini düşünecek kadar tarım ve bitki olayından uzak olduğu düşünülürse bazılarının sorduğu "Yeşil zeytin” ve " Siyah zeytin” in ağaçları farklı mıdır?” sorusu hiç de absürt değildir bana göre. Sorunun cevabına gelince; hayır değildir. Her ağacın zeytininden hem yeşil zeytin hem de siyah zeytin üretilebilir.
   Ancak zeytin ağacının diğer meyve ağaçları gibi birçok çeşidi vardır. Bazı çeşitlerin zeytini yeşil zeytin olarak üretilmeye, bazı çeşitlerin zeytini siyah olarak üretilmeye daha uygundur diyebiliriz.
Konuya baştan başlarsak,
 
Zeytin meyvesi ağacın üzerinde olgunlaştıkça çeşitli renk evrelerinden geçer. Yani olgunlaştıkça
rengini değiştirir. Bu evreler olgunlaşma sırasına göre şöyledir:
   Önce yemyeşil ve sert olan zeytin meyvesi, Ekim ayı başlarında yavaş yavaş limon sarısına döner. Limon sarısına dönen zeytin artık yeşil zeytin yapmak için yeterince olgunlaşmış demektir. Bu aşamada toplanan zeytinler kırma veya çizik yeşil zeytin olarak değerlendirilir. (Burada ufak bir parantez açıp bu aşamada sıkılan zeytinlerin yağının erken hasat olarak nitelendirildiğini söylemek gerekir.)
   Mevsim ilerledikçe meyvenin rengi sarı ile karışık allı morlu bir renk alır. Bu aşamada toplanan zeytinler pembe çizik zeytin yapmaya uygundur.
   Zeytin biraz daha olgunlaşınca dışı gölgede siyah olur ancak üstüne ışık vurdukça kızıl tonları ortaya çıkar. Bu aşamada zeytini çekirdeğine göre enlemesine kesip, kesitine baktığımızda dışı siyah görünen meyvenin içinin beyaz olduğunu görürüz. Bu zeytin henüz siyah zeytin üretimi için yeterli olgunlukta değildir. Biraz daha olgunlaşması beklenip şarabi (koyu pembe) rengin zeytinin çekirdeğine doğru en azından yarısından fazlasına işlemesi gözlenmelidir.
   Siyahlığı içine işleyen bu zeytin artık siyah zeytin olarak kabul edilir, tam olarak olgunlaşmıştır ve sofralık siyah zeytin üretimine hazırdır.
   Özetlersek, yeşil zeytin aynı meyvenin daha ham evresinde, siyah zeytin ise daha olgun evresinde toplanarak üretilen zeytindir. Ancak zeytin çeşidine göre uygun olan üretim yöntemi seçilir. Örneğin Edremit/Ayvalık çeşidi ağaçların zeytini, yapı olarak, yeşil çizik veya yeşil kırma zeytin yapmaya, Gemlik çeşidi ağaçların zeytini siyah salamura zeytin yapmaya daha elverişlidir.
   Lafı fazla dolaştırmadan şimdi de zeytinyağı çeşitlerine gelelim ki esas amacımız da bu konuya dikkat çekip okuyanları “zeytin okuryazarı” yapmaktı.
   Zeytinyağının çeşitleri, ülkemizde 1967 yılından bu yana zorunlu olarak uygulamaya konmuş ve günümüze kadar birkaç defa yeni tebliğlerle güncellenerek, en son o zamanki ismiyle Tarım ve Köy işleri Bakanlığı tarafından 2010 yılında resmî gazetede yayınlanan "Türk Gıda Kodeksi Zeytinyağı ve Prina Yağı Tebliği” ile bugünkü şeklini almış olan "Yemeklik Zeytinyağı Standardında”belirlenmiştir.
Buna göre;
Bu tebliğe göre zeytinyağı üretim yöntemi bakımından göre 4 ana sınıfa ayrılmıştır:
1. Natürel zeytinyağı
2. Rafine zeytinyağı
3. Riviera zeytinyağı
4. Çeşnili zeytinyağı
Natürel zeytinyağının tebliğdeki tanımı şöyledir;
   Zeytin ağacı meyvesinden doğal niteliklerinde değişikliğe neden olmayacak bir ısıl ortamda, sadece yıkama, dekantasyon, santrifüj ve filtrasyon işlemleri gibi mekanik veya fiziksel işlemler uygulanarak elde edilen; kendi kategorisindeki ürünlerin fiziksel, kimyasal ve duyusal özelliklerini taşıyan yağları ifade eder.
Natürel Zeytinyağı kendi içinde oleik asit cinsinden asitlik derecesine göre 3 gruba ayrılır:
Natürel Sızma, Natürel Birinci, Natürel ikinci
   Bunların arasında en değerlisi olan "Natürel Sızma Zeytinyağı” doğrudan tüketime uygun, serbest yağ asitliği oleik asit cinsinden her 100 gramda 0,8 gramdan fazla olmayan Natürel zeytinyağlarıdır.
 
Tebliğde karşımıza çıkan 3 zeytinyağı çeşidi daha var.
   Bunlardan ilki "Rafine Zeytinyağı” ham zeytinyağının doğal trigliserid yapısında değişikliğe yol açmayan metotlarla rafine edilmeleri sonucu elde edilen ve serbest yağ asitliği oleik asit cinsinden her 100 gramda 0,3 gramdan fazla olmayan yağdır.
   Zeytinyağı fabrikalarından çıkan yağların büyük bölümü yüksek asitlidir veya nefaset açısından doğal sızma zeytinyağı sınıfına giremez. Bunun;
1. Zeytinin ağacın dibinden dökülmüş zeytinlerden toplanmış olması,
2. Sıkılmadan önce uzun süre veya uygun olmayan koşullarda beklemiş olması,
 3. Sıkım ve depolama sırasında gerekli özenin gösterilmemesi gibi sebepleri vardır. Bu yağların tüketilebilmeleri için rafinasyon işlemine tabi tutulmaları gerekir.
   Rafinasyon işlemi tadı ve kokusu yenmeyecek kadar kötü veya asitliği yüksek olan yağların kötü tadını, kokusunu ve yüksek asitliğini gidermek için uygulanan ısıl ve kimyasal işlemlerdir. Ancak rafinasyon işleminden sonra yağdaki kötü tat ve koku giderilirken ne yazık ki (natürel zeytinyağında bulunan yukarıda bahsettiğimiz) faydalı özelliklere sahip vitaminler ve anti oksidan maddeler de kaybolmaktadır.
   "Riviera Zeytinyağı” ise rafinasyon işlemi sonucu artık tatsız, kokusuz düz bir yağ haline gelmiş olan "Rafine zeytinyağı”nın içine bir miktar (yaklaşık %10-20 kadar) natürel yağ katarak "sızma yağ aroması”na sahip olmuş serbest yağ asitliği oleik asit cinsinden her 100 gramda 1,0 gramdan fazla olmayan yağdır.
   Dördüncü çeşit olan "Çeşnili Zeytinyağı” ise zeytinyağlarına değişik baharat, bitki, meyve ve sebzelerin ilave edilmesi ile elde edilen yağdır.
   Buraya kadar yasal bilgileri verdim. Daha detaylı bilgi için (zaten gerekeceğini de sanmıyorum) ilgili gıda kodeksi bilgisayar arama motorlarından arattırılarak incelenebilir. Şimdi daha önemli ve daha doyurucu bir husus var. Malum şimdiye kadar zeytinyağının alfabesini sökmüş olduk diye düşünüyorum. Zira hem ansiklopedik hem istatistiksel ve hem de yasal bilgilendirmeyi bir çırpıda yaparak bu aktarımı gerçekleştirdik.
   Bir de benim bizzat okurken hem faydalandığım, hem bilgilendiğim ve hem de işin piyasa boyutunu ele alarak e-dergi olarak yayında olan APELASYON6 dergisinin Kasım 2018 de yayınlanan 60’ıncı sayısında Sayın Dr. Dilşen OKTAY’ın, gastronomi başlığı altında yayınlanan bir yazısından bir bölümü buraya şaaak diye yapıştırıyorum çünkü ne ekleyecek ne de yoruma hacet bırakmayacak şekilde mis gibi bilimsel bir çalışma ile bizlere çok nefis bilgileri bir Yüksek Gıda Mühendisi bakış açısı ile vermiş ve olayı noktalamış. Dilşen Hanım yazısında7;
* Uluslararası Zeytin Konseyi standartlarına göre zeytinyağı temelde natürel ve doğrudan tüketime uygun olmayan olarak ikiye ayrılır. “Natürel Zeytinyağları” da kendi içinde “Natürel Sızma”, “Natürel Birinci”, “Natürel İkinci” (AB’de ve Türkiye’de yok) ve “Ham/Rafinajlık Zeytinyağı” olarak dörde ayrılır.
* Sıralamadan da anlaşılacağı üzere “Natürel Sızma Zeytinyağı” (Extra Virgin Olive Oil) en üstün kaliteli olan zeytinyağıdır. Serbest yağ asitliğinin en çok 0,8, peroksit değerinin 20’nin altında olması ve daha pek çok kimyasal ölçütün yanında; duyusal olarak da kusursuz ve meyvemsiliğinin 0’dan yüksek olması şarttır.
 
 
6 http://apelasyon.com/
7 http://apelasyon.com/Yazi/913-zeytinyagi-okuryazarligi?bul=dil%C5%9Fen%20oktay
 
* “Natürel Birinci”nin (Virgin Olive Oil) ise serbest yağ asitliğinin en çok 2,0, peroksit değerinin 20’nin altında olması ve daha pek çok kimyasal ölçütün yanında duyusal olarak hafif kusurlu ve meyvemsiliğinin 0’dan yüksek olması şarttır.
* “Natürel İkinci” (Ordinary Olive Oil) zeytinyağı ülkemizde ticari olarak satılmasa da yurtdışında pazarı olan; diğer özellikler aynı ancak serbest yağ asitliği en çok 3,0 olan zeytinyağıdır.
* “Ham/Rafinajlık Zeytinyağı”nın (Lampante Olive Oil) serbest yağ asitliği 3,0’ten yüksektir ve diğer kimyasal değerlerine de bakılmaz; duyusal olarak da kusurludur.
* “Rafine Zeytinyağı” (Refined Olive Oil) ise ham/rafinajlık zeytinyağlarının kimyasal rafinasyon işlemden geçmesi sonucu serbest yağ asitliğinin 0,3’e indirilmesi ve deodorizasyon işlemi sonucunda kötü kokularının giderilmesinin ardından tüketilebilir hale gelen zeytinyağıdır.
* “Riviera Zeytinyağı” (Olive Oil) ise rafine zeytinyağına %5-10 civarında natürel zeytinyağı eklenmesi sonucu elde edilerek satışa sunulan zeytinyağıdır.
Zeytinyağı üretilirken ortaya çıkan yan ürün “pirina”dır. Aslında zeytinin eti, kabuğu ve çekirdeğinden meydana gelen bu artık, 3 fazlı sistemde yaklaşık %35-40 nemli, 2 fazlı sistemde ise yaklaşık %65-70 nemlidir. Bu “sulu pirina”, pirina fabrikalarında önce suyu (“karasu”) uçurulur daha sonra yağı ekstrakte edilir. Pirina fabrikasında suyu uçurulan ve yağı alınan kısma “kuru pirina” denir ve genelde yakıt olarak değerlendirilir. Eğer çıkan yağ rafine edilmezse “ham pirina yağı”, rafine edilir ise de “rafine pirina yağı” elde edilir.
Zeytinyağının özellikle de Naturel Sızma Zeytinyağının sadece kimyasal özellikleri değil aynı zamanda “duyusal özellikleri”nin de uygun olması gerekir. Yani natürel sızma zeytinyağı koku ve tat olarak da kusursuz olmalı ve başta “meyvemsilik” olmak üzere, “acılık” ve “yakıcılık” değerleri “0”ın üzerinde olmalıdır ve dalından koparılmış çiğ zeytin gibi kokmalıdır.
“Erken hasat”; zeytinin hasat zamanıyla ilgilidir. Zeytin üreticisi eskiden ilk yağmur sonrası hatta ilk kırağı sonrası hasada başlardı. Ancak daha sonra yapılan çalışmalarla başta zeytinyağının kalitesi olmak üzere birçok faktör nedeniyle, hasat erkene çekilmeye başlanmıştır. Aslında erken hasat, zeytin meyvesinin renk dönüşüm aşaması veya hemen öncesi olan dönemde hasat demektir. Meyve daha çok antioksidan içerir ve elde edilen zeytinyağının kalitesi artar. Ancak bu safhada yağ verimi düşüktür. Çünkü meyvenin içindeki yağ oranı artarken antioksidan miktarı azaldığı için tercihimizi yapmak zorundayız. Nitelik mi nicelik mi? Nitelik demek polifenölü yüksek yani sağlık bileşeni yüksek zeytinyağı (8-10 kg zeytinden bir litre zeytinyağı) demek iken nicelik demek yağ randımanı yüksek yani 3-5 kg zeytinden bir litre zeytinyağı demektir. Bu nedenle erken hasat zeytinyağı fiyatı her zaman daha yüksektir.
“Taş baskı”; diye adlandırılan ama aslında adı “taş değirmen” veya “pres” veya “sulu baskı” olan ve deyim yerindeyse romantik bir arayıştır. Çünkü bu taş değirmen yöntemi, binlerce yıl önce zeytinden zeytinyağı üretmek üzere kullanılan bir yöntemdir ve ne hijyenik ne de sağlıklıdır. Zeytinler hiçbir şekilde temizlenmeyen bir taşla bol bol oksijenle temas ederek hamur haline getirilir. Bu esnada zeytinin içindeki sağlığa yararlı maddeler daha zeytinyağı çıkmadan ortadan kaybolur. Teknolojinin nimetlerinden kontinü yani sürekli sistemler sayesinde zeytinler hem hijyenik hem de hava ile temas etmeden üretilebilmektedir.
“Soğuk sıkım” zeytinyağı demek zeytinyağı üretilirken yoğurucudaki zeytin hamurunun sıcaklığının 26oC’ye eşit veya bu dereceden düşük olmasıdır. Buna dair bilgiyi zeytinyağını üreten kişilerden veya etiketten öğrenebilirsiniz.
“Filtresiz” zeytinyağı taze zeytinyağıdır ve filtre edilmediği için bulanık bir görünüme sahiptir. Meyvemsilik olarak daha yoğundur. Ancak 2-3 ay içinde tüketilmelidir. Aksi takdirde ambalajın dibinde
 
biriken tortu (posa) organik madde olduğu için fermentasyon sürecine girerek üstteki yağı bozabilir. Tortu
denilen aslında yine zeytinin kabuğu, eti ve çekirdeğidir.
“Zeytin sütü” diye bir şey KESİNLİKLE yoktur. Tamamen pazarlama amacıyla uydurulmuş ve ne yazık ki tüketicilerin ilgisini çekmiş bir tanımlamadır. Ancak ne Türk Gıda Kodeksi’nde ne de dünya pazarında karşılığı yoktur. Zeytin sütü diye satılan yine zeytinyağıdır.
Antik çağlardan beri taş değirmenlerde zeytin meyvesinin parçalanması sırasında açığa çıkan ve biriken zeytinyağına “göbek yağı” veya “hamur yağı” denir. Bu zeytinyağı o zamanın teknolojisi içinde su ve hava ile az temas eden olduğu için kıymetli olduğunun farkına vardıklarından özellikle hamile ve yeni doğum yapmış kadınlar ile hastalara verilen değerli bir zeytinyağıdır. Bu zeytinyağının miktarı çok az olduğu için değirmen sahibi tarafından satın alınır veya çalınırdı. Klazomenai antik zeytinyağı işleğinde taş değirmen sisteminde “hırsız çukuru” denilen ve bu göbek yağını çalmaya yarayan kısım net bir şekilde görülebilmektedir. Şimdiki teknolojide iyi bir işletmenin ürettiği zeytinyağının %100’ünü yüksek kaliteli üretmesi söz konusudur.
Zeytinyağı diğer bitkisel yağlara göre fiyatı yüksek olarak algılanabilir ancak ekonomiktir. Çünkü yağlama özelliği fazladır. Herhangi bir tarifte örneğin 3 bardak bitkisel yağ yazıyorsa siz onun yerine 1 bardak zeytinyağı kullanarak daha lezzetli bir sonuç elde edebilirsiniz.
“Sağlık amaçlı zeytinyağı” tüketimi söz konusu olduğunda polifenolü yüksek natürel sızma zeytinyağlarını tercih etmeniz gerekir. Polifenol zeytinyağının içindeki antioksidanların tamamını temsil eden bir kelimedir. Polifenolü 130 ve üzeri olan, serbest yağ asitliği 0.3’ün altında ve diğer kimyasal özellikleri de belirlenmiş zeytinyağları dünyada ultra Premium olarak sınıflandırılmaktadır.
Zeytinyağını 18oC'ta klimatize ortamda paslanmaz çelik tanklarda ve hava boşluğunu azot ya da argon gazıyla kapatarak depolayan işletmelerin zeytinyağları iki yıl güvenle tüketilebilir.
Zeytinyağı ambalajı ve üzerindeki etiket sizin üretici ile doğrudan iletişim kurmanız için özenle hazırlanmıştır. Ürünü alıp etiketine baktığınızda mutlaka markasına, üreticinin işletme kayıt numarasına, adresine, iletişim bilgilerine ve tavsiye edilen tüketim tarihine dikkat edin. Eğer bu bilgiler eksikse satın aldığınız ürünün güvenilirliği şüphelidir. Ne yazık ki piyasada “beyaz teneke” olarak tabir edilen pek çok karışım ürün “natürel sızma zeytinyağı” adı altında satılarak tüketiciler kandırılmaktadır. Bu işi yapanlar zeytinyağı adını kullanarak kanola, pamuk vb. yağları ucuz alıp pahalı satarlar ve gerçek zeytinyağı üreticilerinin müşterilerini çalarlar. Ayrıca 3 TL’ye mal ettikleri ürünleri 15 TL’ye sattıkları için, siz ucuz zeytinyağı aldım diye düşünürken aslında sahtekarların haksız yere 5 kat para kazanmalarına yardım etmiş olursunuz. “Ucuz zeytinyağı yoktur pahalı bitkisel yağ vardır”. Aman dikkat!
Bir mal normal fiyatın çok altında satılırsa şüphelenin. Gerekirse T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ücretsiz ‘Alo Gıda’ hattı olan 174’ü arayıp şikâyet edin. Yetkililer sizin için gereken araştırmayı yapıp 15 gün içinde size bilgi verirler. Böylece diğer tüketicileri ve gerçek zeytinyağı üreticilerini korumuş olursunuz. Eğer aklınıza takılan sorular olursa zeytinyağı üreticinizle iletişime geçmenizi öneririz. Çünkü bilinçli üreticiler zaten soracağınız her türlü soruya içtenlikle yanıt verme eğilimindedirler.
Zeytinyağı başta da belirttiğim gibi derin bir üründür ve her yıl bilim insanları tarafından yeni özellikleri keşfedilmektedir. Tüketiciler olarak hepimizin görevi büyük özveriyle üretilen zeytinyağına hak ettiği değeri vermektir.
   Şeklinde bir yazı ile konuyu sistematik bir biçimde ele almış. Bana göre hem o yazıyı verdiğim linkten dikkatle okumanızda hem de gastronomi dünyasında büyük bir eksikliği gideren Apelasyon dergisini karıştırmanızda fayda var.
 
Efendim şimdi de gelelim bizim söyleyeceklerimize;
   Öncelikle sadece zeytin konusunda değil diğer bütün gıda konularında okuryazarlığımızı artırmamız, dikkatli olmamız ve en önemlisi sağlıklı beslenmek için bu hususları aklımızın bir köşesinde tutmamız gerekmektedir.
   Bir de bilmediklerimiz ve maalesef doğru bildiğimiz yanlışlar var. Örneğin bu yazının başından beri dikkatle okuduysanız zeytinyağının buzdolabında donması ile ilgili bir husus ne konuyu ele alan bilim insanı ne de refere ettiğim başka kaynaklar dile getirmemiştir.
   Böyle bir şey yok mu? Sorusu akla geliyor. Evet var. Gerçek olan zeytinyağı 6-7oC’de donuklaşır katı ya da yarı katı hale dönüşür. Sonra oda sıcaklığında yeniden sıvı hale dönüşür yavaş yavaş. Ancak bu gerçek zeytinyağı için bakılması gereken en önemli kriter değildir. Zira ona varana kadar yukarıda sayın hocamızın da bahsettiği asitlik değerleri, peroksit değeri ve yağ içindeki antioksidan maddelerin varlığı ile en önemli olgu olarak “meyvemsilik” kriteri kullanılmıştır. Yani olay eninde sonunda kişinin damak zevkine ve lezzet algısına dayanıyor.
   Yağımız ne kadar hoş görünürse görünsün önemli olan bunu tüketen kişide yarattığı damak zevkinden kaynaklanan tatmin duygusudur. Çok iyi biliyorum ki benim arazimin bulunduğu köydeki yaşlılar ve üreticiler genelde 1,5-2 asit oranına sahip yağı kendileri tüketmek için ayırıyor, “dizem” yağ tabir ettikleri yağı ise topluca satmak üzere ayırıyorlar. Elbette ekonomik getirinin yüksek olma özelliği olan partinin satışa ayrılması doğal gelebilir ama oradaki insanların neredeyse çok büyük kısmı sıfır asit yağı tüketeceği yerde yağda hafif bir zeytin kokusu kusurunu benimsiyerek tüketiyorlar kendi ürünlerini.
   Rafinelik yağ için diyecek bir şeyim yok “Riviera” tipi olarak piyasada satılan bu yağ, evet natürel ve sızma bir yağdır ama asidi ısıl işleme tabi tutularak indirgenmiş ve bu esnada da bizlere faydalı olan birçok kimyasal madde ve antioksidanlar içinden bu yüksek ısı işlemi esnasında yok olmuştur. Lezzet olarak uygun olmasına karşın maalesef Soğuk Sıkım Natürel Sızma yağın fayda ve getirisi bu yağda olmayacaktır. Bir diğer husus ise piyasadaki bazı riviera tipi yağlara başka yağların da çeşitli birleştiricilerle karıştırılmasına şahit olunduğudur. Bazı ünlü ve eski markalar bile bu durumu tenekelerinin üzerinde ufak puntolarla ya da aşırma yazılarla beyan etmektedirler. Zira bildiğim kadarıyla meşhur Türk Gıda Kodeksimiz bu karışımın yapılmasına belli oranlarda cevaz veriyor.
   Yerlere düşen, ağaç altında bekleyen, ya da fabrika önlerinde sıra bekleyen zeytin partilerinden meydana gelmiş yağlar ise direkt rafinaj işlemi gerektirdiği için tüketimi bir Natürel Sızma Kadar şifalı olmayacaktır. Zaten bu tür “fiyatı indirgenmiş” yağlar gerçek ve kaliteli yağların fiyatı ile çok büyük bir makas aralığı oluşturacak şekilde aşağı fiyatla satılmakta, şehirlerde bu yönü bilinmeyen bu tür yağlara garanti dahi verilmekte ve hatta “beğenmezsen kullanmadığını getir paranı al” şeklinde satılmaktadır. Adam gerçek ve saf olanı bilmiyorsa neye göre beğenip beğenmediğine karar verecek?
Sonuç:
   Sonuç olarak sağlıklı yaşamak istiyorsak zeytinyağı tüketeceğiz. Ancak bunun kalori değerinin de yüksek olduğunu unutmayacağız zira o taktirde de kilo ve yüksek yağ tüketiminin yol açtığı şikayetler başlayacaktır.
   Zeytinyağı fiyat olarak pahalıdır ama yağlama oranı yüksektir. Birkaç birim Ayçiçek yağı ile yapacağınız yemeği bir birim veya daha az zeytinyağı ile üstelik daha fazla lezzet garantisi ile yapabilirsiniz.
   Herkesten zeytinyağı almamalıyız. Aldığımız kişiye güvenmeliyiz. Bu yağın natürel olduğunu, rafinaj işlemine tabi tutulmadığını, serbest asitliğinin satış sınıfı ile uygun olduğunu, bize gelene kadar hijyenik ortamlarda muhafaza edildiğini. Ambalajının ilk ve tek defa bizim için kullanıldığını bilmeliyiz..
 
Eğer bir marketten zeytinyağı alıyorsak ambalaj üzerinde yazan yazıyı dikkatle okumamız gerekir.
   Natürel Zeytinyağı, Natürel Sızma Zeytinyağı, Natürel Birinci, ya da Natürel İkinci (ülkemizde yoktur ama ben yazanı gördüm) ibarelerinin doğru yazıldığını görmeli ve buna dikkat etmeliyiz. Yağlar “natürel sızma” ya da “natürel birinci” diye satış sınıfına ayrılır. Bunun dışındaki yok taş baskı, yok anamın elinden, yok tabii yağ, yok bilmem ne hepsi aldatmacadır. Yağlara ilişkin ambalaj tebliği bu şekilde belirleme yapmıştır.
Markette ya da çarşıda pazarda genel olarak tanınmış markaların fiyatları ile aynı cins yağda çok fazla
fiyat farkı olan yağlara şüphe ile yaklaşmalıyız.
   Aynı şekilde, fiyatı neredeyse yağ birliklerinin ya da belli başlı firmaların fiyatları ile yarışan tanınmamış marka yağlar için de aynı şüpheyi duymalı, eğer toplu alacaksak önce küçük miktarlı bir paketinden alıp deneyip hoşumuza gitmesi halinde büyük ve toplu alıma girmeliyiz.
   Tabii ki bu söylenenlerin tamamı mutfak kullanımı için alınacak yağlar için geçerli. Piyasada özel olarak hediyelik ve süslü ambalajlarda satılan yarım litre veya bir litrelik gastronomik örnek ve özel üretim yağlar için bu konuşulanlar geçerli değildir. Öyle bir koleksiyon merakı olan o miktardaki yağı ambalajının içinde satın almak durumunda zaten.
   Yağımız eğer tanıdık birinden geliyorsa mutlaka cam (tercihen renkli cam) bir kaba aktarmalı, ağzını sıkıca kapatmalı ve mutfakta kullanırken büyük ambalajdan yarım ile bir litrelik küçük kullanım şişelerine bittikçe aktararak kullanmalıyız. Büyük şişemizi ise hem mutfakta hem de muhafaza ettiğimiz diğer yerlerde koku salan, parfümlü malzeme ve yüzeylerden uzak tutmalıyız aksi taktirde yağımız o deterjanın ya da ortamdaki koku ve parfüm her neyse onun kokusunu bir saniyelik bir açılma zamanda bile alır.
   Yağımız nereden gelirse gelsin kısa periyotlarla kullanacağımız miktarda almalı ve bittikçe yeniden sipariş vermeliyiz. Yağ üretildikten sonra her bir zaman diliminde asitliği artmakta ve özellikleri değişmektedir.
   Hatır için yağ almamalıyız. Bu tüketim maddesi önemli bir gıda maddesidir. Hatırla gönülle tüketilmemeli. Özellikleri ve lezzeti uygun olan yağlar seçilmelidir.
   Natürel sızma yağların altında biriken tortu bir üretim hatası değil aslında saflığın bir göstergesidir. Gerçek olmayan yağların büyük çoğunluğunda bu tortu oluşmaz ama yurdum insanı onu da simüle etmeyi başarmış olup 7-8 asitten dönme rafinajlık yağı “virgin” olarak pazarlamayı başarmışlardır.
   Tüketicinin yapabileceği hiçbir şey yok. Zira laboratuvar analizleri olmadan gerçeği ile sahteyi ayırmak son derece zor hatta imkansızdır. Görüldüğü gibi olay geliyor çatıyor güven meselesine.
   Ya bilinen köklü bir üreticiden ya yağ kooperatiflerinden (TARİŞ gibi) ya da bildiğiniz sizi aldatacağına ihtimal vermediğiniz tanıdıklarınızdan alıp güvenle kullanabilirsiniz. O tanıdıklarınız da tuzağa düşmüş ya da yanlış bilgilendirilmişse yapacak bir şeyiniz yok demektir. Ama her halükârda kostik ile ısıl işleme tabi tutulmuş %36 su barındıran Ayçiçek yağı tüketmekten iyi bir iş yaparsınız zeytinyağı tüketmekle.
   Çok da fazla olayın da içine girmeyin. Olayı toplumsal özgüven indeksine sabitleyin. Sadece zeytinyağı değil ki kandırılacağınız gıda ürünü neredeyse bütün temel gıda ürünleri böyle olabilir. Bu sebeple toplum olarak Devletin yasaları ile koruduğu bu konuları kontrol edip, eğer çiğneyen varsa istisnasız, indirimsiz ve ertelemesiz olarak cezalandırması için kamuoyu oluşturarak bu işin cezalarının caydırıcılığını takip etmek gerekmektedir.
 
   Şunu da belirtmeliyim ki, örneğin 3 litrelik bir zeytinyağı ambalajında miktar bilgisini font yüksekliği 6mm den küçük olması durumunun cezası halen 50.000.- TL olarak uygulanmaktadır. Dolayısı ile 174 gıda hattı çok ciddi çalışmaktadır ama…..
Evet ne diyeyim? Herkese afiyet olsun. Ben bir zeytinlik aldım vesselam. Bu kadar da ahkâm
kesebiliyorum. Ama söylediklerimin tamamı yaşanmış ve gerçek.
   Gönül ister ki ülkemizdeki bütün zeytin ağaçlarının zeytinini alalım ve bunun hepsini ekonomik değer olarak soframıza getirelim. Bu bolluğu faydaya çevirelim, köylümüzü ikna edelim ya da biz gidelim oralarda ellenmeyen bellenmeyen zeytin ağaçlarını madenlere, köprülere yollara, turistik tesislere kurban olmadan kurtaralım. Kurtaralım ki neslimiz sağlıklı, köyümüz bereketli, ceplerimiz dolu sofralarımız sağlıklı olsun.
   Ülkemizde bol bol bulunan hem mitolojik hem dinsel ve hem de kadim kültürlerin bildiği bu meyvenin kıymetini yeni nesillere aktaralım ve bizdekinin nedeyse yarısı kadar zeytin ağacı olan kuzey Afrika ülkelerinden zeytinyağı ithal edip komik duruma düşmeyelim.
   Unutmayın ekmeğinizi bandığınız zeytinyağının elde edildiği ağaç bundan 500-600 yıl önce de kim bilir belki bir saraya, belki bir asker mutfağına, belki de… evet evet sizin!! Atalarınızdan, soyunuzdan dedelerinize de aynı yağı verdi.
   Ha abi de olayın enternasyonal boyutu var. Nerede yarışmalar oluyor? Bu yarışmalara kimler hangi şartlarla katılıyor? Ele başları kim? Ülkemizden katılım var mı? Dereceler neler? Geçmiş yıllardaki ülke performansımız ne seviyede? Üreticilerimiz bu uluslararası bilinirlik anlamında Devlet tarafından destekleniyor mu?
Bunlar da yazılmalı. Yazılmalı ki. Zeytin memleketinde nasıl gariban kalmışız görülsün.
Gelecek sefere vakit olursa onu da yazacağım. Sağlıkla kalın.
 
Uğur Şerif PEKER
 
 
707 kez okundu
09.10.2019

Yorumlar